• “Denizleri aş da gel!”

    Daha Oracle Open World’deki Unbreakable Linux sarsıntısını tam atlatamamışken bir bomba daha düştü önümüze: Microsoft ile Novell’in işbirliği anlaşması…

    Anlaşma şu konuları içeriyor (Microsoft ve Novell’in ortak açık mektubundan):

    • Patent coverage
      • The concern over potential patent infringements makes some people nervous about the deployment of open source technologies.
      • To do this, Novell and Microsoft are providing covenants to each other’s customers, therefore releasing each company from the other’s patent portfolio.
      • What it really means is that customers deploying technologies from Novell and Microsoft no longer have to fear about possible lawsuits or potential patent infringement from either company.
    • Virtualization
      • Microsoft and Novell will collaborate in enhancing and developing the functionality required to efficiently virtualize Windows on Linux and Linux on Windows.
      • Both will now be first class citizens in data centers, addressing the needs of mixed environments. They will both enjoy optimized, supported and tuned device drivers to maximize their potential.
    • Virtualization Management
      • As a plus, the companies will work together to implement the necessary standards to manage data centers that run mixed environments (WS-Management).
      • Novell will develop tools to manage virtualized Windows machines, and Microsoft will develop tools to manage virtualized Linux systems.
    • Office Open XML
      • Novell engineers have been working for the last year together with Microsoft engineers through the ECMA TC45 working group in producing a complete specification that would allow for interoperability across office suites.
      • Novell will develop the code necessary to bring support for Office Open XML into OpenOffice, and we will contribute that support back to the OpenOffice.org organization. We will also distribute the Office Open XML plug-in in our own edition of OpenOffice. In addition, we will participate in the Open XML Translator open source project.
    • Collaboration Framework
      • One of the most important components of the collaboration agreement today is that we have setup a framework between Novell and Microsoft to discuss future collaborations.
      • Today’s announcement marks the beginning of a new era, and should not be considered a limitation. With the collaboration framework in place, we will periodically evaluate areas where we can work together improving the interoperability of our products.
    • Mono, OpenOffice and Samba
      • Under the patent agreement, customers will receive coverage for Mono, Samba, and OpenOffice as well as .NET and Windows Server.
      • All of these technologies will be improved upon during the 5 years of the agreement and there are some limits on the coverage that would be provided for future technologies added to these offerings.
      • The collaboration framework we have put in place allows us to work on complex subjects such as this where intellectual property and innovation are important parts of the conversation.
      • Novell customers can use these technologies, secure in the knowledge that Microsoft and Novell are working together to offer the best possible joint solution.

    Mektup,

    Bu, Linux için çağ açan bir an. Oyunun kuralları temelden değişiyor. Bu anlaşma bizi gerçekten heyecanlandırıyor, umarız sizi de heyecanlandırır.

    sözleriyle sona eriyor.

    Söylemesi zor, ama bir kaç çok acele değerlendirme yapabiliriz:

    • İlk bakışta Microsoft “bükemediği eli öper” gibi görünüyor, en azından Linux gerçeğini mahkeme salonları dışında da kabul ediyor artık.
    • Buna karşın, hep hakir gördüğü özgür yazılım üretim sürecine hala değer vermiyor, bunun yerine “Linux’un bir sahibi olması gereği” söylemine bağlı kalıyor ve bu tahta da Novell’i oturtuyor.
    • Patentlerle ilgili olarak Microsoft’un patent anlaşmazlıklarına konu olabilecek yazılımları geliştiren özgür yazılım camiasını (ki Novell çalışanlarını da kapsar) değil de yalnızca Novell müşterilerini muhatap görmesi, en hafif deyim ile, münasebetsizlik, ama bir önceki gözlem ile uyuşuyor, doğal olarak…
    • Sanallaştırma (virtualization) ile ilgili maddeler bu konuda faaliyet göstermekte olan yazılım şirketlerinin ensesinde soğuk esintiler oluşturacak nitelikte, alın daha geçen gün söz ettiğimiz ISV-OSV antagonism‘ine bir örnek daha…
    • Ofis dokümanı formatına standart olarak Office Open XML’in işaret edilmesi özgür geliştirme süreçleri açısından tarihe bir yüz karası olarak geçer herhalde, ISO’lanmış ve ABD dahil pek çok yerde standart kabul edilmiş OpenDocumentFormat bu kadar kolay gözden çıkarılmamalıydı…
    • Günün kaybedeni yine RedHat oldu, hem de bir kez daha aynı safta olduğunu sandığı birileri tarafından bu duruma düşürüldü!

    Novell açısından hızlı bir değerlendirme yapacak olursak aslında Mono hareketi ile ortaya çıkan sürecin daha da belirginleşmesinden ibaret: Microsoft’un fiili tekel oluşturduğu bir pazarda önde gelen Linux şirketi olabilmek. Dikkat edin, “önde gelen” diyorum, “önde giden=lider” demiyorum. İş (business) pratikleri açısından bakarsak bu sıfat hala RedHat’e ait. Novell ruhunu şeytana satan Dr. Faust’a benziyor diyesim geliyor!

    Buradan da Pardus için dersler çıkaralım bari…

    Not: Hisse senetlerinin halini merak edenler için: RHAT duyurunun ardından yaklaşık %4’lük bir düşüş yaptı ve günü %2 kayıpla kapadı. NOVL duyurunun ardından %22’lik bir çıkış gösterdi ve günü %16 kazançla kapadı. MSFT duyurunun ardından yukarı doğru %0,15’lik bir hıçkırık yaşadı, günlük seyirde olayın bir etkisi gözlenmedi.

  • Kırılır mı, Kırılmaz mı?

    Oracle‘ın meşhur OpenWorld etkinliğinde Larry Ellison’ın açış konuşmasından müthiş bir bomba düştü önümüze: Oracle, Oracle Unbreakable Linux adı altında kurumsal Linux desteği vermeye başlıyor. Bunu yaparken Oracle, zaten yıllardır birlikte çalıştığı Red Hat‘in Enterprise Linux’una (RHEL) kod değişiklikleri dahil çeşitli müdahalelerde bulunarak Oracle Linux dağıtımını oluşturacak. Bu girişimde Oracle ile işbirliği halinde olan şirketler arasında dev donanım üreticileri HP, Dell ve IBM gibi isimler de mevcut. Oracle tarafından sertifikasyonu yapılmış Red Hat, Novell Linux ve Asianux dağıtımları ise desteklenmeye devam edecekler. Bu arada Oracle Free Standards Group‘a da katıldı, hem de Platin Üye olarak.

    Oracle’ın duyurusundan en fazla rahatsız olan, beklenildiği üzere, en büyük Linux şirketi RedHat oldu. Yıllardır RHEL desteği verdiği ve aynı zamanda Oracle kullanıcısı olan kurumsal müşterilerine sunulan bu yeni ürün ve yapılan yeni teklif Raleigh’de alarm çanlarını çaldırmaya yetti. Web sitelerinin tepesine yerleştirdikleri koca bir ilan ile Oracle’ın Linux’unun sahte (fake) olduğunu ima ettiler. Oracle’ın yaptığı kod değişikliklerinin bir sonucu olarak donanım ve yazılım uyumlulukları ile ilgili sertifikasyonların geçersiz olacağını söyleyerek, Oracle Linux ile eğer bir şeyler kazanılıyorsa dahi daha fazlasının kaybedileceğini işaret ettiler.

    Şimdi heyecanla Oracle-RedHat itişmesinin gidişatını izleyeceğiz. Bakalım Novell nasıl dahil olacak bu itişmeye? Öte yandan OpenWorld’de Ubuntu‘nun işaret edilmesi ümidini taşıyan, en azından medyaya bu izlenimi veren, Marc Shuttleworth’ün bir sonraki adımının ne olacağı da merak konusu. Alın size Linux aleminin en bi kral televolesi…
    Ciddiyetle yaklaştığımızda ise pek çok gözlemde bulunabiliriz:

    • Linux’un kurumsal pazarda ne derece gelecek vaadettiği Oracle’ın Linux desteği konusunda vites değiştirmesi ile bir kez daha vurgulandı.
    • GPL’e dayalı yazılım ürünlerinin kendiliğinden rekabet avantajı sağlayamayacağı, önemli olanın yarattığınız değer ve daha önemlisi bu değerin müşteri tarafından algılanması olduğu bir kez daha ortaya çıktı.
    • ISV olarak görmeye alıştığımız Oracle’ın OSV olarak ortaya çıkması yazılım endüstrisinde önümüzdeki yıllarda daha sık göreceğimiz çekişmelerin (tam anlamı ile antagonism) ilk örneklerinden biri olarak tarihe geçti.
    • Başta RedHat olmak üzere özgür yazılım/açık kaynak üreten ve geçimini buradan sağlayan küçüklü büyüklü tüm şirketlerin iş ve gelir planlarını bir kez daha gözden geçirmelerinin ne derece gerekli olduğu bir kez daha anlaşıldı.

    Pardus için dersler çıkaralım buradan en iyisi…

  • Güle Güle Schumi!

    Formula 1’in efsane pilotu Michael Schumacher, bugün Brezilya’da koştuğu son İnterlagos Grand Prix’si sonrası 16 yıllık F1 kariyerini sonlandırdı. F1 ile ilgili kırılabilecek hemen her rekoru kıran Schumi tarihe geçti, bunun ötesinde F1severlerin kalbinde taht kurdu. Yıllarca her iyi pilotu onunla karşılaştıracağız herhalde…

    Schumi işine (=sporuna) duyduğu sevgi, azim ve hırsıyla hep örnek bir sporcu oldu. Buna karşın sportmenlik ve spor etiği konularında, sanırım azim ve hırsının etkisiyle, pek de başarılı olamadı; genelde gri bölgelerde dolaştı.

    Bugünkü Interlagos yarışı Schumi’nin azmi, hırsı ve F1 sevgisine tam bir örnekti. 10. sıradan başladı, 6. sıraya kadar yükseldi… Arka lastiği patladı ve en son sıraya düştü; “herşey bitti” diye düşündük hepimiz… Pite girdi, lastiğini değiştirdi, piste çıktı ve sonuna kadar gaza bastı… Uçtu, hem de nasıl uçtu… Teker teker önündekileri geçmeye başladı… Ben 7. olur diye düşünürken 6., 5., 4. sıraya kadar yükseldi… Bir kaç tur daha olsa 2. sıraya yükselmesi bile mümkün olacaktı…

    Brezilya’da yapılan yarışı Brezilyalı Massa kazandı, ama kameralar hep Schumi’nin üzerindeydi. Çünkü pistte izlemesi en keyif veren pilot oydu, çünkü o her an her şeyi yapabilirdi. Son yarışında hepimize harika bir seyir yaşattı sevgili Schumi…

    Özleyeceğiz seni, güle güle Schumi!

  • Pardus MacBook’ta

    Bir kaç gündür yeni oyuncağımla uğraşıyordum. “Oyuncak” deyince, aslında bir süre için kullanacağım çok önemli bir iş aracım. Kendisi fotoğrafta görülen bir adet Apple MacBook. Bir süre önce donanım parkımıza kazandırdığımız bu “Mintel” cihaza sevgili Barış Metin düzgün ve anlamlı bir şekilde Pardus 1.1 kurdu ve çalışır hale getirdi. Bu amaçla kullanılan yama ve yeni yazılımlar da depomuzda yerlerini aldılar. Hatta bugün sevgili Gürer Özen‘in ürettiği Çalışan CD haftalık build‘ini de başarıyla denedik. Sanırım şu anda tek sıkıntı GRUB’ı MBR’a değil de ilgili disk alanına yazma gereği. Barış bu özelliği YALI’ya yerleştirince Pardus 1.1 kutudan çıkışta Mintel desteği ile gelecek. Ekip, her zamanki gibi, iyi iş çıkardı. Temiz ve hızlı…

    “MacBook ile aran nasıl?” diye soruyorsunuzdur mutlaka. Farenin sağ tuşu olmaması, klavyede başta Del tuşu bazı eksikler olması ve “pipe” ve “at” karakterlerini hala oluşturamıyor olmamı saymazsak harika. Gürersan’ın deyimi ile adamlar biraz “malzemeden çalmışlar”… Bir kaç güne daha iyi durumda olacağım sanırım, sonrası da alışkanlık yaratma süreci.

  • Orhan Pamuk

    İlk olarak Sessiz Ev’i ile tanıştığım, sanırım en son da yeni bir hayatın kapısındayken Yeni Hayat’ını okuduğum, itiraf etmek gerekirse bir süredir kitaplarını raflarda tozlandırdığım, sevgili Orhan Pamuk 2006 Nobel Edebiyat Ödülü‘ne layık görüldü.

    Özellikle son zamanlardaki malum durumlardan hareketle bu ödül, özellikle ve ne yazık ki memleketimizde, çok tartışılacak, biliyorum. Ama sel gider, kum kalır. Bundan on, yirmi yıl sonra Orhan Pamuk’u okuyan tüm Türk ve dünya gençleri, bu tartışmalardan bihaber, ürperecekler, büyülenecekler ve hayran kalacaklar.

    Sevindim, hatta Nobel’i kendim almışcasına sevindim; gurur duydum, amazon.com’da Orhan Pamuk kitaplarına hücum edenlerden önce bu hazinenin kimi parçalarına ellerimi sürebilmiş olduğum için gururlandım… Çok yaşa Orhan Pamuk, tebrikler ve teşekkürler!

  • Çin’de Linux

    Ön özür: Yalnızca bir şeyler alıntılayıp günlük girdisi oluşturmaktan hoşlanmıyorum. “Söyleyeceğin birşey varsa söyle kardeşim, yoksa git amazon.com’a review yaz” diye düşünüyorum. Ama bu aralar bu kuralı, biraz daha sıkça, çiğner duruma düştüm. Kendi yazdıklarımı yakında görebileceksiniz umarım, bu günlük -yine- bir alıntı ile idare edeceğiz…

    Eamon Kelly’nin Powerful Times kitabında “Refah ve Çöküş” başlıklı bölümde Çin’le ilgili değerlendirmeden bir parça:

    China has also been careful not to get locked into proprietary software standards and solutions, committing itself to Linux rather than adopting a Microsoft platform. Part of the reason for this is pure economics — the costs of scaling, upgrading, and innovating systems are prohibitive under a limited license model, thus the powerful incentive to look for alternatives. But it is also true that China’s size and power allow it to ignore international models where and when they threaten its ability to control its own destiny and develop its own alternative structures. Like Brazil, China is starting to set its own standards and make its won rules.

    Pardus, “ulusal” işletim sistemi, şu – bu konuları tartışırken göz önünde bulundurulmasında fazlaca yarar gördüğüm bir paragraf. Nedenin ne ilk, ne de ikinci yarısı Türkiye’ye Çin’e olduğu kadar uymuyor, farkındayım. Ancak, bir an için dahi olsa, Pardus’un küresel pazarda var olabileceğini düşünürsek ve Linux ve özgür yazılım modelinin de son derece manalı bir “international model” olduğunu anımsarsak paragraf daha da zihin açıcı hale geliyor.

    Not: Bu arada Varan 1 başlıklı girdide muştulanan kamu kuruluşu artık açık oldu, basından ve sevgili geliştiricilerimizin günlüklerinden takip etmişsinizdir. Hayırlı olsun…

  • Google’da İşler Nasıl Yürüyor?

    Sevgili Gürersan‘ın gönderdiği ilginç bir blog girdisi: Good Agile, Bad Agile. Tümüyle ilginç bir yazı, tavsiye ederim. Ben buraya yalnızca Stevey’nin Google’da yazılım geliştirme işinin nasıl yürütüldüğüne dair gözlem listesini alıntılayayayım, gerisi için blog’un kendisine lütfen…

    – there are managers, sort of, but most of them code at least half-time, making them more like tech leads.

    – developers can switch teams and/or projects any time they want, no questions asked; just say the word and the movers will show up the next day to put you in your new office with your new team.

    – Google has a philosophy of not ever telling developers what to work on, and they take it pretty seriously.

    – developers are strongly encouraged to spend 20% of their time (and I mean their M-F, 8-5 time, not weekends or personal time) working on whatever they want, as long as it’s not their main project.

    – there aren’t very many meetings. I’d say an average developer attends perhaps 3 meetings a week, including their 1:1 with their lead.

    – it’s quiet. Engineers are quietly focused on their work, as individuals or sometimes in little groups or 2 to 5.

    – there aren’t Gantt charts or date-task-owner spreadsheets or any other visible project-management artifacts in evidence, not that I’ve ever seen.

    – even during the relatively rare crunch periods, people still go get lunch and dinner, which are (famously) always free and tasty, and they don’t work insane hours unless they want to.

  • Bak DPT Ne Diyor?

    CeBIT eurasia bilişim kapsamında düzenlenen Bilişim Zirvesi ’06‘da Bilgi toplumu stratejisinin Türkiye’nin rekabet gücüne katkısı isimli bir paneli izledim biraz önce. DPT ve danışman şirket temsilcileri Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı konusunda az sayıda meraklı izleyiciyi bilgilendirdiler. Çeşitli sektör sivil toplum kuruluşu temsilcileri de strateji ve plan konusundaki fikir, yorum ve endişelerini ilettiler.

    İzleyenlerin soruları yanıtlanırken meydana gelen şu anekdotu yorumsuz aktarmama izin verin:

    Yönetici: — Soru şöyle: “Devlet kurumlarında milli işletim sistemi kullanılması konusunda bir eylem var mı?”

    DPT temsilcisi: — Tam anlayamadım. Kaynak kodu bizde olan yazılımlar mı kastediliyor?

    Salondan sesler: — Pardus.. Pardus!

    DPT temsilcisi: — Bu konuda bilgi sahibi değilim…

  • Varan 1

    Bir kamu kurumumuz, kurdurmak için geçtiğimiz haftalarda ihaleye çıktığı bilgi sistemleri işinde 4000 civarında (ince) istemci ile 600 civarında sunucu bilgisayarda işletim sistemi tercihini Pardus olarak belirledi. Tüm bilgi sistemi yapısında Pardus kullanmayan bilgisayarlar yalnızca veritabanı ve uygulama sunucular olacak, ki bunlar için de bir başka marka Linux tercih edildi. (Bilginiz için, bu makinelerde Pardus kullanılmamasını özellikle biz tavsiye ettik, çünkü Pardus sunucunun enterprise level diye adlandıracağımız düzeyde görev yapmaya başlaması için daha birkaç yılımız olduğunu düşünüyoruz.) Ancak, dikkat edin, altını çizeyim, hem merkezde web, e-posta, dosya, vb servislerinde kullanılacak; ve hem de şubelerde ince istemcilere servis verecek sunucular üzerinde Pardus koşacak. TÜBİTAK UEKAE ve Pardus proje ekibi, bu projenin gerçekleşmesi için işletim sistemi ve yönetim yazılımları konusunda söz konusu kamu kurumumuza ve seçeceği tedarikçiye her türlü desteği sağlayacağını resmen taahhüt etti. İhalenin Eylül ayı içerisinde sonuçlanması ve kurulumun sözleşme imzalanmasını izleyen 10 ay içerisinde tamamlanması bekleniyor. Yani, en geç 2007 sonbaharında Pardus, 4000 kullanıcı ve bu kamu kuruluşundan hizmet alan onbinlerce vatandaşı e-devletleştirmiş olacak…

    Aylardır sürdürdüğümüz çalışmalar meyvesini verdi ve ihale dokümanı Pardus işletim sistemi tercihini vurgulayarak yayımlandı. Bir sonraki adım tüm bu cihazlara Pardus kuracak bir sistem entegratörün sözleşmeye imza atması. Son adım da Türkiye’nin dört bir yanına Pardus yüklü sunucu ve (ince) istemcilerin yerleştirilmesi… Dediğim gibi, aylardır bu proje üzerinde çalışıyoruz; ancak şimdi sizlerle paylaşma olanağı bulabildik, çünkü yayımlanmış dokümanda “Pardus” sözcüğünü görmeden gereksiz bir heyecan yaratmak istemedik. Tahmin edebileceğiniz gibi bu sözcüğü değiştirmek için çok çabalayanlar oldu, değiştiremediler. Çabalamaya devam edecekler, yine değiştiremeyecekler. Pardus, kurumsal pazarda müşterinin ve son kullanıcının işlevsel gereklerine uygun, maliyet etkin, esnek ve güvenli bir çözüm sunduğunu kanıtladı. Özellikle kamuda gittikçe artan sayıda kurumsal müşterinin Pardus göçüne tanıklık etmeye hazır olun. Özel sektörde, özellikle KOBİ cenahında benzer bir hareket görürseniz de şaşırmayın.

    4000 kullanıcı Türkiye için bir ilk olabilir, öyle tahmin ediyorum. Dünya için de önemli bir sayıdan bahsediyoruz. Meşhur Münih Belediyesi’nde bunun yalnızca dört katı kullanıcı söz konusuydu yanılmıyorsam. Uludağ (bu isme aşina olmayanlar olabilir, Ulusal Dağıtım’ın kısaltması ve projemizin ilk zamanlardaki resmi adıdır) projesinin fikir olarak doğup kağıda döküldüğü andan yalnızca üç yıl sonra bizi bu başarıya taşıyan proje ekibini kutluyorum. Bu gençler “Türkiye’de Linux” işi ile kimin ilgilendiğinin nasıl fark yaratabileceğini dosta düşmana gösterdiler; laf değil iş yapınca mesafelerin nasıl da ufalıvereceğini hepimizin gözüne gözüne soktular; “dağıtımların şahı”nı geliştirdiler ve bunu yaparken de büyük keyif aldılar. Son olarak, tüm katkıcılarımızı, gönüllülerimizi, kullanıcılarımızı sevgiyle selamlıyorum… Vatana millete hayırlı olsun!

    “Hangi kamu kurumu?” mu dediniz? O da ev ödeviniz olsun 😛

  • Le Tour 2006

    Bilen bilir, Fransa Bisiklet turu, haydi gerçek adıyla söyleyelim Le Tour, hastasıyım. Fırsat buldukça TV karşısında -nefes almamacasına-, zorunluluk durumunda ise bilgisayar başında ya da cep telefonu ile internetten izlerim etapları. 25 yaş genç ve 25 kilo zayıf olsam, bir gün Le Tour’da pedal çevirmek hayali ile dere-tepe bisiklet binebilirdim, Allah sizi inandırsın..

    Geçen senelerde Le Tour’a Lance Armstrong damgası vurulmuştu, hem yarışta, hem de doping vs tartışmaları ile. Kanser ile mücadelesini kazanması yetmiyormuş gibi adamın yedi kez Le Tour’u en önde tamamlaması başlıbaşına bir efsane konusu. Formula 1’de Schumi ile karşılaştırırım Lance’ı sık sık, ikisinin de seveni olduğu gibi sevmeyeni de boldur; ama sonuçlara gelince fazla söze hacet kalmaz. Şunu da ekleyeyim: konu sportmenlik ise Armstrong Michael’e fersah fersah fark atar. Rakibi düşünce durup bekleyen kaç bisikletçi çıkar şu alemde…

    Lance’ın emekliliği ardından başa güreşeceği tahmin edilen Ulrich ile Basso, Operacion Puerto doping soruşturması kapsamında yarış dışı kalıp Vinokourov da takımının toparlanamaması nedeniyle yarışa katılamayınca, bu seneki Le Tour son yıllara göre hayli değişik, hayli sönük geçiyor. Turun son dağ etabı bugün koşuluyor, ama sadece günlüğüme birşeyler karalama gereği hissettiğimden yazıyorum, yoksa öyle koştura koştura haber verecek birşeyler yok.

    Bugünün sonunda ak koyun-kara koyun ortaya çıkacak: Bakalım dün çatlayayazan Floyd Landis 8 dakikalık farkı kapatabilecek mi, yoksa İspanyol keçisi Carlos Sastre sessiz ve derinden birşeyler mi hazırlıyor dün olduğu gibi, ya da sönük ve silik Oscar Pereiro mı alacak kupayı? Yahu şu adamların hiç biri henüz bir etap kazanamadı, nasıl iştir anlaşılmaz. Hey gidi Lance hey!