• Pardus projects in the Google Summer of Code

    Today we have received great news via dear Faik:

    Congratulations!

    Your organization “Pardus project” has been accepted in to the Google
    Summer of Code(tm) 2008. You have been assigned as primary point of
    contact and as an administrator for your organization.

    Please make sure you review the information we have on your
    organization and about you by logging in to the Google Summer of
    Code(tm) 2008 web application at
    http://code.google.com/soc/mentor_step1.html. You can then visit
    http://code.google.com/soc/mentor_home.html to make any updates to your
    organization profile. Make sure you are logged in using your Google
    Account.

    Thanks.

    – Your friendly Google Summer of Code administrators

    This is our second application for GSoC; alas, our first attempt was not succesful. I was not very optimistic about this one neither, and told so to my colleages just yesterday. I’m very happy to turn out to be wrong, and my heartly kudos to those who prepared the ideas page and the formal application; Faik, Gökçen and Pınar are the ones to get much of the credit.

    Now we are waiting for the student applications…

  • Bilişim Dergisi: “‘Organize İşler’ Bunlar…”

    Türkiye Bilişim Derneği‘nin Bilişim Dergisi‘ne yazdığım Özgürlük İçin… yazılarını gecikmeli olarak blog’umdan yayınlamaya devam edelim.

    Şubat ayının yazısı burada:

    “Organize İşler” Bunlar…

    Özgür yazılımın lisansı gereği bedava olmadığından söz etmiştik geçen yazımızda. Ancak, lisansının kullanıcıya sağladığı özgürlüklerin bir sonucu olarak pazar fiyatının sıfır olması son derece mantıklı. Siz GPL lisanslı bir ürünü 100’e satıyorsunuz diyelim. Rakibiniz ürünü sizden alıp 90’a satmaya başlayamaz mı? Başlar. Birisi de ondan alıp 80’e satar… Böyle böyle fiyat 0’a düşüverir, açık rekabet koşullarında. Yani bir anlamda özgürlük (as in freedom), bedava (as in free beer) olma halini yanında getirir. Haydi özgür yazılım geliştirenleri, zamanını ve kafasını vererek kod özgür yazanları bir kenara bırakalım; onların mutlaka bir motivasyonları vardır. Özgür yazılım üzerine iş kuranlara, bu işi iş (business) olarak yapanlara ne diyeceğiz?

    Pardus, özgür bir yazılım ürünü. Yukarıdaki mantıkla fiyatı sıfır olmak zorunda. Buna karşın Pardus proje ekibi olarak karşılığında para aldığımız işlere de giriyoruz, deyim yerindeyse “Pardus satıyoruz”, hem de sıfırdan farklı bir fiyata! Bunu ilk duyduğunda, özgür yazılım yaklaşımına biraz yabancı bir yöneticimiz, o günlerin popüler bir filmine gönderme yaparak, “Yahu, siz de ‘Organize İşler’e döndünüz!” deyivermişti. O günden beri özgür yazılım iş modellerinin geleneksel iş yaklaşımı gözünde nasıl anlaşılmaz olduğunu vurgulamak için kullanıyorum bu sözleri…

    Evet, özgür yazılım temelli bir iş kurmak, bu işten para kazanmak, hem de çok para kazanmak mümkün. En temel örneği en büyük özgür yazılım şirketi RedHat (www.redhat.com): Yıllık 500 milyon $’lık satışı ile 5 milyar $ civarında bir pazar değerine sahip. Ve temel ürünü, RedHat Enterprise Linux (RHEL) bir özgür yazılım ürünü! RedHat aslında yazılımı değil güncelleme hizmetini, desteğini ve marka kullanım hakkını satıyor. İsterseniz üründen RedHat markası ile ilgili tüm unsurları çıkarıp özgürce yeniden dağıtabilirsiniz, ki bunu yapanlar da var.

    Bir başka özgür yazılım başarı hikayesi veritabanı yazılımı MySQL (www.mysql.com), ve 75 milyon $’lık yıllık geliri ile önümüzdeki yıllarda halka açılmaya hazırlanan şirketi MySQL AB. MySQL bir özgür yazılım ürünü, internet üzerinden indirip kullanabiliyorsunuz. Ama tümüyle aynı ürünü özgür olmayan lisanslarla da satın alabiliyorsunuz, özellikle OEM üreticiler ve kimi kurumsal müşteriler bunu tercih ediyor. MySQL’in 5.000 civarında para ödeyen müşterisi var. Dikkat ediniz: Bedava olan ürünün birebir aynısı için para ödüyorlar.

    Pek enteresan bir başka örnek de ilk uzay turisti Mark Shuttleworth tarafından finanse edilen ve son zamanların en gözde Linux dağıtımı Ubuntu (www.ubuntu.com). İlk zamanlarda dünyanın her tarafından isteyene bir set CD gönderecek kadar büyük masrafları göze alan Ubuntu, şimdilerde kimi Dell bilgisayarlarında ön-yüklü işletim sistemi statüsünde gelir getiriyor. Ürün özgür, internetten indirilip kullanılabilir halde, buna karşın bir fiyatı var ve satılıyor…

    Bir de özgür yazılım ürününden değil de ilintili hizmetlerden para kazanan şirketler var. Bu şirketlerin iş modelleri sahipli (proprietary) yazılım kuzenlerinden çok da farklı değil. Neticede, yazılım yaşam döngüsünde danışmanlık, kurulum, özelleştirme, eğitim, destek, bakım vb hizmetler, ürünün sahipli ya da özgür olmasından bağımsız olarak, talep ediliyor ve satın alınıyor. Mutlaka özgür yazılım ve sahipli yazılım hizmet şirketlerinin üretim ve işleyiş süreçleri birbirinden farklılıklar gösterecektir, ama neticede yapılan şey hizmet satışı, burada sürpriz yok.

    Kısacası, fiyatı sıfır olan bir ürün çok ciddi bir işin temeline oturabiliyor. Bir Gartner çalışmasına göre, özgür yazılımın küresel pazardaki payı 2006’da %13’ten 2011’de %27’ye yükselecekmiş. Yani, özgür yazılım için 45 küsur milyar $’lık ek bir pazar potansiyeli varmış. Google, IBM, HP, Oracle başta olmak, ve hatta Microsoft da dahil olmak, üzere onlarca-yüzlerce dev-büyük-ufak şirketin özgür yazılım üretim süreci ve özgür yazılım iş modelleri üzerine kafa patlatmasının nedeni bu işte. Gerçekten de “Organize İşler” bunlar…

  • OOXML Üzerine İki Görüş

    Microsoft tarafından geliştirilen ve ECMA tarafından uluslararası standart haline getirilerek tahsisli yoldan (fast track) ISO standardı olarak kabul görmesi için ISO’ya sunulan OOXML doküman format belirtiminin macerası sona yaklaşıyor. Gelecek hafta ulusal standart örgütleri Cenevre’de biraraya gelerek Eylül ayında yapılan ve OOXML’in standart haline gelmemesi yönünde sonuçlanan oylamanın son karar toplantısını (BRM – Ballot Resolution Meeting) yapacaklar.

    Türkiye, bildiğiniz üzere, Eylül ayında yapılan oylamada EVET oyu kullanmıştı. İki ayı aşkın süredir bir yandan Özgürlük İçin portalı, bir yandan da Pardus projesi ve UEKAE olarak bu oyun yeniden gözden geçirilmesi ve HAYIR olarak değiştirilmesi yönünde çeşitli bilgilendirme çalışmaları ve kampanyalar düzenliyoruz. Ne yazık ki, tüm çağrılarımıza rağmen, Özgürlük İçin dışında, sivil toplum örgütlerinden güçlü bir ses çıkaramadık konuda. TSE’nin görüş istediği kamu kurumları, özel firmalar, sivil toplum örgütleri ve üniversitelerin kimisinden de hayli güçlü olumsuz raporlar gittiğinden haberdarız. Şimdi beklentimiz konunun tüm paydaşlarının dahil olacağı genel bir ulusal değerlendirme toplantısı yapılması ve Türkiye’nin oyunun konsensüs ile olmasa bile katılımcı bir şekilde belirlenmesi. TSE, bu tip bir toplantıyı 21 Ocak’ta yapmayı planlamış, ama aralarında bizim de bulunduğumuz çeşitli paydaşların talebi doğrultusunda daha ileri bir tarihe ertelemişti. Önümüzde üç iş günü kaldı, ama TSE’den henüz bir ses yok bu konuda.

    Bu blogun ulaştığı tüm kişilerden ricam, TSE’nin ilgili birimlerine (Standart Hazırlama Merkezi, Uluslararası Standartlar Müdürlüğü ve Bilgi İşlem Dairesi) erişerek OOXML formatının bir ISO standardı olmasına karşı olduğunuzu, Türkiye’nin Eylül ayında verdiği EVET oyunu değiştirmesi gerektiğini düşündüğünüzü, ulusal oyun belirlenmesi sürecinin açık, şeffaf ve katılımcı bir yöntemle yürütülmesini talep ettiğinizi belirtmeniz. Unutmayın, TSE bu konuda bir karşı taraf, ya da hasım değil; birlikte çalışmamız ve ikna etmemiz gereken bir paydaşımız. ÖZellikle suçlayıcı ve gerginlik yaratıcı ifadeler kullanmaktan kaçının; zaten kullanmazsınız ya, ben yine de hatırlatayım dedim 🙂

    Son olarak, konu şeffaflıktan açılmışken, Eylül ayındaki oylamaya TSE tarafından gönderilen yorum belgesini ve Pardus projesi ve kullanıcılarının görüşü olarak geçen hafta TSE’ye iletilen bilgi notunu sizlerle paylaşayım. Kişisel karar ve görüşünüzü oluşturmanıza yardımcı olabilir…

  • Özgür Yazılım’ın 2007’si ve 2008’i

    Sevgili Görkem Çetin, 2004 yılı sonunda turk.internet.com için hazırladığı Linux ve Açık Yazılım’da 2004 Değerlendirmesi başlıklı yazısını nostalji babından paylaşmış bizlerle. Pardus Çalışan CD’nin hemen arefesinde yayımlanan yazıda 2005 radar ekranında Pardus’un görünmemesi üzücü tabii, ama ben başka birşey anlatacağım: turk.internet.com bu yılki CEO Dosyası için benden de bir yazı istedi, ben de özgür yazılım ve Pardus için 2007 nasıl geçti ve 2008’den neler bekliyoruz minvalde birşeyler kaleme aldım. Yazı henüz yayınlanmadı, belki de yayınlanmaz 😦 Ben de, her zaman olduğu gibi, buradan paylaşmak istedim. Huzurlarınızda:

    Pardus projesi oldukça genç bir proje ve oluşum. Bu nedenle her yıl bize ayrı
    bir heyecan veriyor ve büyük değişiklerle geliyor: 2005 yılı, o zamanlar
    Uludağ adını verdiğimiz, projemizin kavram düzeyinden gerçekleşme düzeyine
    geçmesine tanıklık etti. 2005 başlarında Pardus Çalışan CD’yi yayımladık.
    Küçük, fakat çok yetenekli bir ekip ve az sayıda katkıcı ile tüm gücümüzü
    kurulan sürümümüzü geliştirmeye verdik. 2006 yılı ise Pardus 1.0’ı getirdi.
    Bu aşamada Pardus teknolojileri adını verdiğimiz PiSi, Çomar gibi bileşenler
    geliştirilmiş, temel masaüstü gereksinimlerini karşılayacak yazılımlar Pardus
    için paketlenmişti. 2007 yılında sıra yeni ve çok daha üstün Pardus
    2007’deydi. Bu süreç öncekilerine göre daha sıkıntılıydı; hayli yüklü
    kodlarımızı çöpe atıp yeniden yazma yoluna girdik, ekipten ayrılanlar ve yeni
    katılanlar oldu, sözün kısası umduğumuzdan çok daha uzun sürdü.

    2007 yılı başlarken elimizde Pardus 2007 gibi gelişmiş bir ürün, Milli Savunma
    Bakanlığı Asker Alma Dairesi’nin (ASAL) tüm birimlerinde Pardus kullanma
    kararı gibi önemli bir proje ve sağlıklı bir şekilde büyüyen çekirdek ekip ve
    gönüllü geliştirici camiası vardı. Geçtiğimiz yıl temelde bu güçlü yönlerimiz
    üzerinde sürprizlerden ve büyük yön değişikliklerinden uzak bir gelişme ve
    olgunlaşma politikası izledik. Üç aylık periyotlarda güncelleme sürümleri
    çıkarmaya başladık (Anadolu’nun nesli tehlikedeki vahşi kedilerine ithaf
    ettiğimiz Felis Chaus, Caracal Caracal ve Lynx Lynx). Ve nihayet ASAL
    projesindeki yükümlülüklerimizi yerine getirirken ve diğer bazı potansiyel iş
    ortaklarımızla çalışırken bizden beklenenleri ve taahhüt ettiklerimizi
    yapmanın yanı sıra, özgür yazılım geliştirme modelinin hem çözüm
    ortaklarımıza ve hem de kurumsal kullanıcılara sağlayacağı yararları en üst
    düzeyde tutmaya çaba sarfettik. 2007 yılının sürprizi hiç
    kuşkusuz aylık popüler bilgisayar dergilerinin dikkatini çekmemiz ve yıl
    boyunca yarım milyonun üzerinde Pardus CD ve ISO görüntüsünün bu dergiler ile
    kullanıcılara dağıtılması oldu. Genel bir değerlendirme ile 2007 yılından
    beklediklerimizi bulduk ve bu da Pardus projesinin sürdürülebilirliği
    açısından önemli bir gelişme.

    Dünyada 2007’ye baktığımızda özgür yazılım açısından en önemli gelişme
    satınalmaların hızlanması oldu. 2008 yılı başına sarkan MySQL AB’nin Sun
    tarafından alınmasını da kapsarsak milyarlarca dolar değerinde ve çok önemli
    özgür yazılım ürünlerinin ilişkili olduğu finansal hareketlerdi bunlar. Bu,
    bir yandan özgür yazılımın gelecek için ne derece önemli ve anlamlı olduğunu,
    diğer yandan da geleneksel bilişim şirketlerinin özgür yazılım iş modellerini
    nasıl üst düzeyde değerlendirdiklerini göstermesi açısından önemli. Ayrıca
    Linux ön-yüklü masaüstü ve dizüstü sistemlerinin yaygınlaşması da 2007’nin
    sevindirici gelişmelerinden. Masaüstü ortamlarında Linux’un hakettiği
    yaygınlaşmaya ulaşmasının önündeki temel engellerden biri kullanıcıya hazır
    gelen sistemlerde başka işletim sistemlerinin ön-yüklü olması idi, bu durumun
    önümüzdeki yıllarda değişeceğini şimdiden rahatlıkla söyleyebiliriz. 2007’de
    gelişen ve 2008’de sonuçlanacak bir başka önemli olay da Office OpenXML
    doküman formatı belirtiminin ISO standardizasyonu yolundaki ilk adımda
    olumsuz yanıt alması oldu. Mevcut bir ISO standardı varken (ISO 26300, yani
    Open Document Format – ODF) Microsoft’un kendi ofis setinde kullandığı
    formatı bir uluslararası açık standart olarak tescil ettirmeye çalışması
    çabaları şimdilik sonuçsuz kaldı. Son karar 2008 Şubat’ında verilecek.
    Bilgiye özgürce erişebilmenin garantisi olan açık standartların önemini ne
    kadar vurgulasak azdır.

    2008 ile ilgili olarak neler söyleyebilirim? Öncelikle, Pardus 2008 için
    çalışmalarımızın son hızla devam ettiğini belirteyim, her ne kadar aşikar
    olsa da. Pardus 2008, yılın ilk yarısında yayımlanacak ve Pardus 2007’ye göre
    özellikle kullanışılık ve donanım tanıma açısından önemli gelişmeler
    barındıracak. Hemen ardından Pardus 2009 için çalışmalara başlayacağız. Bu
    yıl başlarında yayımlanan yeni masaüstü ortamı KDE4’ün görsel güzellikleri
    ile işlevsel ve kullanışlılık özelliklerini Pardus kullanıcılarına en kısa
    zamanda ulaştırmayı hedefliyoruz. Bunun için bir yandan KDE4’ün kararlı
    dağıtımlarda kullanılabilir bir sürümünün yayınlanmasını beklerken, diğer
    yandan da tüm Pardus teknolojilerini bu yeni ortama geçirmeyi planlıyoruz.
    Gerek Pardus 2008’in yıl içinde yayımlanacak olması, gerekse yıl sonunda KDE4
    geçişinin tamamlanacağı yönündeki beklentimiz doğrultusunda, Pardus 2008 için
    yalnızca iki güncelleme sürümü öngörüyoruz, yani Pardus 2008.1 ve 2008.2.
    2008 yılı içerisinde Pardus ön-yüklü sistemlerin piyasaya çıkması ile ilgili
    ciddi beklentilerimiz var, çalışmalarımız sürüyor.

    Kurumsal alanda ASAL sisteminin kullanıma girmesi ile ilk büyük Pardus projesi
    hayata geçmiş olacak. Bu gerek bizim için, gerekse ASAL örneğini incelemekte
    olan diğer potansiyel kurumsal kullanıcılar için önemli bir aşama olacak.
    ASAL projesinde, teknolojik açıdan tümüyle hakim olduğumuz PiSi, ÇOMAR, vb.
    Pardus teknolojilerinin kullanıcı gereksinimlerine nasıl hızla ve büyük bir
    esneklikle uyarlanabileceğini gösterdik. Bu, projenin başlangıç aşamasında
    özgür yazılım geliştirme süreci ve özgün Pardus teknolojileri geliştirme
    yönünde verdiğimiz kararlarının ne derece yerinde olduğunun bir sağlaması
    oldu. Artık gerek Pardus ekibinden ve gerekse çözüm ortaklarımızdan hizmet ve
    destek alacak kurumsal kullanıcıların alternatiflere göre daha hızlı, daha
    esnek ve daha maliyet etkin çözümlere kavuşabileceklerini söylerken daha
    güçlü bir dayanağımız var. Çözüm ortaklarından bahsederken 2008 yılında
    birden çok alanda birden çok ortak ile çalışmaya başlayacağımızı da şimdiden
    müjdeleyeyim. 2008 yılı “Pardus ekonomisi”nin temelinin atıldığı dönem
    olacak.

    2008 yılı içerisinde Türkiye’de özgür yazılım arenasında sesi çıkan
    aktörlerin, özellikle sivil toplum oluşumları ile bağlantısız izleme ve
    değerlendirme organlarının sayısının artacağını da tahmin ve temenni
    ediyoruz. Pardus dahil olmak üzere mevcut aktörlerin tümünün icrada bulunan
    ve çoğunun ticari faaliyet gösteren oluşumlar olduğunu söylersek, bu yeni
    oyuncuların ne derece önemli olduğunu vurgulamış oluruz. Gerek kamu ve
    gerekse sivil toplum alanında özgür yazılım ekosistemi ile ilişki içerisinde
    olacak oluşumları merakla ve sabırsızlıkla bekliyoruz.

  • Ah mazi…

    Uzunca bir zamandır Enstitü’de bir dizi plastik kasada duran ofis malzemelerimi yeni Pardus ofisindeki masama yerleştirme çalışmalarına, uzunca süren ertelemeler sonunda, yeniden başladım geçtiğimiz gün. Ve kaderin bir cilvesi ile şu aşağıda görülen sayfa geldi elime. Tarihi, başlığı, içeriği hayli manidar… Geçelim birer birer üzerinden!

    Tarih, 8 Şubat 2004. Yani tam dört yıl önce. Ulusal Dağıtım projesi start alalı topu topu beş ay, teknik çekirdeği oluşturacak sevgili Barış Metin ve Serdar Köylü aramıza katılalı ise yalnızca bir buçuk ay olmuş. Ulusal Dağıtım’ın yalnızca bir olurluk çalışması ve proje planlaması olarak kalmaması; tam tersine ürünü merkeze alan bir geliştirme projesi haline gelmesi gereğine kararı Kasım sonlarında verilmiş. O zamanlar proje yöneticimiz olan sevgili Alp Öztarhan ile berbar, ve sevgili Görkem Çetin’in referansı ile, sevgili Barış Metin ile TÜBİDER merkezinde, sevgili Serdar “Hoca” Köylü ile de Nişantaşı’nda bir kafede görüşmüşüz. Her ikisinden de OK almış ve hızla UEKAE’de işe başlatmışız. Proje başlangıcından itibaren bizimle olan sevgili Ayşe Genç ile sevgili Zerrin Çakmakkaya ile birlikte, bize danışmanlık hizmeti verecek olan Görkem ile birlikte tam yedi cüceyiz…

    Aradan dört yıl geçmiş… Yedi cüceden bir tek ben kalmışım Pardus projesinin UEKAE ekibinde. Önce sevgili Alp, ardından sevgili Ayşe ve Zerrin ayrıldılar bizden. Serdar Hoca izledi kızlarımızı. Sevgili Barış, iki ana sürüm görüp uzunca bir süre benim zorumla teknik direktörlük yaptıktan sonra bir yıla yaklaşan bir süre önce, yalnızca profesyonel bağlantısını kopararak, Enstitü’den ayrıldı. Sevgili Görkem bir göründü, bir kayboldu; çoğu zaman önceden uyarmadan 🙂 Aslında onu hiçbir zaman projenin resmi bir çalışanı yapamadık, bizim ilk katkıcımızdı… İkinci nesil ekip elemanlarımızdan ayrılmalar bile başladı, sevgili Gürer-san ile. Ben, ne hikmetse, çakıldım kaldım burada.

     

    Başlık: “Uludağ Haritası / İş Bölümü” O zamanlar projenin adı Ulusal Dağıtım. Aslında UEKAE’deki resmi isim ÖZgür yazılım Geliştirme ve ÜRetim projesi, yani ÖZGÜR; ama bizim aramızda ve uludag.org.tr alanadı ile internet camiasında adı Uludağ.O zamanlar ne Uludağ Üniversitesi ile karıştırılacağı ve pekçok kişiden “Uludağ Üniversitesi’nde geliştiriliyor değil mi?” benzeri sorular duyacağımızı düşünebiliyoruz; ne de Efsane Gazoz ile (ve diğer pekçok ürün ile) isim çakışmasından dolayı markalaşma sorunlarına neden olacağından. Gerçi daha o zamandan işletim sistemi için farklı bir isim, marka gereğini duymuşuz.

    Yukarıda emektar Palm’ımdan iki notun resmi. Soldaki daha Enstitü’ye katılmadan, sevgili Alp ile bir çamlık toplantısında kotarılmış bir not, ÖZGÜR’ün kaynağı, gün 28 Ağustos 2003. Sağdaki ise Ekim 2003’te çeşitli günlerde çiziktirilmiş, işletim sistemi için isim önerileri. İlk sırada arslanlar gibi PARS duruyor. Tabii sonrasında, 2005 Ocak’ında, Pars markasının tescil sorunları nedeniyle iki harf eklenmiş, Pardus olmuş, ne gam! En enteresan durum ise ben bu notu yazmadan aylar önce, sevgili Barış Metin’in Gelecek sonrası tek başına üzerinde çalışmaya başladığı, ve fakat fazla bir ilerleme kaydetmediği, Linux dağıtımı için Pars adını uygun görmesi. Kaderin bir başka cilvesi de bu olsa gerek 🙂

    Gelelim grafiğin içeriğine… Aslında en heyecanlı kısım da bu. O kadar çok şey var ki bir A4 kağıdına sığmış. Sol alt köşede Uludağ projesinin logosu görülüyor, sevgili Alp’in çiziktirdiği bir dağ (Uludağ, di mi ama?!?) resminin arkasına oturtulmuş meşhur Tux’ımız. Uzunca bir zaman projeyi anlatan tek görselimiz buydu. Var mı şimdi anımsayan? Sonra malum haritaya gelelim: Kısacası Ocak-Şubat 2004 döneminde Pardus üretimi işini nasıl algıladığımız ve bu algıyı nasıl kağıt üzerine geçirdiğimize dair bir belge. Aslında bu harita bir dizinin üyesi. Dizide, örneğin, bu haritadaki işleri temel özelliklerine göre katmanlara (çekirdek, gösterim ve yardımcı katmanlar) gruplayan bir başka harita daha var. Ya da paket yönetim sistemi (PiSi, o zamanki adı ile U-PIE: Uludağ Package Installer and Extractor), yapılandırma araçları (ÇOMAR, o zamanki adı ile LiDOR: Linux Dynamic Object Reconfigurator) ve kurulum sisteminin (YALI, o zaman da şimdi de) bu haritaya izdüşümlerini gösteren bir harita. Yapılacak işleri “yazılım”, “kullanışlılık” ve “çeviri” gibi üç ana gruba ayıran ve bu grupları haritanın üzerine yayan bir harita da. Son harita da yukarıda verdiğim, iş bölümü haritası…

    Arkeolojik ve etnografik açıdan harita ile biraz daha yakından ilgilenmeyi yararlı görüyorum: İş bölümünde sevgili Görkem’e ait olan çöp adamcıklar sonradan kurşun kalemle karalanmış. Sanırım harita hazırlanıp sunulduktan sonra Görkem’in Penguen Yazılım rüzgarına yelken açtığını haber almıştık, güncelleme elle yapılmış. Pardus teknolojilerinin yeni isimlerini birkaç hafta sonra belli olduğunda elle eklenmişler, yoğun olarak bağlantılı oldukları kutucuklara: PiSi, ÇOMAR ve YALI. Aşağıda bir yerde kırmızı kalemle yazılmış mikro bir “97” okunuyor, ne anlama geldiği konusunda en ufak bir fikrim yok 😦 Yine İnsan-Bilgisayar Etkileşimi kutusuna elle birşey çizilmiş, sanki değişik bir “OK”i andırıyor, büyük olasılıkla benim el yazım değil, belki de öyledir. Nedeni, niçini yine meçhul… Katkıcı İlişkileri paketinde sevgili Alp çöp adamının yanına kırmızı kalemle bir “+” çizmişim, herhalde o alana ağırlık vermek gerektiğini belirtircesine. Hem bu kutuya, hem de Paketler kutusuna da özenle birer kırmızı “!” kondurmuşum, önemlerine binaen olsa gerek. Bir de Türkçe kutusuna, bu kez yeşil kalemle, bir “+” gelmiş. Herhalde sevgili Görkem’in uzaklaşması ardından bu kısmın sorumluluğunu alacak birisini bulmak gereğinden hareketle. Her taraf bir başka işaret, her taş altında bir başka tarih! Hoş…

    O sıralarda Enstitü’de projenin gidişatını izleyen ve önerilerde bulunan bir Yönlendirme Komitesi (kısaca YönK) vardı. Projenin hemen tüm elemanları Enstitü dışından geldiklerinden ayakları yere basabilsin diye. Bu YönK’e Eylül 2004’de yaptığımız sunumdan yukarıdaki slayt çarptı gözüme, herhalde Pardus’un teknik süreç işleyişine dair ilk derli toplu belgemiz. Bu resim daha sonra pekçok sunumda kullanıldı, neredeyse yıllarca. Şimdi bakınca biraz temenni niteliğinde görünüyor, gerçekleş(e)memiş. Ama zaten köprünün altından çok sular aktı… Yine bir YönK sunumunda Pardus yol haritası çarptı gözüme, iki yıllık bir gecikmeyi saymazsak (arada çıkan Çalışan CD ve çıkarlık dönemimiz sayılacak 1.0 sığmış bu gecikmeye, hafife almayın). Pardus 2007 ile girdiğimi kalfalık dönemimiz devam ediyor, ustalık için daha biraz zamanımız var…

    Son kare de www.uludag.org.tr sitesinin hemen ilk hali ile ilgili. Hedefimiz ve amaçlarımız sıralanmış, Proje Ana Sözleşmesi‘nde de yazdığımız ve hala geçerliliğini koruyan şekli ile. Ya öngörümüz pek kuvvetliymiş, ya da dört yıl tembellik yapmışız 😛

    Koca dört yıl! Muhasebesi yapılmaya başlanmış, ama daha da çok yapılacak koca dört yıl… Ah mazi!

  • Pardus Marka Politikası – Taslak Belge

    Pardus Marka Politikası taslak belgesi, Ubuntu Trademark Policy temel alınarak oluşturulmuş, dar bir çevreden aldığım görüşler doğrultusunda biraz geliştirilmiş ve bir tur daha
    gözden geçirildikten sonra TÜBİTAK Hukuk Bürosu görüş ve onayına sunulmaya hazır hale gelecek şekle gelmiştir. Birkaç saptama:

    1. Belgenin serbesti ve sınırları üzerinde değişiklik yapmak için çok sağlam bir şekilde ikna olmam gerekiyor. Temel politikalar türev işleri olabildiğince kolay hale getirirken Pardus marka ve işaretlerinin izinsiz ve yanlış kullanımını son derece sıkı bir şekilde engellemeyi hedeflemektedir.
    2. Özellikle karmaşık ifade ve süreçler, yanlış anlaşılmaya müsait noktalar, atlanmış ibareler, … gibi noktalarda yorum ve eleştirilerinizi bekliyorum.
    3. İlk iki maddeye rağmen temel politikalar konusunda endişe ve çekinceleriniz varsa lütfen bunları da belirtin. Olabildiğince açık bir süreçle ve özellikle türev işleri geliştireceğini tahmin ettiğim katkıcılarımızın dahil olacağı bir şekilde son halini alsın istiyorum.
    4. Bu blogu takip etmeyen, fakat belgeyi incelemesinde yarar olduğunu
      düşündüğünüz kişiler varsa bu sayfayı lütfen onlarla da paylaşın. Ne kadar fazla göz, o kadar iyi sonuç!

      … şimdi de feragat ve taahhüt maddeleri:

    5. Bu belge henüz resmiyet kazanmış, TÜBİTAK ya da UEKAE’nin herhangi bir yönetsel organı tarafından kabul görmüş değildir. Bu belgenin resmiyet kazanması yalnızca bir olasılık olup kesin değildir. Bu belgenin ya da minör değişiklikler almış bir halinin resmiyet kazanmamasından dolayı oluşacak zararlardan TÜBİTAK ve UEKAE sorumlu tutulamaz. Ben de sorumlu tutulamam 😛
    6. Buna karşın, bu belgedeki ibarelerin resmiyet kazanması olasılığı mevcuttur. Bu ibarelerden haberdar olup da belgenin resmiyet kazanması öncesinde bu ibarelere aykırı eylemlerde bulunanlar, bu eylemlerinden dolayı, bu eylemlerde ibarelerin resmiyet kazanması sonrasında bulunmuşlarcasına
      sorumlu tutulacaklardır. Eğer bu kaydı kabul etmiyorsanız BELGEYİ OKUMAYIN, BELGE İÇİNDEKİ BİLGİLERDEN HERHANGİ BİR YOL İLE HABERDAR OLMAYIN VEYA BU BİLGİLERE MARUZ KALMAYI KABUL ETMEYİN. Belgeyi okumanız ya da içindeki bilgilerden herhangi bir yol ile haberdar olmanız ya da bu bilgilerde maruz kalmanız durumunda bu maddenin başındaki sorumluluğu kabul etmiş olmanız
      anlamına gelecektir.

      … ve son olarak beklenen maddeler:

    7. Belge üzerindeki görüşlerinizi YORUM OLARAK aşağıya girin ya da erişebilirseniz DOĞRUDAN BANA GÖNDERİN.
    8. Belgeye erişmeden önce yukarıdaki maddelerin tümünü okuduğunuzdan ve anladığınızdan ve kabul ettiğinizden emin olun.

    Ve işte meşhur belge:

    Pardus Marka Politikası

    “Bu marka politikası, Ubuntu Trademark Policy belgesi temel alınarak oluşturulmuş ve CC-BY-SA şeklinde lisanslanmıştır. Kendi projenizin marka politikasını bu belgeyi temel alarak oluşturabilirsiniz, ancak bu durumda değişikliklerinizi başkalarının da kullanmasına izin vermeniz ve Ubuntu projesini orijinal kaynak, Pardus projesini de kaynak olarak göstermeniz gerekmektedir.”

    Pardus marka politikasının amacı Pardus markası ve ürünlerinin Pardus camiası tarafından yaygın bir şekilde kullanımını teşvik ederken, bu kullanımı Pardus kullanıcıları ve kamunun yanlış algılamasına neden olmayacak, markanın görünüm ve ününü gözeterek değerini koruyacak ve uygunsuz ve izinsiz kullanımı engelleyecek şekilde kontrol altında tutmaktır.

    Aşağıdaki bölümler nelerin yapılabileceğini, nelerin yapılamayacağını ve izin alınması gereken durumları açıklamaktadır. Herhangi bir şüphe durumunda marka (AT) pardus.org.tr adresinden bizimle bağlantıya geçebilirsiniz.

    Markalar

    Pardus, TÜBİTAK’ın tescilli markasıdır. Tesciller isim, logotip ve logo şeklinde yapılmıştır. Bu politika, kelime ve şekil olarak tüm markaları kapsar ve bunlar bundan sonra “Markalar” olarak anılacaktır. Pardus ile başlayan ya da biten, ya da ses ya da harf dizilimi açısından Pardus’u andıran markaların, Pardus logosundan türetilmiş ya da Pardus logosunu andıran logoların kullanımı için TÜBİTAK’tan açık yazılı izin alınması gerekmektedir.

    Makul Kullanım

    Markalar’ın bazı kullanım şekilleri makul kullanım sınırları dahilindedir ve bunlar için TÜBİTAK’tan açık yazılı izin alınması gerekmez.

    Camia İşleri. Pardus tümüyle camiası için ve kısmen camiası tarafından üretilmektedir. Markalar’ı camia tarafından tartışma, geliştirme, destek ve tanıtım için kullanılması kaydıyla tüm camia ile paylaşıyoruz. Özgür yazılım tartışma, destek ve geliştirme çabalarının genellikle ticari olmayan bir nitelikte olduğunu gözlüyoruz ve Markalar’ın bu bağlamda kullanılmasına izin veriyoruz. Bu çeşit kullanım için:

    • Markalar’ın aşağıda sıralanan Logo Kullanım Kuralları’na uygun bir şekilde kullanılıyor olması,
    • kullanımın doğrudan ya da dolaylı olarak ticari bir niyet gütmemesi,
    • sözü edilen ürünün gerçekten Pardus olması (eğer bir kimse Pardus olmayan birşeyin Pardus olduğu sanısına kapılıyorsa, büyük olasılıkla yanlış birşey yapıyorsunuzdur),
    • projenizin (TÜBİTAK tarafından böyle bir onay var olmadığı durumlarda) Pardus projesi tarafından onaylandığı, desteklendiği ya da Pardus projesi ile bağlantılı olduğu şeklinde (söz ya da görünüm yolu ile) bir ima olmaması

    gerekmektedir.

    Türev ürünler. Pardus’un kullanıcılarının belirli gereksinimlerine göre özelleştirilebilmesi özgür yazılımın, dolayısı ile Pardus’un temel özelliklerindedir. Pardus’un özelleştirilmesi ve türetilmesini teşvik etmekle birlikte, bu özgürlüğü Markalar’ın bütünlüğü ve temsil ettikleri kalite algısı ile dengelemek zorundayız. Bu dengeyi sağlamak ve korumak amacıyla aşağıdaki tanım ve kuralları oluşturduk.

    Bir “Seçki” kavramını tanıyor ve teşvik ediyoruz. Seçkiler Pardus’tan türetilmişlerdir ve Pardus’un sahip olduğu tüm yazılım ve donanım onay ve sertifikalarının Seçkiler’e de uyarlanabilmesi beklenmektedir. Bu nedenle, Markalar’ın makul kullanımına dahil olabilmesi için Seçkiler ile resmi Pardus ürünü arasındaki değişikliklerin en aza indirilmesi gerekmektedir. Bu değişiklikler mevcut Pardus teknolojileri kullanılarak oluşturulmuş yapılandırma değişiklikleri, farklı görsel ürünlerin kullanımı ya da değişik paket seçimleri olabilir. Bir Seçki Pardus depolarından (stable ya da contrib depoları) eklenmiş yeni paketler içerebilir, ya da öntanımlı yüklü paketlerin kimilerini içermeyebilir. Ancak, altyapı bileşenlerinin, paylaşımlı kütüphanelerin, masaüstü bileşenlerinin değiştirilmesi, Pardus teknolojileri ürünlerinin (YALI, PiSi, ÇOMAR, Tasma, vb.) değiştirilmesi ya da çıkarılması, Pardus projesi tarafından onaylanmamış depolardan ya da bağımsız paketlerin eklenmesi ile elde edilen bir türev ürün, Markalar’ın kullanabilmesi için kabul edilenden daha fazla değişiklik içermektedir. Bu durumda ürün için Seçki isminin ve Markalar’ın kullanılması mümkün olamaz.

    Bu cümleden olarak, eğer bir Pardus türevi oluşturuyorsanız, son ürününüzde Markalar’ın kullanılabilmesi için:

    • değişikliklerin en az ve önemsiz olması,
    • yeni ürünün doğrudan ya da dolaylı olarak ticari bir niyet gütmemesi,
    • Markalar’ın projenizin Pardus kaynakları ile ilişkili bir geliştirme çalışması olduğunu, buna karşın Pardus projesi tarafından dağıtılmakta olan resmi Pardus ürünü olmadığını açıkça belirtecek şekilde kullanılması,
    • ürününüzün (TÜBİTAK tarafından böyle bir onay var olmadığı durumlarda) Pardus projesi tarafından onaylandığı, desteklendiği ya da Pardus projesi ile bağlantılı olduğu şeklinde (söz ya da görünüm yolu ile) bir ima olmaması

    gerekmektedir. Bu kapsamdaki ürünler için kabul edilebilir isimlendirme “Seçki” (ya da “Remix”) ibaresini içermek zorundadır. Örneğin, yazılım geliştiriciler için gerekli araçları paketleyen bir ürün “Pardus Geliştirici Seçkisi” ya da “Pardus Developer Remix”, ya da Arapça dil paketi ile oluşturulmuş bir ürün “Pardus Arapça Seçkisi” ya da “Pardus Arabic Remix” ismini taşıyabilir. “Sürüm”, “Dağıtım” ya da “Version”, “Edition” benzeri ibareler kullanılmamalıdır, çünkü bu sözcüklerin Pardus projesinde belirlenmiş anlamları vardır. Ayrıca “Pardus” ismine eklenecek ön ekler ve son eklerle türetilmiş sözcüklerden de kaçınılmalıdır. “Seçki” dışındaki herhangi bir adlandırma, her halükarda TÜBİTAK’ın açık yazılı iznini gerektirmektedir.

    Eğer Pardus temelli ürününüz yukarıda tanımlanan “Seçki”den daha büyük değişiklikler içeriyorsa projenizin “Pardus temelli”, “Pardus türevi”, “Pardus’tan türetilmiş” olduğunu belirtebilirsiniz (ve belirtmeniz teşvik edilmektedir), ancak ürününüzden söz ederken ya da ürününüzü tanımlarken Markalar’ı kullanamazsınız. Eğer aşağıda Marka Lisansı Gerektiren Sınırlı Kullanım bölümünde belirtilen gerekleri yerine getirir ve tarif edilen süreci tamamlarsanız, Markalar’ı da kullanabilirsiniz. Böyle durumlarda dahi, projenizin Pardus projesinden farkının değişmesi durumunda marka lisansınız iptal edilebilir. Yeni çekirdek, yeni masaüstü ortamı, Pardus projesi tarafından onaylanmamış depolardan ya da bağımsız paketler, ya da teknik kaliteyi ve kullanıcı deneyimini önemli bir şekilde etkileyebilecek herhangi bir değişiklik içeren projelerin marka lisansı alması olasılığı hayli düşüktür. (Eğer ürününüze Pardus projesi tarafından onaylanmamış depolardan ya da bağımsız paketler eklemeyi planlıyorsanız, camia süreçlerine dahil olmanızı ve bu paketleri onaylı depolara yerleştirecek şekilde paket sorumluluklarını üstlenmenizi tavsiye ediyoruz.)

    Pardus üzerine ya da Pardus için geliştirme. Eğer Pardus ile ya da Pardus üzerinde çalıştırılmak üzere bir yazılım geliştiriyorsanız Pardus ismini ürününüzün kullanım amacı ile bağlantılı bir şekilde kullanabilirsiniz. Örneğin, Pardus için sistem yönetim araçları geliştiriyorsanız makul proje isimleri “Pardus Sistem Yönetimi”, “Pardus Temelli Sistem Yönetimi”, ya da “System Management for Pardus”, “Pardus Based Systems Management” olabilir. Sorunlu olabilecek “PardusMan”, “Pardus Yönetim”, “PardusMgr”, “ManagePardus” vb. Pardus kelimesinden türetilmiş proje isimlerinin kullanılmamasını tavsiye ediyoruz. Bununla birlikte Markalar’ı projenizin ya da ürününüzün (TÜBİTAK tarafından böyle bir onay var olmadığı durumlarda) Pardus projesi tarafından onaylandığı, desteklendiği ya da Pardus projesi ile bağlantılı olduğu imasını (söz ya da görünüm yolu ile) verecek şekilde kullanmanız, haksız ya da muğlak bir şekilde Pardus projesinin markası ya da iyi niyetini suistimal edeceğinden, mümkün değildir.

    Yorum, eleştiri, tartışma ve atıf. Markalar ürün ya da projenin kaynağını belirlemek ya da Pardus projesi tarafından kabulünü belirtmek amacıyla kullanım için tasarlanmıştır. Bir kullanıcı Pardus ismini taşıyan bir ürün edindiğinde bu ürünün Pardus projesinden geldiğini bilmektedir. Bu sayede Pardus olan ve olmayan arasında bir muğlaklığa fırsat vermeden güçlü bir marka oluşturmak mümkün olabilecektir. Yorum, eleştiri, tartışma, vb. bağlamlarda Markalar’ın kullanımı, böylesine bir kabulü ima etmediği sürece, makul sayılır. Herkes Pardus hakkında makaleler yazmak, web siteleri ve bloglar yaratmak, ya da konuşmakta özgürdür. Ancak Pardus’la herhangi bir tanışıklığı olmayanlar dahil herkesin bu bağlamda Pardus’a atıf yapıldığını, özellikle Pardus projesi ya da TÜBİTAK adına hareket edilmediğini açıkça anlayabilmesi esastır.

    Özgür yazılım camiası tarafından tüm kullanımı izleme ve tartışma ve iyi niyetli ticari olmayan geliştirme sınırlarını aşan kullanıma itiraz etme hakkını saklı tutuyoruz. Her halükarda bir proje özgür yazılım olmaktan çıkar ya da bir ticari oluşum haline gelirse, bu politika dokümanı Markalar’ın bu proje ve ürünleri tarafından kullanımına izin vermemektedir.

    Marka Lisansı Gerektiren Sınırlı Kullanım

    Yukarıda izin verilenler dışında Markalar’ın her türlü kullanımı TÜBİTAK’ın açık ve yazılı onayını gerektirmektedir. Bu tür kullanımlar:

    • her türlü ticari faaliyet,
    • bir Pardus ürünü içeren ya da kullanan ve ticari amaç güden her türlü yazılım,
    • bir alan adı (domain name) ya da URL içerisinde (blog etiketleri, dizin isimleri vb. hariç) kullanım,
    • her türlü fiziksel ürünün satışı ve promosyon amaçlı dağıtımı (tişört vb.),
    • Pardus isminin bir parçasını ya da tümünü ön ekli ya da son ekli bir şekilde içeren bir donanım ya da yazılımda kullanım,
    • yukarıdakilerle bağlantılı her türlü hizmet

    dahil olmak ve bunlarla sınırlı kalmamak üzere belirlenirler. Herhangi bir şüphe durumunda kullanımın bu kapsamda olması olasılığı yüksektir ve marka (AT) pardus.org.tr adresinden bizimle bağlantıya geçmeniz tavsiye edilir.

    Eğer bu kapsamda ya da bu politika belgesinde belirtilmeyen bir kullanım için izin talep ediyorsanız öncelikle marka (AT) pardus.org.tr adresinden bizimle bağlantıya geçmeniz gerekmektedir. En kısa sürede söz konusu kullanımın hangi kapsamda değerlendirilebileceğini size bildirecek ve eğer TÜBİTAK’ın açık yazılı izni gerekiyorsa izlemeniz gereken süreç konusunda sizi bilgilendireceğiz. Böyle bir izin ancak belirli koşulların sağlanması ile mümkün olabilir ve bu koşulları garanti altına almak ve ürün ve hizmetlerin kalitesini güvence altına almak için TÜBİTAK ile bir anlaşma ya da sözleşme yapmanız gerekebilir.

    İstisnalar söz konusu olmakla birlikte şu durumlarda Markalar’ın kullanımına izin alabilmeniz mümkün olmayacaktır:

    • Markalar’ın bir firma isminde kullanılması,
    • Markalar’ın ticari amaç güden bir alan adında kullanımı (ticari amaç, bir şirket ya da ürünün promosyonundan, siteye reklam alma yolu ile gelir elde etmeye kadar uzanabilir),
    • herhangi bir yazılım ürününün (yukarıda belirtilen şekilde bir “Seçki” olmadığı hallerde) Pardus olarak adlandırılması (ya da bağlantılı herhangi bir marka),
    • başka marka ve logolarla birlikte kullanımı (bu kullanım Markalar’ın bir “bileşik marka” üretmek amacıyla kullanımını ya da Markalar’ın başka sözcüklerle birleştirilerek Pardus projesinin yeni bir ürünü (KlüpPardus, PardusClub, Pardus Kullanıcıları Grubu, vb.) imasını vermesini de içerir),
    • Resmi, Onaylı ya da bağlantılı ürün ya da hizmetlerimiz ile birlikte kullanımı,
    • proje ya da ürünün (TÜBİTAK tarafından böyle bir onay var olmadığı durumlarda) Pardus projesi tarafından onaylandığı, desteklendiği ya da Pardus projesi ile bağlantılı olduğu şeklinde (söz ya da görünüm yolu ile) bir ima yolu ile haksız ya da muğlak bir şekilde Pardus projesinin markası ya da iyi niyetini suistimal etmesi,
    • Pardus, UEKAE ya da TÜBİTAK marka ve isimlerinin ün ve saygınlığına zarar verebilecek şekilde bir kullanımı,
    • Pardus projesi ürünlerinin ya da ilgili hizmetlerin önemli şekilde değiştirilmiş bir hallerini içeren ürünler ya da hizmetler için kullanımı,
    • tartışma, geliştirme ya da tanıtım amacı olmadan yalnızca arama motoru sıralamaları ve sonuç listelerini etkilemek amacıyla başlık ve etiketler (metatag) içerisinde kullanımı.

    Logo Kullanım Kuralları

    Logomuzun görsel bütünlüğünün korunması esastır. Bu nedenle logonun orijinal halinde kullanımı tercih edilmektedir. Ancak logoyu herhangi bir şekilde değiştirme gereği duyduğunuzda şu kuralları gözönünde bulundurmanız yararlı olacaktır:

    • Eğer renkli kullanılıyorsa logo yalnızca tescile konu olmuş resmi renkleri kullanmalıdır.
    • Şeffaflık, gradyan ve derinlik araçları kullanıyor olsanız dahi bu resmi renklere sadık kalmalısınız.
    • Gerekli durumlarda tescile konu olmuş gri-tonlu logo da kullanılabilir.
    • Herhangi bir ölçekleme orijinal oranları korumalıdır.
    • Bu tip bir değişiklik yaptığınızda marka (AT) pardus.org.tr adresinden bizimle bağlantıya geçmeniz ve grafik değerlendirme temelli bir onay ve izin almanız tavsiye edilir.

    Kullanım izni alma şansınızın orijinal logodan sapma miktarı ile ters orantılı olduğunu unutmayınız.

  • Bilişim Dergisi: “Bedava mı? Açık mı? Özgür mü?

    Türkiye Bilişim Derneği‘nin Ocak 2008 ayında yayımlanan 100. sayısından itibaren sevgili Yücel Komçez ve ekibi tarafından çıkarılmaya başlanan Bilişim Dergisi‘nde ben de bir sayfa ile katkıda bulunuyorum, karınca kararınca… Özgürlük İçin… başlıklı bir mütevazı köşede özgür yazılım, özgür yazılım iş modelleri, açık inovasyon vesair konulardan aklım erdiğince, dilim döndüğünce bahsedeceğim.

    Doğal olarak derginin kendine erişmenizi tavsiye ediyorum, ama yazılarımı da derginin eski sayısının miadı dolunca blogumdan paylaşmaya karar verdim. Bu sayede hem dergisin reklamını yapayım, hem de dergiye erişemeyenlere yazılarımı ulaştırayım istedim.

    İşte ilk yazı:

    Bedava mı? Açık mı? Özgür mü?

    Pardus proje yöneticisinin durduğu yerden bakınca, özgür yazılım ile iş dünyamız, ve hatta özgür yazılım ile BT sektörümüz arasında koca bir açıklık görüyorum. BT sektörümüz, özellikle sahipli yazılım üreten sektör aktörleri, özgür yazılımı bir tehdit olarak algılıyorlar. Genelgeçer söyleme göre her tehdit bir fırsat olarak değerlendirilebilir, ama bunun için tehdidi doğru bağlama yerleştirmemiz gerekiyor. Oysa BT sektörünün özgür yazılımı doğru bağlama yerleştirmesi, ve hatta özgür yazılımı herhangi bir bağlama yerleştirmesi henüz mümkün olamamış gibi duruyor. Bu köşenin amacı, özgür yazılımın doğru bağlama yerleştirilmesine, dolayısı ile özgür yazılımın bir fırsat olarak algılanmasına ve özgür yazılım ile iş dünyası ve BT sektörü arasında bir köprü kurulmasına bir nebze katkıda bulunabilmek.

    Doğal olarak ilk adımımız özgür yazılımın tanımını yapmak olmalı. Çoğu zaman işe yarayan İngilizce karşılıktan yola çıkmak yöntemi, bu durum için kafaları berraklaştırmak bir yana, düpedüz daha da karıştırıyor. Free software içindeki free sözcüğü hem bedava (as in free beer), hem de özgür (as in free speech) anlamına geliyor. Free software ile freeware birbirine karışıyor. Bu karmaşayı aşalım diye bir adım attığımızda open source kavramı ile karşılaşıyoruz, yani açık kaynak. Ama açık kaynak için en yetkin merci olan Açık Kaynak Girişimi’nin web sitesindeki (Open Source Initiative-OSI, http://www.opensource.org) tanım sayfası “Açık kaynak yalnızca kaynak koduna erişim anlamına gelmez” diyor ve özgür yazılımı tanımlamaya girişiyor. Özgür yazılımı merak ettiğimizde gideceğimiz yer olan Özgür Yazılım Vakfı (Free Software Foundation-FSF, http://www.fsf.org) ise neden açık kaynak ile özgür yazılımın aynı şey olmadığını açıklamakla başlıyor işe. Avrupa kaynaklı dokümanlarda ise sık sık FOSS (Free/Open Source Software) ve FLOSS (Free/Libre/Open Source Software) gibi kısaltmalarla karşılaşıyoruz. Kısacası, tanım işi biraz zor ve karmaşık!

    Tanımı FSF tarafından geliştirilen ve en çok kullanılan özgür yazılım lisansı olma özelliğine sahip Genel Kamu Lisansı (GNU General Public License-GPL) üzerinden yapalım: Özgür yazılım, kullanıcısına sağladığı bir dizi özgürlük ile tanımlanır:
    Özgürlük 0: Programı sınırsız kullanma özgürlüğü.
    Özgürlük 1: Programın nasıl çalıştığını inceleme ve amaçlara uygun değiştirme özgürlüğü. (Bu özgürlük kaynak kodunun açık olması şartını getiriyor!)
    Özgürlük 2: Programın kopyalarını sınırsız dağıtma özgürlüğü.
    Özgürlük 3: Programın değiştirilmiş halini dağıtma özgürlüğü. (Pardus gibi Linux dağıtımlarının varlığını bu özgürlük sağlıyor!)

    GPL bu özgürlükleri kullanmanız karşılığında sizden tek bir şey bekliyor: Programın kaynak kodunu değiştirerek oluşturduğunuz türev yazılımı da GPL ile lisanslamanız, yani özgür bırakmanız! Dev bir yazılım envanterine sınırsızca erişebilmek için ödenecek bir bedel gibi duruyor, değil mi? Pardus projesi olarak biz, böyle düşünüyoruz.

    Özgür yazılım, geliştiricisinin telif haklarını (copyright) tepetaklak eder ve kullanıcısına bırakır (copyleft). Bu hali ile neredeyse fikri mülkiyet haklarının devri anlamına gelir ve kullanıcıyı yazılımın sahibi durumuna geçirir. Peki, sahipli yazılım üreten yazılım firmaları telif haklarına, dolayısı ile fikri mülkiyetlerine sahip çıkarken neden bir geliştirici (kişi, grup ya da firma) bunun tam tersini yapar? Kısa yanıt: Daha yenilikçi, daha esnek, daha kaliteli, daha güvenli, daha güvenilir, daha kolay ulaşılabilir yazılım ürünleri üretebilmek için. Uzun yanıtı gelecek yazılarımızda irdeleyeceğiz.

    GPL lisansında, özgür yazılım ya da açık kaynak tanımlarında ticari faaliyet ve üretici ile kullanıcı arasındaki parasal ilişkiler ile ilgili herhangi bir koşul ve kısıt mevcut değil. Özgür yazılım, rahatlıkla bir ticari faaliyete temel oluşturabilir. Oluşturuyor da: özgür yazılım pazarının milyarlarca dolar büyüklüğünde olduğu, önümüzdeki onyıllarda ise on milyarlarca dolara büyüyeceği yönünde kestirimlere rastlamak mümkün. Ancak, ufak bir zihin deneyi özgür yazılım ürününün fiyatının sıfır olması gerektiğini gösteriyor. Peki, o zaman özgür yazılımdan nasıl para kazanılır? Yanıtı gelecek yazılarda…

  • Penguence Söyleşisi

    Blog girdilerimde, birkaç yurtdışı ve şehir dışı görev, sonrasında geriye atılmış işlerin peşinden koşma, ve sonrasında da Pardus 2008 ile ilgili sık ve uzun toplantılar nedeniyle uzunca bir boşluk oluştu. Bugün ardarda birkaç alıntı yazısı ile ısınmaya başlayacağım. Gelecek hafta içerisinde de üç yazılık hayli eğlenceli ve heyecanlı bir seri ile geçen ayların performansına erişmeyi planlıyorum.

    İlk alıntı yazı Linux Kullanıcıları Derneği‘nin Penguence elektronik dergisi için bir buçuk ay kadar önce İzlem Gözükeleş ile yaptığımız söyleşi. Sanırsam e-derginin gelecek sayısında yayımlanacak bu söyleşi, ama, yine sanırsam, e-derginin belirgin bir yayımlanma periyodu olmadığından birkaç ay sonra güncelliğini ve hatta anlamını yitirebilecek söyleşiyi sizlerle şimdiden paylaşmak istedim.

    > 1- Türkiye bilişim tarihini PARDUS’yan Önce
    > (PÖ) ve PARDUS’tan Sonra (PS) diye ikiye ayırırsak ülkemiz açısından neler
    > değişti? Bu değişime dair nicel ve nitel gözlemleriniz nelerdir? (GNU/Linux
    > kullanım oranları, toplumda Özgür Yazılım’a olan ilgi, GNU/Linux okur
    > yazarlığı vs.) Projedeki hedeflerinizi ne oranda gerçekleştirebildiniz?

    PÖ ve PS ayrımı ilginç. Aynı zamanda da benzetme aracılığı ile, beni sorunuza
    yanıt vermekten kurtarıyor. Böyle temel bir değişikliği, eğer varsa, ki ben
    varlığına inanıyorum, böyle dar bir zaman diliminde değerlendirmek yanıltıcı
    olacaktır. Yine de Pardus’un yayımlanması ile Türkiye’de özgür yazılım
    açısından bazı önemli değişikliklerin yaşanmaya başladığını söyleyebiliriz.

    En önemli değişiklik Linux kullanımının “geek” ya da “hacker” tabir ettiğimiz
    yüksek teknik ilgi ve beceriye sahip bir kesimin tekelinden çıkıp,
    bilgisayarlarla ilgili, ama kendi işleri ve güçleri peşinde insanlar arasında
    da yaygınlaşması oldu. Bu tip kullanıcılar PÖ de vardı, yanlış anlaşılmasın.
    Ama Pardus bu alanda önemli bir sayı artışına neden oldu. Bir açıdan bakınca
    Linux’tan önce Pardus’u duyan, gören ve kullanan insanlar çıktı piyasaya.
    Pardus’u deneyip, kullanıp “bir de Linux varmış” diyenlerle hala
    karşılaşıyoruz. Bu haliyle özgür yazılım camiasının bilgilendirme ve
    farkındalık yaratma görev ve sorumlulukları da katlandı diye düşünüyorum.

    Yaygınlık açısından bakınca hedeflerimiz doğrultusunda ilerliyoruz. Pardus
    2007’nin en az 50 bin civarında kullanıcısı var, ki bu sayı Pardus 1.0’a göre
    3-4’e katlanmış durumda. Pardus 2008 ile yüzbini hedeflemeye başlayacağız, ki
    bu da bireysel pazarda %5’lere yaklaşan paylara karşılık geliyor.

    > 2- RTÜK’te ve MSB Asker Alma Dairesi’nde PARDUS kullanımına yönelik
    > çalışmalarınız oldu. Bu çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?
    > Ufukta başka kamu kurumları da var mı?

    Kurumsal kullanıcı ile çalışmanın kendine has zorlukları var. Bir kere, çoğu
    zaman, ürünü alıp olduğu gibi kullanmak özellikle büyük kurumsal kullanıcıya
    uymuyor. İlla ki bir destek hizmeti ile, bir bakım garantisi ile gelmesini
    tercih ediyor. Pardus projesi olarak bizim stratejimiz bu kademenin ekosistem
    aktörleri tarafından doldurulması şeklinde olmakla birlikte, ortalıkta bu tip
    aktörler olmayınca mecburen iş başa düşüyor. ASAL projesi biraz bu tip bir
    yapıydı: Kurulumu biz yaptık, sistem yönetimine epey dahil olacağız ve destek
    garantisi veriyoruz. Bu, standart çalışma şeklimiz olmayacak, genelde sistem
    entegratörleri ve çözüm ortakları ile var olmak istiyoruz.

    RTÜK’deki çalışma bu tercih ettiğimiz yapıya daha uygun: TÜBİTAK UEKAE
    tarafından yürütülmekte olan projeye işletim sistemi desteği sağlayarak dahil
    olduk. Sahadaki işlemler proje elemanlarınca yürütüldü, Pardus ekibi olarak
    biz onlara destek sağladık. Oldukça verimli bir çalışmaydı, pek çok şey
    öğrendik; özellikle süreçler hakkında.

    Çeşitli seviyelerde görüşmeler yürüttüğümüz kamu kuruluşları var. Ama 2008’in
    ilk çeyreğinde gerçekleşecek olgunluğa erişmiş bir proje mevcut değil, henüz.
    Bizim tercihimiz de yavaş olsa bile sağlıklı bir gelişim göstermek, tam
    olgunlaşmamış yapılarla kurumsal pazarda yer almak istemiyoruz.

    > 3- TÜBİTAK içinde PARDUS kullanımı için çalışmalarınız var mı?
    > Karşılaştığınız zorluklardan bahsedebilir misiniz?

    TÜBİTAK UEKAE gerek iç ağında ve gerekse internet ağında Pardus kullanma
    konusunda stratejik kararını vermiş durumda. Göç ve dönüşüm projeleri
    yürütülüyor şu anda. Karşılaştığımız zorluklar da her göç projesinde
    karşılaşılan zorluklar: Uygulayıcı ve kullanıcı şüpheleri, aşırı temkinli
    yaklaşımlar, teknik zorluklar, zaman içerisinde “istemezük”çüler bile
    çıkacaktır ortaya… Göç sıkıntılı bir süreç, bunu herhangi bir kurumun ya da
    UEKAE’nin uyguluyor olması çok fazla değişiklik oluşturmuyor, ne yazık ki.
    Özellikle bizim gibi karmaşık iş süreçleri, pek çeşitli bilgi sistemleri,
    gelişmiş işletim politika ve kuralları olan kurumlar için. UEKAE göçü, 2008
    yılı içerisinde önemli engelleri aşıp gerçekleşme aşamasına gelecek. Enstitü
    yönetimimizin tam desteği de bizim için önemli bir kazanım…

    > 4- PARDUS projesi olarak Türkiye’deki özgür yazılım camiasından gerekli
    > desteği alabiliyor musunuz? Alınabiliyorsa hangi düzeyde? Alınamıyorsa bunun
    > nedenleri konusunda düşünceleriniz nelerdir?

    Türkiye özgür yazılım camiası, ne yazık ki, çok geniş bir hinterlanda sahip
    değil. 2004 yılı başında Pardus projesine ilk elemanları alırken bu camiaya
    erişmiştik, hala da eleman gereksinimimizi çoğunlukla buradan karşılamaya
    çalışıyoruz. Ama bu camianın 20 kişiye yaklaşan bir ekibi, yılda 10 ve
    üzerinde eleman gereksinimini sürekli beslemesi pek mümkün görünmüyor,
    özellikle camiayı genişletme konusunda önemli adımlar atılmazsa.

    Pardus projesi olarak camiayı büyütme konusunda üzerimize düşenleri yapmaya
    başladık bir süredir. Geliştirici listemiz aracılığı ile Pardus camiasına
    katılan genç arkadaşlarımız oldu. Staj projelerimiz ile bir miktar cazibe
    yarattık ve karşılığını da gördük. Önümüzdeki dönemde üniversitelerle daha
    yoğun etkileşime ve işbirliğine girmeyi planlıyoruz.

    Camiada herkesin Pardus projesi ile ilgilenmesini, Pardus geliştiricisi
    olmasını ve Pardus ekosistemine eklenmesini beklemiyoruz. Bu sağlıklı bir
    yöntem değil zaten. Ama farklı girişimler arasında daha fazla etkileşim
    olması, ortak amaçlar doğrultusunda dayanışma ve işbirliğine gidilmesi
    gerekli ve yararlı. Bu konuda bazı eksiklikler olmuş olabilir.

    > 5- PARDUS projesinin ilk zamanlarında (2004-2005) bilişimle uğraşan
    > kitleyle bir iletişim problemi oldu. Sıkça tartışmalar, atışmalar ve
    > gerginlikler yaşandı. Daha sonra düzelen bu süreçte yapılanları Proje
    > Yöneticisi olarak paylaşabilir misiniz?

    “Bilişimle uğraşan kitle” ile neyi kastettiğinizi ve ne tür bir iletişim
    problemine işaret ettiğinizi anlayamadım. Tekrarlamam gerekirse, bir
    dayanışma ve işbirliği eksikliği yaşadığımız doğru. Bu durumun değiştiğinden
    de çok emin değilim. Pardus projesini beğenmeyen, pervasızca eleştiren, küçük
    gören ve göstermeye çalışan kişiler var, dediğim gibi bu aslında sağlıklı bir
    durum. Ama özgür yazılım camiasına dahil olduğunu düşündüğümüz kişilerin
    böyle bir duruş sergilemeleri şaşırtıcı.

    Pardus projesi olarak, ilk günden itibaren şeffaf ve katılımcı bir yapı
    oluşturmaya çalıştık. Oldukça erken bir aşamada geliştirici platformları
    oluşturduk ve teknik karar verme sürecini bu platformda açık bir şekilde
    yürütmeye çalıştık. Mutlaka eksiklerimiz ve yanlışlarımız olmuştur.
    Süreçlerimizi sürekli gözden geçirmeye ve iyileştirmeye çalıştık. Sonuçta
    Türkiye’nin önde gelen özgür yazılım projesinin çıkardığı ürün kadar üretim
    metodolojisi ile de bir örnek oluşturması gerektiğini düşünüyorum.

    > 6- Projeye yeni katılanlar ve ayrılanlar oluyor. Yeni insan alımlarında
    > nelere dikkat ediyorsunuz?

    Pardus projesinin hayli sağlıklı sayılabilecek bir insan kaynağı devri var.
    Ortalama çalışan ömrü üç yıl civarında. Türkiye özgür yazılım camiasının pek
    çok önde gelen ismi Pardus projesinde görev aldı ve almaya devam ediyor.
    Gerek bu isimler Pardus’a ve gerekse Pardus bu isimlere değer katıyor, ki bu
    da bir başka sağlık göstergesi. Projenin temel amaçları arasında yer alan
    sürdürülebilir organizasyon hedefinin, teknik bilgi birikiminin yaşatılması
    boyutunda da gerçeklenmesi bizi sevindiriyor.

    Yeni katılımlarımız genelde daha genç arkadaşlar. Buna karşın aralarında
    camianın tanıdığı isimler de var. Son zamanlarda geliştirici topluluğumuz ve
    staj programlarımız yeni ekip elemanlarını bulduğumuz en önemli kaynak. Deyim
    yerindeyse ekibe artık “yıldız” almıyoruz. Dediğim gibi yıldızlar da
    neredeyse tükendi.

    Yeni eleman alımlarında özgür yazılım üretme metodolojisinden haberdar olma,
    açık kaynak yazılım üretebilme ve inisiyatif alabilme en önemli kıstaslar
    arasında. Teknik beklentilerimiz de var tabii, Pardus altyapısı ve
    teknolojilerine aşinalık, kolay uyum sağlama vb. gibi. Ama bunlar genelde
    ikincil düzeyde kalıyor, masaüstü ortamımız KDE olmasına karşın Gnome’cu
    bilinen arkadaşları ekibimize dahil edebiliyoruz. Önemli olan bilgi
    birikimini devralabilme, geliştirme ve zamanı geldiğinde takip edenlere
    devredebilme konusunda verdiği güven…

    > 7- Bu sene projeye ilk kez stajyer aldınız. Stajyer programından
    > beklediğiniz sonuçları elde ettiniz mi?

    Kesinlikle evet. İlk zamanlar çeşitli şüphe ve endişelerimiz olsa da
    stajyerlerimizden %90 üzerinde verim alabildik. bunda en önemli pay stajyer
    başvurularını değerlendiren ve seçimleri yapan arkadaşların diye düşünüyoruz.
    Stajyer arkadaşların sorumluluğunu üstlendiği kimi ürün ve çözümlerin Pardus
    2008 ile kullanıcıya sunulacak olması da başarının bir işareti.

    Doğal olarak staj konusunda da eksiklerimiz ve hatalarımız olmuştur.
    Deneyimlerden ders almaya ve hatalarımızı gidermeye çalışıyoruz. Önümüzdeki
    yıllarda daha etkin ve başarılı staj programları düzenleyeceğimizi tahmin
    ediyoruz. Staj projelerimiz bizim Google Summer of Code gibi daha kapsamlı
    çalışmalara dahil olmamız konusunda da çok yararlı olacaktır sanırım.

    > 8- Geleceğe dair planlarınız nelerdir? Pardus’un masaüstünde sağladığı
    > kolaylıkları sunucu alanına taşıdığı sunucu odaklı bir sürümü sık sık dile
    > getirilen bir istek. Bu konuda bir çalışmanız var mı? Varsa, sunucu
    > sürümünün hedef kitlesi kimler olacak? Büyük ölçekli kurumlara yönelik “Red
    > Hat Enterprise” modeli bir Pardus mu, yoksa küçük ve orta ölçekli kurumlara
    > yönelik “SME Server” benzeri bir PARDUS mu düşünüyorsunuz?

    2008 yılı için temel hedefimiz Pardus’un bireysel ve özellikle kurumsal
    masaüstünde güçlü bir alternatif olarak görülmesini sağlamak. Bunun için en
    önemli aracımız yılın ilk çeyreğinde yayımlayacağımız Pardus 2008 sürümü.
    Beklenen sürüm atlamaları dışında kullanım kolaylığına yönelik çeşitli
    yeniliklerimiz de olacak bu sürümde.

    Eksik olduğumuz noktalardan birisi, özellikle yeni kullanıcıların gereksinim
    duyduğu destek malzemesi. Gün geçtikçe zenginleşen ve gelişen
    ozgurlukicin.com portalı ve hazırlamakta olduğumuz Pardus 2008 Kullanım
    Kılavuzu ile bu yöndeki zayıflığı kısmen gidereceğimizi düşünüyorum. Ayrıca
    Pardus onaylı eğitim programları da 2008 yılı içerisinde başlayacak,
    profesyoneller için de önemli bir kulvar açmış olacağız.

    Bir başka eksiklik Pardus üzerinde çalışan katma değerli yazılım ve
    hizmetlerin azlığı. 2008 yılı içerisinde birlikte çalışmaya başlayacağımız
    çözüm ortaklarımız ile özellikle KOBİ piyasasına hitap etmeyi hedefliyoruz.
    Pardus’un yalnızca ofis ve internet gereksinimlerini sağlayan bir masaüstü
    olmaktan çıkıp kritik iş uygulamalarının çalıştığı bir platform haline
    gelmesinde çözüm ortaklarımız önemli bir kanal oluşturacaklar.

    İki yıla yakın süredir çabaladığımız, fakat sonuç elde edemediğimiz bir konu
    da Pardus ön yüklü sistem satışları. 2008 yılı içerisinde yetkili Pardus
    üreticileri eliyle, işletim sistemi desteği sağlanmış Pardus ön yüklü
    masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarını piyasada görmeye başlayacağız.

    Tüm bu gelişmeler üç yılı aşkın süredir gösterdiğimiz kararlı ve sağlam
    gelişmenin bir sonucu. Aceleye getirilmiş ve arkası boş kalacak girişimlerle
    bu karnemize zarar vermek istemiyoruz. Bu nedenle, sunucu sürümü için erken
    bir açıklama yapmak istemiyorum. Ben Pardus Sunucu 2008 sürümünü ilan etmeye
    can atıyorum, ama bunun mümkün olup olmayacağını teknik veriler belirliyor.

    > 9- Projenin ilk zamanlarında “Uludağ” ismi ön plana çıkarken, şu anda
    > “PARDUS” ismini ön planda kullanmayı tercih ediyorsunuz. Alan adınızda
    > da bu yönde bir değişiklik yaptınız. Böyle bir geçişe neden ihtiyaç
    > duydunuz? “Ulusal Dağıtım” sloganını artık tercih etmiyor musunuz?

    “Uludağ” ismi, proje daha emekleme aşmasındayken; hatta o aşamada bile
    değilken, alelacele konmuş bir isimdi. O günlerde zamanın neler getireceği,
    projenin yaşayıp yaşamayacağı, planlanan ürünün ne kadar yaygınlaşacağı, …
    konular oldukça muallaktaydı. Dolayısı ile isim seçiminde kullanılması
    gereken pek çok kıstas gözardı edildi. Uludağ ismi başımızı çok da ağrıttı;
    hala projenin Uludağ Üniversitesi tarafından geliştirildiğini sananlar var
    mesela. Ayrıca markalaşma açısından da sıkıntılar olacaktı, “Efsane Gazoz”
    ile karıştırılma en başta gelecekti. Bir de çok yaygın kullanılan bir marka,
    hareket kabiliyetimiz düşük olacaktı. UTF-8’in yılmaz destekleyicileri
    olmakla birlikte marka içerisindeki “ğ” harfi de dışarıya açılırken sıkıntı
    yaratabilecekti.

    Tüm bu değerlendirmeler ışığında ürün, yani Çalışan CD piyasaya çıkarken yeni
    bir değerlendirme yaptık. Anadolu Parsı’ndan hareketle Pardus adını seçtik.
    Pardus’un çok fazla avantajı var, markalaşma açısından. Pardus 1.0’ın
    çıkışından bu yana yalnızca Pardus markasını kullanıyoruz.

    “Ulusal İşletim Sistemi” sloganı Çalışan CD ile birlikte ortaya atılmış bir
    slogandı. Pardus 2007 ile birlikte yeni bir slogan ürettik: “Özgürlük
    İçin…” Ama “Ulusal İşletim Sistemi” belirtecini de kullanmaya devam
    ediyoruz. Ulusallık vurgusu, Linux’un evrenselliği vb argümanlarla
    eleştirildi, pek çok mecrada. Ama biz ulusallıktan kastımızın bilgi birikimi,
    teknolojik yol haritasına hakimiyet ve ulusla aktörlerle değer üretme
    olduğunun altını çizerek bu belirteci ısrarla ve neredeyse inatla
    kullanıyoruz.

    Bir de “İşletim Sistemi”-“Dağıtım” ayrılığına vurgu yapmak isterim. Dağıtım,
    biliyorsunuz, içerisinde bir de işletim sistemi barındıran bir bütün; yani
    işletim sisteminden daha geniş ve büyük birşey. Ama Pardus tanıtımında
    açıklanması gereken kavram sayısını azaltmak gereği ile özgür yazılım, Linux,
    dağıtım gibi konuları ön planda tutmamaya, belirteçlerde ve sloganlarda
    kullanmamaya gayret ediyoruz. İşletim sistemi derdimizi yeterince anlatmamıza
    vesile oluyor, ürünün sadece bir parçasını belirtiyor olsa da…

    > 10- GNU/Linux dağıtımlarında ortak bir sorun, üretilen yazılımların
    > sadece o dağıtıma özel kalması. Pardus Projesi’nde üretilen yazılımları
    > yurt dışındaki özgür yazılım camiasına ne kadar aktarabildiğinizi
    > düşünüyorsunuz? Pardus’un kendi ürettiği yazılımlar özgür yazılım
    > geliştirenler arasında kabul görüyor mu?

    Pardus teknolojileri, ne yazık ki, Pardus’a özgü olmak durumunda. ÇOMAR gibi
    bir yapılandırma çerçevesi ve sistemine gereksinim bence pek çok dağıtımda
    mevcut. Ama bu gereksinime bizim bulduğumuz çözümü uygulama yoluna gidecek
    dağıtım sayısı çok az. Aynı şey PiSi paket sistemi için de geçerli. Projenin
    başından beri öngördüğümüz üzere biz mevcut yapıları olabildiğince
    kullanmaya, “biz icat etmedik” (NIH) sendromundan uzak durmaya çalışıyoruz.
    Pardus teknolojilerinin evrimi de bu hassasiyetimizi vurguluyor.

    İnsanlar belki PiSi kullanmayacaklar, ama bugün akademik/bilimsel
    yayın/tartışmalarda bir paket yönetim sistemi tasarımına ilişkin kuramsal
    değerlendirmeler ya da mevcut sistemlere yönelik somut eleştirilere
    baktığımızda tercihlerimizin doğruluğu 3. kişiler tarafından defaten
    onaylandı, onaylanıyor… Bu anlamda belki doğrudan ürün olarak değilse de,
    kuramsal ve tasarımsal olarak uluslararası camia içinde biliniyor ve bir
    değer yaratıyor olduğumuzu düşünüyoruz.

    Dikkat ettiğimiz bir nokta Pardus teknolojilerini geliştirirken
    yaptıklarımızın evrensel özgür yazılım camiasına da yararlı olabilmesi. Bu
    noktaya en iyi örnek en başından bu yana UTF-8 uyumu konusunda yürüttüğümüz
    çalışmalar. Diğer projelerimizi de evrensel özgür yazılım projeleri ile
    paralelleştirmeye çalışıyoruz. Bu sayede bir yandan Pardus teknolojilerini
    geliştirirken, bir yandan da özgür yazılım bilgi birikimine katkıda
    bulunabileceğiz.

  • “Köpek kuyruğunu sallamıyorsa, …”

    OOXML ile ilgili her haber bir öncekini gölgede bırakıyor. Microsoft’un Eylül ayında Office 2003 için çıkardığı en son servis paketi SP3, “güvenlik” gerekçesi ile 24 eski formattaki ofis dokümanlarının açılmasını engellemiş. Kullanıcılardan gelen şikayetler ve sonrasında tepkiler sonucu önce durum ile ilgili bir açıklama yapan, sonra da bu durumu düzeltmek için Microsoft kayıt kütüğünde (registry) yapılacak değişiklikleri destek web sitesinde ilan eden, en sonunda da kurumsal müşterilerinin durumu düzeltmek için kullanabileceği bir grup politikası şablonu yayımlayan Microsoft, bu kez en sadık kullanıcıları ve taraftarlarınca bile eleştiriliyor.

    Konunun OOXML ile ne ilgisi var peki? Basit, Microsoft bu format karmaşasına çözüm olarak ofis dokümanlarının öntanımlı formatı olarak Office 2007 ile galasını yapan meşhur OOXML’in kullanılmasını öneriyor. Belki henüz resmi olarak önermiyor, ama çözüm ortakları ağzıyla öneriyor. Binlerce ve hatta milyonlarca dokümanı eski ofis formatlarında saklanmış bir kurumsal kullanıcıyı düşünün, SP3 ile “terfi” ettirilmiş Office 2003 paketleri bu dokümanları açamıyor. Çare ya kayıt kütüğüne pisleyip yeni problemlere davetiye çıkarmak, ya da bu binlerce, milyonlarca dokümanı OOXML’e çevirmek. Size de gerçek amaç “güvenlik” değilmiş de OOXML’in zorla yaygınlaştırılması imiş gibi geliyor mu? Hele bir de SP3’ün ISO’daki OOXML oylamasından (hani olumsuz sonuçlanmıştı) hemen sonra yayınlanmış olduğu hesaba katılırsa… Komplo teoricilerine gün doğdu 😉

    Konuyu en iyi özetleyen Joe Wilcow olmuş, başlığımızda görüldüğü üzere: “Köpek kuyruğunu sallamıyorsa, sen köpeğin kuyruğunu salla”…

  • OHA, gPhone, Google…

    Sene bitmeden epey bir zaman önce vaat etmiş olduğumuz bu yazıyı da derleyip toparlayıp yayımlayalım…

    Eğer Google’ın bir masaüstü işletim sistemi geliştirmesi dedikodusu tekno geyik muhabbetleri için altın ise, Google’ın bir cep telefonu geliştirmesi dedikodusu kesinlikle pırlantadır! Aslında bu, o kadar da “dedikodu” sayılmaz. Hele, adamların iki yıl önce bu konuda çalışan bir şirketi satın aldıkları ayan beyan ortadayken. Ama son üç aydaki bir yalanlanıp bir yeniden ateşlenen dedikodular, çarpıcı ilk fotoğraflar, Google yönetiminin muğlak açıklamaları… olayı pembe dizi kıvamına getirdi.

    Sonunda 5 Kasım günü işin rengi ortaya çıktı: Google ve bir grup mobil endüstri aktörü Open Handset Alliance adı altında bir koalisyon oluşturuyorlardı. Amaçları açık bir mobil uygulama platformu geliştirmekti ve duyuruya göre bu bağlamda “birlikte” Android’i geliştirmişlerdi.

    Koalisyonun cep telefonu üreticileri köşesinde HTC, Motorola, LG ve SAmsung oturuyorlar. Özellikle HTC’nin iPhone’u doğrudan rakip alan Windows Mobile telefonları düşünüldüğünde bu köşeden ilginç gelişmeler beklenebilir 2008 içerisinde. Operatörler arasında NTT DoCoMo, Sprint Nextel, T-Mobile, Telefonica, Telecom Italia var. NTT DoCoMo 3G müşteri portföyü ve dahi tecrübesi ile sağlam bir oyuncu. Elektronik sanayicileri içinde Intel, BroadComm ve Qualcomm’u sayabiliriz. Yazılımcıların başında, doğal olarak, Google var, ayrıca eBay ismi gözümüze çarpıyor. Koalisyon ortaklarına bakınca daha önce gördüğümüz açık mobil koalisyonlarına göre daha güçlü bir ekiple karşı karşıya olduğumuz doğru. Bir de Google gibi bir dev girişimin en başında yürüyor. Birşeylerin piştiği kesin!

    Ama Google’ın mali ve kullanıcı gücü, koalisyon üyelerinin kalibresi, Android’in varlığı bu girişimin başarısını peşinen ilan eder mi dersiniz? Hızla kısa yanıtımı vereyim: Hayır. Sonra da uzun yanıta geçeyim: Öncelikle cep telefonu pazarının hayli oturmuş oyuncu ve kuralları mevcut. Yeni gelenlerin bu alanda rahatça rekabet üstünlüğü sağlamaları, hatta pazar payı kapmaları o kadar kolay değil. İşletim sistemi açısından da Windows Mobile ile Symbian liderlik için çarpışıyorlar, bu arenaya girmek de o kadar kolay değil.

    İmkansız mı? Hayır! Bunu Hazret-i Jobs’un Apple’ı gayet güzel gösterdi. iPhone ile cep telefonu ve mobil işletim sistemi pazarının kurallarını yeniden yazdı neredeyse. En şüpheciler bile iPhone ile birkaç saat/birkaç gün geçirince pek enteresan şeyler söylüyorlar. Nedir bu başarının sırrı? İki unsur: Öncelikle tasarım. Gerek fiziksel tasarım, gerekse arayüz tasarımı cihaza ilk bakışta, ilk tutuşta cezbedici bir hava veriyor. “Sevdiğiniz alet-edevatı daha iyi kullanırsınız” kullanışlılık atasözünden hareketle de iPhone’u severek kullanıyorsunuz. Kişisel olarak elime aldığımda bu derece hoşuma giden ve beni etkileyen bir mobil cihazım olmadı yıllardır. Doğru bir hedef, ve tam isabet!

    İkinci unsur ise teknolojinin doğru gerçeklemesi ile sağlanan performans. Gerek böyle bir cihazla yapılmak istenen (hemen) herşeyin yapılabiliyor olması, en azından gelecek nesil ürünler ile yapılacağının kesin olması. Gerekse cihazın teknik performansı, hızı, grafik işlemleri, çoklu işlemler, uygulamaların “çakma değil de gerçek” oluşu, … Tüm cep telefonu ve mobil cihaz üreticileri bir anda şarlatan konumuna düştüler iPhone’un ortaya çıkışı ile. Herkes “böyle birşey mümkündü de bunca yıldır niye yapmadınız” diye söylenmeye başladı.

    Android derken iPhone anlatmaya başladım değil mi? Evet, doğru. Nedeni de basit: iPhone bir galip. Android ise çoğunlukla bir fikir. Android’in iPhone’a nasıl bir rekabet üstünlüğü sağlayabileceğini pek merak ediyorum. Tasarımı geçelim, o konuda Apple ile başa çıkmak pek kolay değil. Performans tarafında dahi Android iPhone’un yapamadığı neyi vaat ediyor bize? Wallahi ben iki aydır yazılanlardan ve çizilenlerden anlayamadım bunu. Bekleyip göreceğiz herhalde. Ama ben işletim sistemi pazarında olduğu gibi mobil platform pazarında da Google’a pek şans tanımıyorum. Gerçi bu kadar büyük paraya ve kullanıcı kitlesine sahip şirketlerin uzun solukları ile zaman içerisinde ne yapabileceklerini kestirmek hayli zor: Microsoft’un Palm’ı ortadan silmesini anımsayın. Kaç WinCE sürümü aldı, ama sonunda oldu…

    OHA’nın açıklığı ile iPhone’un kapalılığı konusu ise bambaşka bir hikaye. Açık ve özgür olanın başlangıçtan önemli bir avantaj taşıdığı ve geleceğin açık ve özgür olanın olduğuna şüphem yok. Ama kısa vadede yapılan icraat her zaman bu yönde olmayabiliyor. Android’in açık olması galip geleceğinin garantisi değil. Daha konuşacağız bu konuları…

    Herkese iyi yıllar! Bu vesile ile blogumun 4. yılını ve 150. yazısını da kutlamış olalım!