-
Getti Getti!!!
Bir yılı aşkın zaman önce Palm’ım ve geleceği konularında bir şeyler çiziktirmiştim. Öncesinde ve sonrasında da Palm ile ilişkim ya da Palm platform ya da şirketinin geleceği konusunda yazdıklarım vardı. Bilen bilir, Palm cihazların yedi yılı aşkın bir zamandır vücudumun doğal bir uzantısı haline gelmişlerdi neredeyse, onlar olmadan hemen hiç bir işimi yapamaz haldeydim…
Artık değil!
Sevgili Gökmen Göksel sağolsun, son günlerdeki dizüstü bilgisayar değişimleri sırasında yedek dosyalarımı uçurdu. Palm’ımın uçması ve hard reset gerektirmesi de bu olayla aynı güne denk gelince 6 ya da 8 aylık, ya da bilemiyorum, belki birkaç yıllık Palm yedeklerim, nasıl desem… sizlere ömür… Ben de uzun zamandır gerçek anlamda kullanmadığım Palm’ımı emekliye ayırmaya ve takıntılı Palm kullanıcılığıma bir son vermeye karar verdim. Gökmen ise (ceza olarak) Palm Tungsten T’mi almak zorunda kaldı. Ne iştir bilinmez, aynı hafta içerisinde ikinci kez kendisinin çok memnun kaldığı, ama tüm ekibin bıyık altından güldüğü bir alışverişe muhatap kaldı kendileri.
Peki, şimdi ne olacak? Değerlendirmelerim sonucu Nokia 770 almamaya karar vermiştim zaten. Yeni Palm ürünleri de benim için değil. Ufukta Windows Mobile (ya da her ne ise ismi) kullanıcılığı da görünmediğine göre… evet, doğru tahmin ettiniz, PDA kullanmadan hayatımı sürdürmeye çalışacağım. Yedi yılın ardından ilginç bir deneyim olacak, ama teknolojinin tutsağı olmak yerine teknolojiyi tutsak etmek yolunda anlamlı bir adım gibi duruyor açıkçası. Göreceğiz nasıl gidecek. Gelişmeleri (bir şeyler olursa) duyururum…
-
Pardus 1.1 Alpha

Bir süredir geliştirici bloglarından da takip edebileceğiniz gibi Pardus 1.1 sürümünün ilk alpha denemelerini yayınlamaya başladık. Aslında “başladık” diyerek biraz haketmediğim şekilde kredi alıyorum kendime, çünkü uzunca bir süredir projenin teknik yönetiminde sıradan bir geliştirici, hatta kullanıcı kadar söz sahibiyim. Kararları sevgili Barış Metin teknik direktörlüğündeki geliştirici takımı alıyor ve uyguluyor.
Pardus 1.1, sürüm numarası sizi yanıltmasın, teknolojik açıdan son derece üstün bir işletim sistemi. İçerdiği yenilikleri burada, burada ve burada görebilirsiniz. Her alpha sürümünde doğal karşılanacağı gibi bazı sorunlar çıktı ortaya (ki zaten bu sorunlar asıl sürümden önce ortaya çıkabilsin diye yayınlanıyor alpha sürümü) ve hızla gideriliyorlar. Bu günlerde alpha2 yayınlanacak, uzunca bir test süresi sonrasında da beta ve kararlı sürüm!
Alpha için gösterdikleri çaba, sonuçta çıkan ürünün kalitesi, ufak hataları çözerken izledikleri makul ve akılcı yaklaşım ve şu anda aklıma gelmeyen diğer şeyler için çekirdek ekibe teşekkür ve tebriklerimi buradan iletmek istiyorum: Başta teknik direktörümüz ve YALI ana geliştiricisi Barış Metin, ÇOMAR ana geliştiricisi Gürer Özen, PiSi ana geliştiricileri Faik Uygur ve Eray Özkural, paket dehası Çağlar Onur, CD sihirbazı Onur Küçük, OpenOffice ve KDE gurusu İsmail Dönmez, grafik üstadımız Umut Pulat, kurulum ve demo adamımız A. Erdinç Köroğlu, web 2.0 ve Ajax ajanımız Gökmen Göksel, arayüz programlayıcımız Bahadır Kandemir, dış (hayli dış, yurtdışı) ilişkiler ve Türkçeleştirme şefimiz Görkem Çetin, web editörü ve camia ilişkileri şefimiz Koraaay Lökeerrr, zemberek ustamız M. Dündar Akın… (isim sıralaması belirsiz bir kritere göre yapılmıştır, unvanlardaki hatalar ve eksiklikler tamamen müellife aittir) ve tabii ki sürüme adını veren, lambda kralı, bas hocam, ekibin fotoğraf hocası sevgili A. Murat “meren” Eren… Bunu kaçıncı kez yazıyorum bilmiyorum, ama birlikte çalışmaktan inanılmaz keyif aldığım, harika bir ekip. Ötesi, Pardus, UEKAE, TÜBİTAK ve Türkiye için büyük bir kazanç, büyük bir fırsat! Sizleri seviyorum be çocuklar…
Son teşekkür, tabii ki her zaman olduğu gibi, paket derleyen, test yapan, hata raporlayan, çeviri yapan, bizi eleştiren ve yönlendiren geliştiricilerimize, katkıcılarımıza, gönüllülerimize ve kullanıcılarımıza gidiyor. Aşkla geliyoruz, bunu artık herkes biliyor!
Yürü Pardus, kim tutar seni!
-
Muhasebe: Pardus
Başka bir şeyin peşindeyken şu günlük yazım ile karşılaştım. Biraz geç de olsa yıllık muhasebeyi yapayım.
Neler yazmışım:
Gelecek Şenlik’te neler göreceğiz? Büyük olasılıkla çok daha yoğun ilgi uyandırmış Pardus Kurulan CD elimizde ve dizimizde olacak tabi ki! En azından bir kamu kuruluşunda büyük çaplı bir Pardus kullanımı göreceğiz, belki bazı özel sektör kuruluşlarında da. Bir elin parmaklarını geçen sayıda iş ortağı (sistem bütünleştirici, donanım üretici / satıcı, yazılım geliştirici, eğitim kurumu, vb.) ile başarı öyküleri oluşturmaya başlamış olacağız. Büyük olasılıkla Pardus Sunucu yayınlanmış ya da yayınlanmak üzere olacak. Tüm memlekette binlerce bilgisayara Pardus yüklenmiş olacak, her köşeden destek postaları alıyor olacağız.
Evet, Pardus (Kurulan CD) 1.0 yayınlandı, hatta 1.1’in alfa öncesi deneme sürümünü getirdik şenliğe. 1-0. Pardus kullanan kamu kurumu sayısı şu anda 0, bir kaç yerel girişimi saymazsak. Ama pek önemli şeyler pişiyor mutfakta… Yine de 1-1. İş ortağı sayımız yalnızca 1 şu anda, onu da henüz duyurmadık. Ama bu konuda da gelişmeler var. Netice yine de 1-2. Pardus Sunucu için neredeyse bir altı ay var önümüzde, 1-3. Tüm memlekette binlerce, belki onbinin üzerinde bilgisayarda Pardus kullanılıyor, destek postaları gani! Bu bizden, 2-3.
Netice: Mağlubiyet! Daha doğrusu planlama ve gerçeklemede yanlış hesap. Bu sene sonunda sanırım tüm yediğimiz golleri kaleden çıkaracağız. Ama işler umduğumuz kadar hızlı ilerlemiyor.
Öte yandan geçen sürede yapılanlara (ÇOMAR’ın tümüyle yeniden yazılması, PiSi’nin son derece ciddi elden geçmesi, bu teknolojilerin gittikçe daha anlamlı kullanılır hale gelmesi, Pardus 1.0’dan Pardus 1.1’e sağlanan ilerleme, vb) bakınca aslında “mağlup” olmadığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Sorun yalnızca muhasebeleştirme ve hesap sisteminden kaynaklanıyor.
Aslında aşkla geliyoruz… Pek yakında!
-
Müjde!
Pardus projesi ve benim ile ilgili bir müjdem var: Bir buçuk yılı aşkın süredir yürütmekte olduğum Kamu SM projesindeki tüm görevlerimi bugün itibarı ile ilgili birim yöneticisi arkadaşlara devrettim. Artık zamanımın tümünü Pardus projesine ayırabileceğim. Bir haftalık tatil sonrasında hepinizin hoşunuza gidecek yeni girişimlerle karşınızda olmayı planlıyorum. Hayırlısı…
Kamu SM projesini birlikte yürüttüğümüz, kimi zaman hedefe kilitlenip sabahladığımız, kimi zaman fikirlerimizi bağıra çağıra çatıştırdığımız tüm arkadaşlara buradan bir teşekkür göndermek isterim: İyi iş çıkardık çocuklar! Bayrak artık sizde, daha ilerilere taşıyın…
-
Tek Yol …
Önümüzdeki hafta bir “erken tatil” operasyonu için yurtdışında olacağım. Oldum olası uzun tatillerden hoşlanmam, yazın ortasında üç haftalık koca bir boşluk anlamlı gelmez; ikinci hafta dönesim gelir. Ben de çözüm olarak tatilimi parçalara bölüyorum, her ne kadar iş yerimin tatil politikalarına tam uymasa da.
Neyse, dediğim gibi, yurtdışında olacağım. Bu da doğal olarak vize almamı gerekli kılıyor. Memleket dışına çıkmaya başladığım zamanlarda İtalya vizesiz kabul ediyordu Türk vatandaşlarını benim anımsadığım, sonrasında o da kalktı ve burnumuzu uzatsak izin almak zorunda kalıyoruz. Bir de pahalı vizeler, iki memlekete uğrayacağız, iki kişiyiz, pasaport uzatmalar, yurtdışı har(a)çları, vize ücretleri, … şimdiden zaten bir haftalık tatil parasını harcadık; ama daha havaalanına bile erişemedik.
Yine dağıtmayayım, vize işlemleri sırasında görüyoruz ki (ki bunu yıllardır görüyorduk zaten, yeni keşif değil) bizi adam yerine koyan yok pek. Ne kadar nazik de olsalar “onlar” patron, bizim İngiliz deyimi ile behave etmemiz, yani uslu durmamız gerekiyor. Vize işlemlerinde görev alan memleketim vatandaşları dahi bir üstünlük havasında… Buna mı deniyordu “manda”, yanlış mı anımsıyorum?
Böyle vize kuyruklarında itilip kakılmamak için güçlü olmalısınız, kişi olarak değil, ülke olarak güçlü olmalısınız. Bunun için de üretmeniz gerekli, özellikle bilgi üretmeniz. Teknoloji üreten, ayakları yere sağlam basan, bu sağlamlığı düzgün bir şekilde vatandaşları arasında paylaştıran ve bu vatandaşları insan yerine koyan herhangi bir ülkeye böyle vize, sıra, formalite, … işkenceleri çektiremezler. Çektirmeye kalksalar bile sakil durur. Ama siz size verilenle yetinir, üretmez, kazandığınızı da saçma sapan bir şekilde paylaşırsanız elin oğlu-kızı da, onların işinde çalışan kendi vatandaşların da sana büyüklük taslar.
İlk yurtdışına çıktığımdan bu yana 20 yıl oluyor neredeyse. Sorunlar ve çözümler hala aynı! Bakalım 20. yüzyılda kendi yarattığı ve empoze edilen sorunlarını çözmekte son derece başarısız olan Türkiye 21. yüzyılda bu konuda bir atılım gösterecek mi? Ümitliyim, gençlere güveniyorum…
Sonuçta, on günlüğüne yokum. Hem de cep telefonlarımdan birisi dışında herhangi bir elektronik alet taşımayacak şekilde yokum. Biliyorsunuz, fotoğraf işini Zenit’im ile halledeceğim. Dizüstüm ve Palm’ım ise evde kalacaklar. Geleceği teknolojide gördükten sonra böyle teknolojisiz bir tatil nasıl işleyecek bakalım, dönüşte anlatırım…
-
Filme Elveda!
Dün bir sürü koşuşturmacanın arasında zaman bulup Hayyam Pasajı’na uğradım ve Zenit (Revueflex) E makineme iki yeni (kullanılmış tabii) lens aldım: Argus Cintar 28 mm/2.8 ve Revuenon Special 135 mm/2.8. Her ikisi de Japon yapımı, makul parçalar gibi duruyor. Yavaş yavaş denemeye başladım, göreceğiz. Gelecek haftasonunda çıkacağım bir haftalık tatile yalnızca bu set ile gitmeyi planlıyorum. Sonuçlardan sizi haberdar ederim. Ha, bu arada Balat avımızın sonuçlarını aldım, pek etkileyici değiller 😦 Bu işin kolay olduğunu söylemedim zaten, ben bu işin çabalamasını seviyorum; ama sonuçta da başarılı olurum umarım…

Bu arada, film tutkunları için hiç de iç açıcı olmayan haber bugün ortalığa yayıldı: Nikon’dan sonra Canon da filmli fotoğraf makinelerinin üretimini durdurmayı düşünmeye başlamış. Ocak ayında yapılan bir açıklamaya göre Nikon amiral gemisi F6 ve tümüyle mekanik FM10 dışında filmli makine üretimini durdurmuş durumda. Canon da büyük olasılıkla EOS 1 dışında aynı yolu izleyebilir. Tek avuntumuz bu gelişmenin tam çerçeve sayısal fotoğraf makinelerine olan talebi ateşlemesi ve Canon’un EOS 5D’yi izleyecek makul fiyatlı modellerini daha erken piyasaya çıkarması…
Not: Fotoğraf, lens hariç sevgili Zenit’imin temsili resmi. Alfred’s Camera Page‘den alınma…
-
Ulusal İşletim Sistemi?
Pardus projesinin başından bu yana ulusal güvenlik konusuna vurgu yapıyoruz. Görev kritik noktalarda kullanılan sistemleri eğer siz yapmıyorsanız açık sistemler kullanmanızın yararlı ve hatta gerekli olduğunu vurguluyoruz. Kimi dinleyenlere bu söylediklerimiz gereksiz komplo teorileri gibi geliyor olabilir, zaman zaman ben bile “abartıyor muyuz?” diye düşünmeden edemiyorum. ABD’den bir Cumhuriyetçi milletvekiline göre abartmıyormuşum, şu habere bir göz atın:
WASHINGTON – ABD Dışişleri’nin Çin hükümetinin ortak olduğu Kuzey Carolina merkezli Lenovo şirketinden aldığı 16 bin bilgisayar sorun yarattı. Temsilciler Meclisi’nde Dışişleri harcamalarıyla ilgili komitenin başkanı Cumhuriyetçi Frank Wolf, Pekin’in bilgisayardaki işletim sistemlerini kullanıp casusluk yapacağını öne sürdü. Wolf, bilgisayarların 900’ünün gizli çalışmalarla elçiliklerde kullanılacağını anımsattı. Dışişleri, yüzde 28 hissesi Çin hükümetine ait olan Lenovo’dan alınan bilgisayarların gizlilik arz eden işlerde kullanılmayacağı garantisi verse de Wolf, alışverişten tamamen vazgeçilmesini istiyor. Suçlamayı ‘haksızlık’ diye reddeden dünyanın üçüncü büyük PC üreticisi Lenovo, geçen yıl IBM’in PC bölümünü satın aldıktan sonra kendi merkezini de Çin’den ABD’ye taşımıştı. (afp, ap)
-
Şenlik, vs
Geçen haftanın ikinci yarısı Pardus ekibi olarak Ankara’da, 5. Linux Şenliği‘ndeydik. Gerek Pardus Dünyası ve gerekse Gezegen Linux‘ta Şenlik’i değerlendiren arkadaşlar oldu bol miktarda.
Evet, Pardus ekibi olarak iki ödül aldık: En Başarılı Özgür Yazılım Projesi : Pardus ve En İyi Özgür Yazılım : PiSi. İki yıl önceki şenlikte de bir ödül almıştık: Yılın Özgür Yazılım Projesi: Uludağ. Bunun üzerine web günlüğümde bir yazı yayınlamış ve şunları söylemiştim:
Ama aynı zamanda düşündük de! Çünkü Uludağ her ne kadar sıkı bir proje de olsa şu anda -özellikle dışarıdan bakınca- hayli bulanık bir görüntü veriyor. Henüz bir prototip ya da ekran görüntüsü çıkarabilmiş değil ortaya. İlan ettiği takvime uyup uyamayacağı belli değil. Ekibini yeterli büyüklüğe çıkarıp çıkaramayacağı, çıkardığında etkin bir şekilde hedefe yönlendirip yönlendiremeyeceği henüz belli değil. Kısacası, Uludağ henüz emekleme aşamasında.
Uludağ adını bırakıp Pardus olduk epey zamandır, ama tek değişiklik bu değil. Arada biri Çalışan CD, biri tam sürüm iki Pardus çıkardık. Binlerce kişi Pardus kullanmaya başladı. İş geliştirme ve tanıtım için ciddi çalışmalar yaptık. 1.1 sürümü ve Sunucu için sıkı bir şekilde çalışıyoruz. İki sene daha geçsin bakalım, taşlar nerede nasıl yerlerine oturacak…
Şenlik, pek çok kişinin değindiği gibi, tenhaydı geçen yıllara göre. Aslında bence Şenlik, şenlik de değildi. Bir ucu Haklayıcılar Günü’ne (Hackers’ Day) uzanan, buna rağmen diğer ucunda hala “Linux Nedir? Yenir mi?” semineri verilen, içine bir de Dernek Genel Kurulu sıkıştırılan bir toplaşmaydı. Yeterince insanı Linux ve özgür yazılım ile tanıştırabildiğimizi sanmıyorum. Öte yandan panellerde neredeyse etkileşim hiç yoktu, askerlik anıları anlattık, ne dişe dokunur bir bilgi paylaşımı, ne bir vizyon çizme… Bir vakıftan bahsedildi kulislerde, LKD’nin ciddi şekilde kontrolünde olacak gibi duruyor, FSF Türkiye gibi duruyor; ama oturumlarda lafı geçmedi, konuşulmadı, tartışılmadı. Şüphe ve çekincelerim var… Genel Kurul’da Yönetim ve Denetleme Kurulları’na aday olabilecek üye bulmak sorun oldu. Ben dahil pek çok Pardus ekibi elemanına da teklif yapıldı, ama hemen hepimiz reddettik. “Koraaay Lökerrrrr” kabul etmek gafletinde bulundu ve neredeyse YK’ya giriyordu; iki yıl içerisinde kurula gireceği garanti bence…
Gerek açılış oturumunda, gerekse “Kamuda Linux” panelinde yaptığım konuşmalarda sektör aktörlerini hazırlıklı olmaya, göç danışmanlığı, eğitim, destek, yazılım geliştirme vb. alanlarda faaliyet göstermeye, bu konularda Pardus ile iş birliğinde bulunmaya çağırdım. Bir ikisi hariç kimse gelip “Birlikte neler yapabiliriz?” demedi. Zaten sektörden fazla kimse yoktu. Kamu çalışanı olarak Anadolu’nun dört bir yanından gelen genç mühendisler vardı, çözüm ve çare peşindeydiler. Bana şirket ismi sordular, “Birlikte arayalım” dedim. Dicle Üniversitesi’nden dört genç açılış sonrasında “Göç danışmanlığı konusunda nasıl sertifika alabiliriz” diye sordular, gençliğe ve Anadolu’ya inancım tazelendi…
Bugün de HP’nin Linux Roadshow‘u varmış. Haberim olduğunda toplantı programım dolmuştu çoktan. Enteresan, HP’ci arkadaşlar Pardus’un bu etkinlikte bulunmasına gerek duymamışlar demek. Onu bırakın bir davet e-postası dahi gelmedi, diğer kaynaklardan haber aldım. Oysa önemli iş ortaklarımızdan birisi olmasını beklerdim HP’nin. Bir unutkanlık olsa gerek…
Bugün başta sevgili Barış Metin’in yardımı ile sistemimi Pardus 1.1 Alpha’ya oldukça yakın bir hale getirdim. Ufak tefek problemler var, ama kolay halledilecekler gibi duruyor.
-
“Yorgunum”
Dün, ilk karesini 1 Ocak’ta çekmiş olduğum dört makaralık fotoğraf stokumu laba verdim ve heyecanlı bir bekleyişten sonra akşam üzeri tab edilmiş hallerini aldım. Kimi arkadaşlar bu faaliyet ile dalga geçe dursunlar (çünkü onlar sayısal fotoğraf makinesi kullanırlar), ben halimden memnunum.
Neler yok ki gelen fotoğraflarda: Diyarbakır gezisi, Tokat ve tam tutulma fotoğrafları, pek çok aile fotoları. Bu son sınıf için genelde sevgili Canon’umu şipşak gibi kullanır haldeyim, kusura bakmasın. Ama hala gurur duyulabilecek sonuçlar elde edebiliyorum.
130 küsur kareden benim seçtiklerim Diyarbakır ve Tokat’tan: Sevgili Berkan ile gittiğimiz Diyarbakır’da sabah sur kenarında ciğerle kahvaltı ederken gözüme ilişen bir amcacık, adını “Yorgunum” koydum:
ve tabi sevgili MEren ile gittiğimiz Tokat’ta GıjGıj tepesinden tam tutulmanın görüntüsü (MEren’in çekimleri ile boy ölçüşemeyeceği kesin, yalnızca “Ben de oradaydım” şeklinde tarihe bir kayıt ;-))
-
Türk Yazılım Sektörü
infomag dergisi Mayıs sayısı için Türk yazılım sektörünün nereye gittiğine dair bir dosya hazırlıyor. Benim de görüşlerimi aldılar. Aşağıda infomag’ın soruları ve benim yanıtlarımı bulacaksınız. (Sorularda Türkçe alfabesi kullanılmamasının nedeni büyük olasılıkla soruları yöneltenlerin Pardus kullanmaması olsa gerek 😉
1.yazilim sektoru urunleri ve hizmetlerinin uluslararasi ticareti hizla artmasina ragmen turkiye ne yazik ki bu ticarette cok fazla kendinden soz ettiremiyor. peki, turkiye neden bu pastadan yuksek oranda pay alamiyor?
Ticareti de iki şekilde icra edebilirsiniz: Al-sat şeklinde ya da ürettiğiniz malı/hizmeti satarak. Ben soruyu ikinci bağlamda algılıyor ve o noktadan hareketle değerlendirmeyi tercih ediyorum. İlk şekil de, özellikle entegrasyon projeleri kapsamında, önemli bir faaliyet alanı olabilir, ancak yazılım sektöründen çok bilişim sektörü içerisinde değerlendirilmelidir.
Türkiye’nin küresel yazılım pazarında söz sahibi olabilmesi için öncelikle bu pazarda kabul görecek yazılım ürünlerine ya da bu pazarda ses getiren yazılım projelerine sahip olması gerekir. Oysa bu tip ürünler ya da markalarımız yok. Öte yandan iç pazara baktığımızda yine oldukça düşük üretim ve çoğunlukla ithalat görüyoruz. Kullandığımız yazılımın, farklı araştırmalara göre yalnızca %15-20’sini kendimiz üretiyoruz.
Ben Türkiye’nin küresel yazılım pazarında bir aktör olması için birincil koşulun iç pazardaki üretim/ithalat oranlarının yükselmesi olduğunu düşünüyorum. Son tahlilde yazılım satın alma kararlarında en önemli etkenlerden birisi referanslar ve kullanıcı memnuniyeti. Küresel alıcıların sizin yazılımınızı tercih etmesi için öncelikle mevcut kullanıcılarınızdan olumlu referans alıyor olması gerekli. Bunun için de ürünlerinizin iç pazarda kullanılması şart.
2.dunya genelinde yazilim sektorunde on plana cikan ulkelerle turkiye’yi karsilastirdiginizda nasil bir tablo ortaya cikiyor? turkiye’deki yazilim sirketleri hangi alanlarda basariyi yakalamis durumda?
Yazılım konusunda ileri durumda ülkelere baktığımızda, iki farklı durum ile karşı karşıya kalıyoruz: Bir tarafta bilişim teknolojileri yaygınlığı konusunda daha geri olup de ihracat odaklı üretim yapan, diğer yanda da yukarıda bahsettiğimiz gibi ürettiği yazılımı kullanan ülkeler. İlk grupta Hindistan, kısmen Çin, son zamanlarda Pakistan yer alıyor. Bu ülkeler daha çok dış kaynaklama, üretimin kürselleşmesi ve Ar-Ge gibi konularda yüklenici konumundalar.
Yazılım devlerinin yer aldığı ABD, AB ülkeleri, İsrail ve benzerlerinde ise olan iç pazarın gereksinimlerine göre yapılan üretim ve bu ürünlerin küreselleşmesi. Bu ülkeler aynı zamanda bilişim teknolojilerinde de lider konumda olduklarından ürünlerinin küreselleşmesi konusunda fazla zorlukla karşılaşmıyorlar, zaten sektör gereksinimlerini iç pazarları belirliyor.
Türkiye’de yazılımda öne çıkan sektörlere baktığımızda da ikinci grup ülkelerle benzerliği fark etmemek olanaksız: Başta KOBİ’lere hitap eden muhasebe yazılımları ve bu kaynaktan türeyip kurumsal kaynak planlamasına (ERP) kadar çeşitlenen yazılımlar, mobil operatörlerin verdiği hizmetlere oluşturan yazılımlar ve e-devlet uygulamalarında kullanılan yazılımlar.
3.turkiye’de yazilim sektorunun gelismesi ve ihracatin artmasi anlaminda neler yapilmasi gerekiyor? turkiye’nin onundeki engeller neler? bu engeller nasil asilir?
Bu soruya vereceğim yanıt yukarıdakilerin doğal uzantısı olacak: Türkiye’de yazılım üretimini ve iç pazarda yerli yazılım kullanımını artırmadığımız sürece Türkiye kaynaklı yazılım ürünlerini dünya piyasalarında görmemizin mümkün olmadığını düşünüyorum.
Örnek olarak e-devlet kapısını verebilirim: İhaleye teklif veren firmaların hepsi yerli entegratör firmalar olmakla birlikte önerdikleri çözümlerin hepsi dış kaynaklı idi. Yani birileri kendi e-devlet kapılarını kurmak için zeka, emek ve para harcamışlar, bu çözümü kullanmışlar ve sonrasında referansları ile gelerek bizim e-devlet kapımızı kurmaya talip olmuşlar. Biz de çözümü kendimiz oluşturmak yerine hazır çözümlerin adaptasyonunu tercih etmişiz. Bunun yerine yerli girişimlere öncelik verseydik bir kaç yıl sonra bizim firmalarımız dünyanın farklı yerlerinde e-devlet kapısı çözümleri satıyor olacaklardı.
Kamunun alımlarını düzenleyen Kamu İhale Kanunu’nda yerli üretimi destekleyici maddeler ve hükümler var. AB sürecinde ve küreselleşen ekonomide bu tip destek ve teşvikleri gittikçe daha az kullanabilir durumda olacağız. Henüz vakit çok geç değilken bu hükümleri yerli yazılım üretimini desteklemek için kullanmak önemli bir etki yapacaktır diye düşünüyorum.
Tabi bu yolu seçmeyip Hindistan ve Pakistan gibi farklı bir beyin göçüne geçişi de tercih edebiliriz. Bu şekilde bizim yetiştirdiğimiz nitelikli iş gücü küresel aktörlerin üretim elemanları olarak görev yapar, kağıt üzerinde bir yazılım ihracatı gerçekleşir, ancak değer katan unsurlar bizim kontrolümüzde olmadığı için gelişme yalnızca zahiri olur.
4.yazilim firmalarinin en buyuk sorunlarindan biri de hala kendilerini anlatamiyor olmalarindan kaynaklaniyor. bu sorunun onune sizce nasil gecilir?
Yazılım firmalarının kendilerini anlatamamalarındaki neden, muhatapları ile aynı dili kullanmıyor olmaları. Müşteri olsun, politika yapıcılar olsun, kullanıcılar olsun karşınızdaki kişi ve kuruluşların beklentilerinin doğru çözümlenmesi ve doğru iletişim yöntemlerinin kullanılması şart. Aksi taktirde monolog yapmakla yetinir, üstüne üstelik anlaşılamamaktan yakınırsınız.
Oysa yazılım firmaları sistem çözümlemede son derece yetkin kuruluşlar, müşteri beklentilerini belirlemek ve bu beklentilere uygun çözümle üretmek zaten ana faaliyet alanları. Sanırım firmalarımız teknik olmayan konularda “tüccar” ya da “satıcı” rolünü değil de “çözüm sağlayıcı” rolünü üstlenmeye çalışsalar bu sorunlar rahatlıkla aşılabilecek.
5.savunma sanayi sektorunun yazilim sektorune katkisi hakkinda bilgi verir misiniz? savunma sanayi sektorundeki ar-ge yatirimlarinin sivil sektorde degerlendirilme firsati ozellikle yazilim sektorune ne gibi arti degerler katar?
Çok özel bir örnekten yola çıkmak istiyorum: Pardus işletim sisteminin geliştirilmesi ile ilgili ilk talep ulusal güvenlikle bağlantılı bir kapsamda ve savunma sanayi ilintili bir yuvarlak masadan çıkmıştı. Bu noktadan yola çıkılarak yapılan analizler ve geliştirilen stratejiler bizi ilk aşamada sivil sektörün kullanabileceği bir ürün gamına, Pardus 1.0 ve yakında piyasaya çıkaracağımız Pardus Sunucu 1.0’a götürdü.
Son tahlilde, özellikle jenerik teknolojilerde, savunma sektörü ile sivil sektörün beklentileri ve gereksinimleri birbirine oldukça yakın. Savunma sanayinde geliştirilen çözümlerin sivil sektöre göre yeniden konumlanması ve ikil (dual) teknolojiler üretilmesi çok mantıklı.
Bir başka örneğimiz de Pardus projesini geliştirmekte olan TÜBİTAK UEKAE’nin savunma sektörü için geliştirdiği cihaz ve çözümlerin son yıllarda, başta kamu olmak üzere, sivil sektöre sunulması.
6.esneklik ve kolay adaptasyonun yazilim sektoru icin ne ifade ettigini anlatir misiniz? kisacasi yazilim sektorunde basariyi yakalamak ve bu sektorun gelisimini saglamak adina ne tur adimlar atilmali?
Yazılım sektörü çok hızla gelişiyor, sektöre giriş engelleri çok düşük ve adapte olamadığınızda başarısızlık riski çok yüksek. Bu nedenle ufak proje grupları, dağıtık karar mekanizmaları, hızlı ürün geliştirme çevrimleri, fikri mülkiyet oluşturmaya odaklanmış bir strateji bu sektörde başarının olmazsa olmazları.
Yazılım devi Microsoft’un Vista ile ilgili gecikme nedeniyle yaşadığı sıkıntılara baktığımızda bu özelliklerin yalnızca küçük ve yeni firmalar için değil, küresel devler için de geçerli olduğunu görebiliyoruz.
Tüm bu özellikleri bir araya getirdiğimizde bir kez daha vurgulamamız gereken, değer katan ve fikri mülkiyet yaratan dinamik ve esnek yapılanmalara doğru yönelme gereği…
7.sizce gelecekte turkiye’de yazilim sektoru nereye dogru gidecek? gercekten turkiye’nin kalkinmasinda onemli bir rol oynayacak mi? neden?
Buna karar verecek olan bir yanda sektör, diğer yanda da sektördeki alıcı konumundaki aktörler. Eğer iç pazarda yerli yazılım ürünlerinin kullanılması, bu sayede yazılım ücretlerinin katma değer yaratır hale getirilmesi ve buralardan elde edilen deneyimlerle yazılım ürünlerinin küresel pazarda kabul görür hale gelmesi zincirini izleyebilirsek doğru noktalara gelebiliriz. Görev, başta kamu, satın alanlara düşüyor…
Öte yandan kesinlikle ihmal etmemiz gereken genç nüfusumuzu iyi eğitmek, bilişim okur yazarlığını geliştirmek ve üretici ve yaratıcı düşünceyi ödüllendirmek olacaktır.
Diğer ilgililerin yanıtları için dergiyi alacaksınız…

