• STC-16, nam-ı diğer “Spor Türk Canavarı”

    Kadınlar için ayakkabı ne ise, erkekler için de otomobil odur (genelleme dışı kalan bireyler hariç). Yani çok sıkı muhabbet konusudur… Buralara da sirayet etti, kimi arkadaşlar otomobil konuşuyorlar bu aralar. Dedik ya, doğaldır; bırakalım konuşsunlar. Ama bilerek konuşsunlar…

    Şimdi sevgili Erhan Ekici “Yahu yine prehistoryaya benden başladın hocam!” diyecek, ama gezegene otomobili ilk sokan oydu. (Erhan, Forrester Research’ün testini Pardus’a uygulamanı bekliyorum hala, biraz zor unuturum da :-P) Sonra sırasıyla bendeniz ve sevgili Ali Işıngör ve tekrar sevgili Erhan… Hem de ne demiş Erhan:

    Yazının sonuna eklediğim Devrim otomobili resimleri projeler arasında ilinti kurmak maksatlı değil, daha çok, bu topraklarda yaşayanların, basının ve belirli çevrelerin genelde hemen yanıbaşlarında olan gelişmelere hep bir küçümseme ve kompleks ile bakması, buna karşın uzaktaki herşeye de “pembe panjurlu ev hayali kuran çiftin romantik bir şekilde uzaklara bakması” durumunu eleştirmekti.

    Güzel demiş… Biz arabalara bakalım:

    Önce biraz doğuya gidelim, Çin’e kadar. Arkadaşlar JiangLing Landwind X6 diye bir cip, yani amerikanca kısaltması ile SUV yapmışlar. Bunu da garp memleketlerinde pazarlamak için genelgeçer güvenlik testlerine sokmuşlar, yani Euro NCAP testleri. Maalesef bu cipcik testlerde fena çuvallamış, 0 (yazı ile sıfır) almış. Doğal olarak epey bir dalga geçilmiş, “Aman uzak durun”, “En azından 20 yıl önceki teknoloji” diye yorumlar yapılmış uzmanlar tarafından. Bir daha da pek JiangLing Landwind X6 ismi duyulmamış herhalde… Yoo, yanılmışım, Çinliler kendi yol testlerini geliştirmişler, bu teste sokacaklarmış. Ama sonrasında harbiden ses çıkmamış…

    Heh-heh… Çinliler bu işten anlamıyor herhalde… Zaten Çin malı çürük anlamına gelmiyor mu? Ucuz ve çürük! Ama bir dakika… Google’da cars produced in china diye aratınca neler neler çıkıyor: BMW, Skoda, Toyota (hem de Prius), Volvo, Volkswagen, Audi… gidiyor. Yahu biz bu arabalara kucak dolusu para verip almıyor muyuz, hatta kimilerini alamıyor değil miyiz? Meğer beğenmediğimiz Çinliler yapıyormuş bu arabaları… Belki de anlıyorlardır birşeylerden, belki de lisansla ürete ürete, her yıl mezun ettiği binlerce mühendisi bu işlerin peşine sala sala günün birinde NCAP’ten 5 yıldız alacak bu markalarınki gibi otomobiller de yapabilirler mi? Yok yahu, nerde… Çinliler beceremez bu işi! Biz mi? Hiiiiiç beceremeyiz!!!

    Dönelim benim sevdiğim mevzuya: Anadol STC-16. Koydum kafaya, günün birinde bulucam bi tane, bastırıcam parayı alıcam… Bu arabayla Finike-Kale arasını gitmek lazım, döne döne, virajları kapalı kapalı alarak…. Ama bunu da eşekler yiyormuş yahu! Türk malı değil mi? Hem de bu arabanın motoru, yürüyen aksamı dışarıdan… Neresi milli bunun yahu, çocuk mu kandırıyorsunuz, pöh!

    Şu anda bile 8 ayda dünyada böyle bir arabayı (STC-16) ortaya çıkartacak ekip yok. Bazı şirketlerin Ar-Ge bölümlerine girip çıkıyorum, bir spor arabayı bugün çok ciddi bilgisayar destekli tasarımlarla iki yıldan önce imalata sokabilmiş şirket yok. Sadece 4-5 kişinin fiili görevde olduğu, 10-15 kişilik bir ekiple, bütün takımlarını, imalat kalıplarını, yani camın tasarımını, camın kalıbını, tekerlek jant kapağını… Otomobilin tasarımını lojistiğini, taşıt dinamiğini, hepsini biraraya getirip yapmak son derece sıra dışı bir şey. Dünya otomobil tarihini son derece iyi bildiğimi tahmin ediyorum, benim gözüme çarpmış bir şey değil.

    Ne? Ne dedin? Kim demiş bunu? Ekber Onuk mu? O da kimmiş yahu? Yapanlardan biri işte, ne diyecekti “hata ittik” mi? Tabii iyi yaptık diyecek. Şimdi ne yaparmış bu Ekber hazret? Ford bayii olmuştur kesin, Koç’a yakınmış ya…

    Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın süratli tekne ihtiyacı var ve uluslararası ihale açılmış. 5 yabancı firma teklif vermiş bir de tek yerli olarak bizim teklifimiz var. İhalede bizim teklif doğal olarak dikkat çeker. Sevinenler var ama çoğu da ‘Türkiye’de böyle tekne yapılamaz’ diyor ve bize güvenmiyor. Konu; Ani Müdahale Botu Projesi, süratli 6 tane 15 metre boyunda tekne alınacak. Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın desteği ile bizim teklifimiz de değerlendirmeye alındı ve fiyat olarak diğerlerinden yüzde 20 daha ucuza ihaleyi kazandık.

    Hı? Ne diyosun sen yahu? Bu da ne? Kim demiş? Ekber Onuk mu? Hani şu arabasını eşekler yiyen Onuk mu? Ne? Yonca Onuk tersanesinin patronu mu? Şimdilerde Pakistan’a bile hücumbot satan Yonca tersanesi mi? Pakistan kim ki yahu, satmışlar Pakiler’e gelip hava atıyorlar. Kesin rüşvet vermişlerdir, bizim askerlerle kanka olduklarından jest olarak şeyetmişlerdir.

    Bu ne yahu? Ne? Yontech adıyla şirket kurmuş yıllık 35 milyon €ciro yapıyor, hiçbir lisans kullanmadan üretim yapıp bir de teknoloji transfer mi ediyor? Hücumbotlar için ürettiği teknolojiyi şimdi de süperlüks motoryatlara taşıyıp hem çok konforlu ve hem de çok güçlü tekneler yapmaya, bunları dünya jetset sosyetesine pazarlamaya mı başlamış? Bunun için süperlüks teknelerin Mekke’si Monaco Yacht Show’a dahi mi katılmış? Yukarıdaki Yontech S23’ten sonra şimdi de S36’yı, 36 metrelik, 60 knot sürat yapacak, 4 kamaralı dev “yeni Süper Türk Canavarı”nı üretmeyi ve satmayı mı hayal ediyor?

    Ama motorunu kim yapıyor? Jeneratörler? Elektronik aksam? Milli olmaz, Türkler yapamaz…. ühü… ühü… bööööööööö!!!!!!!!

  • Pardon, sizin şirket nasıldı?

    İşim icabı (güzel bir giriş oldu mu?) pek çok blogu, haber sitesini vb takip ediyorum. Tercih ettiğim yazılım da Kontact’a çok güzel entegre edilmiş olan ve Pardus’ta öntanımlı gelen akregator. Blog ve gezegenleri izlemek için harika bir uygulama, yeter ki içeriği RSS beslemesi ile tam olarak versin.

    Epeydir Novell yöneticilerinin bloglarını ya yamru-yumru görüyor, ya da hiç göremiyordum. Bugün, sonunda “dur bi şuna web’den bakayım” dedim, yine favori internet tarayıcım Konqueror‘ı açtım. Durum yine aynı, bir başlık var, sonrası yok… Allah Allah… Belki, olmaz ya, standart dışı bişiler kullanmışlardır, çok sevdikleri bir firmanın sahipli teknolojilerine bağlıdır, felan deyip Konqueror’da tarayıcı kimliğini “IE 6.0 on XP”ye değiştirdim. I-ıh… Du-bakali deyip son çare ikinci favori tarayıcım olan Firefox’la giriştim. Bu sefer gösterdi, harbiden de orada bir içerik varmış ve Konqueror ile akregator anlamıyormuş bunu…

    Nedenini araştırdım, şu kod parçası:


    <meta http-equiv=”CONTENT-TYPE” content=”text/html; charset=utf-8″ /> <title />
    <meta name=”GENERATOR” content=”OpenOffice.org 2.0 (Linux)” />
    <meta name=”AUTHOR” content=”Jeff Jaffe” />
    <meta name=”CREATED” content=”20070318;10075400″ />
    <meta name=”CHANGEDBY” content=”Jeff Jaffe” />
    <meta name=”CHANGED” content=”20070408;12471800″ />
    <style type=”text/css”>–
    @page { size: 8.5in 11in; margin: 0.79in }
    P { margin-bottom: 0.08in }
    –>
    </style>

    dokümanın ortasında bir yerde peydah olmuş. Büyük olasılıkla <title >‘den dolayı manalı bir HTML çözümleyici affetmiyor, Firefox ve (herhalde) IE ise daha müsamahalı davranıyorlar… Sonuçta IE ve Firefox’da görünen Konqueror ile akregator’da namevcut…

    Yahu bu firma Linux satar, bişi değil koca Microsoft’a bile Linux sattırır, açık kaynaktan bahseder… Ama CTO’sunun blogunda bu sakatlık mevcuttur ve kimse de farkına varmaz (benden başka?). Ne diyeyim?

  • …biz çıkalım kerevetine

    Bakanlık’ın yaklaşık 4,5 milyon € değerinde Microsoft lisansı alımı için Şubat ayında açtığı ihale, yine Bakanlık tarafından iptal edildi. Dernek, ihale şartnamesinin yalnızca tek bir üreticinin 11 dağıtıcısını kapsadığını ve ilgili yasanın “Kamu kurumları yazılım satın alırken özgür yazılım dahil tüm seçenekleri değerlendirmeli” hükmüne aykırı olduğunu belirterek ihalenin iptali için mahkemeye başvurmuştu. Bakanlık, mahkemenin konuyu görüşmesini ve bir karar almasını beklemeden geri adım attı. Dernek bu durumu, bilgiye özgür erişim (açık formatlar), güvenilir teknolojilerin kullanımı (özgür yazılım) ve kamu parasının vatandaşlar yararına harcanması açısından tarihi bir zafer olarak niteliyor. Dernek’in icraatları devam edecek…

    “Hangi dernek, hangi bakanlık, hangi ihale?” dediğinizi duyar gibi oldum. Hemen söyleyeyim: İtalyan Özgür Yazılım Derneği, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ihalesi, şu basın bildirisinde anlatılan hikaye…

    Sivil toplum örgütlerinin kamu yararını korumasına iyi bir örnek. Kazanan İtalyan vergi mükellefi, İtalyan kamu kuruluşları ve İtalya vatandaşları olmuş. Darısı bizim başımıza…

  • Super(wo)man mi? Bir-iki tane daha…

    Daha bir ay olmadı; Onur Yalazı iki Superman tarifi alıntıladı; sevgili Barış Metin de Pardus ekibine eleman arayışımızı bu tarif ile birleştirdi. Sonra ortalık karıştı, felan…

    Neyse, benim derdim o kısımla ilgili değil. Ben de bir Superman (hadi sınırlayıcı olmayalım, ve Superwoman) tarifi yapayım. Sevgili Barış’ın yazdıklarına ek olarak üstün kişilerin bu tiplerine de ihtiyacımız var. Ne yapalım, iş çok kardeşim, çocuklar da isyan ediyor, “buldun bizi, vuruyorsun yükü sırtımıza, yeter!” diye…

    Super(wo)man tarifidir:

    • “free as in freedom” ve “free as in free beer” farkından haberdar,
    • sudo su yazarken eli titremeyen,
    • masaüstünde sürekli açık en az bir komut satırı bulunan,
    • sistem kuran, yapılandıran, ağ yapılandıran, sunucu kuran, servis yapılandıran, çalıştıran,
    • HOWTO okumasını ve hatta yazmasını bilen,
    • teknik konuları teknik olmayan insanlara teknik terimler kullanmadan, teknik insanlara da teknik terimler kullanarak anlatabilen,
    • sunum kabiliyetine haiz, hazır cevap, hoş sohbet, nüktedan,
    • proje önerisi, teknik rapor yazabilecek, proje bütçesi üzerinden geçebilecek, dağıtık proje ekiplerinin eşgüdüm işini üstlenebilecek,
    • fotoğraf çekmekten hoşlanan (olmazsa olmaz :-P),
    • özgeçmişini .doc uzantılı göndermeyecek,
    • (Superman’ler için) makul bir süre askerlikle ilgili sıkıntısı olmayacak…

    “Evet, beni tarif etmiş… Başvurayım bari!” diyen gençler bana ulaşsınlar…

  • Parayı veren…

    Sevgili Pardus kullanıcıları,

    İki yılı aşkın bir süredir sizlere hep en iyisini vermeye çalıştık. Kullanım ve kurulum kolaylığı, tam ve düzgün Türkçe desteği, insan merkezli tasarım hedeflerimizden sapmadan; Türkiye’nin gördüğü en iyi özgür yazılım ekibini kurarak, harika bir katkıcı ve kullanıcı camiası ile; gece ve gündüz, haftada 7 gün çalışarak… sırasıyla Pardus Çalışan CD, Pardus 1.0 ve Pardus 2007’yi yayımladık. Gerek internet üzerinden, gerekse bilgisayar dergileri ile herhangi bir karşılık almadan, ücretsiz olarak sizlere ilettik Pardus’u.

    Ancak kurumumuzca istihdam edilen edilen geliştirici arkadaşların maaşları (ki hiç de az olmadığını söylemek zorundayım), bu arkadaşlar için sağlamakta olduğumuz rahat ve ferah çalışma ortamı, paranın alabileceği en iyi ve ileri donanımlar, tanıtım faaliyetleri için kullandığımız dev kaynaklar, … gittikçe ağır bir fatura ortaya çıkmaya başladı. Başından beri kurumumuz kaynakları ile desteklenen Pardus proje ekibinin genişlemesi zorunluluğu tabloyu daha da vahimleştirdi. Yöneticilerimizle yaptığımız en son değerlendirmede Pardus’un ücretsiz dağıtılmasının artık mümkün olamayacağına üzülerek karar verdik.

    Bu değerlendirme ve izleyen düzenlemeler ışığında bugünden (1 Nisan 2007, Pazar) itibaren Pardus ürünlerinin ücretsiz dağıtımına son verilmiştir. İnternet sitemizden Pardus indirmek için Anadolu Parsını Koruma, Kollama ve Geliştirme Derneği Yazılım, Bilişim, Ticaret, İnşaat ve Turizm Ltd. Şti. adına kayıtlı Sümerbank Şaşkınmanav Şubesi 3141592653-589 numaralı hesaba 10 YTL yatırmanız gerekecektir. Eğer indirdiğiniz Pardus’u birden fazla bilgisayara kuracak ya da birden fazla CD’ye yazacaksanız her bilgisayar ve CD için ayrıca 5 YTL yatıracaksınız. Daha önceden indirilmiş ya da dergilerle dağıtılmış Pardus CD’leri ile yapılacak yeni kurulumlar da bu tarifeye tabidir. Kurulum sonrasında kaldırılan ya da kullanılmayan Pardus için ücret iadesi yapılmayacaktır. Kaynak kodunu okumanın ücreti sayfa başına 1 Ykr, derleme için ise dosya başına 3 Ykr olarak hesaplanmıştır (toplu alımlar için özel fiyat sorunuz). Pardus paket deposundan güncellemeler, boyu 5 MB’dan küçük paketler için 20 Ykr, daha büyükleri için ise 1 YTL karşılığında yapılacaktır. Ayrıca pardus-kullanicilari e-posta listesine üye olmak 100 YTL, tr.pardus-wiki.org adresinden bilgi almak sayfa başına 2,5 YTL olarak belirlenmiştir.

    Ödeme yapmadan Pardus 2007.1 Felis chaus indirmemenizi, ya da diğer Pardus hizmetlerinden yararlanmamanızı rica ederim. Özgürlük için… ücretler lütfen!

    Not: Bu uygulamadan rahatsız olan kullanıcılarımız N1sAn_BiR@pardus.org.tr adresinden müşteri memnuniyeti temsilcilerimiz ile bağlantıya geçebilirler.

  • Draft for GPL v3 is out…

    The 3rd discussion draft of the GNU General Public License version 3, which have been worked on for a while, have been published on Free Software Foundation web site. As I expressed before, I don’t think that a license text can solve all the problems related to the freedom of software. Neither I think is necessary to modify the GPL v2, which only recently have begun to be endorsed within the business circles. I think FSF (of which I am an associate member) is acting in a highly ideological manner, which may lead to some very disastrous forking of GPL licenses…

    I should change the verbs in the above statements with past perfect. The latest draft is a much more relaxing and soothing (a la GPL v2) text. In stark contrast to the infamous EULA’s protection for the owner and for some cases for the developer of proprietary software, GPL puts the user at the front stage and enforces the freedom of the user. This approach, as I’ve just said, has been approved as a very meaningful distribution and sharing model, not only in the software and IT context, but for the business world as well. The former drafts of GPL v3 have tried to extend this mission to protect and oversee the freedom of society and third parties as well. The clauses against Tivo-ization and DRM have been redefining the borders of the freedom. The present draft has a much softer wording, emphasizing the freedom of the user, again.

    The anti-patent approach and the clauses referring to the infamous Microsoft-Novell pact are also new. In fact these were the reason for the draft’s missed deadline. I think these are somewhat unnecessary references to the current headlines, still the text in the present draft is acceptable. These clauses cover the developer and consequently guards and immunizes the user against the possible patent scams.

    Among others, Linus Torvalds is pretty pleased with the present draft of GPL v3. Way to go…

  • GPL v3 taslağı yayınlandı…

    Bir süredir üzerinde çalışılmakta olan GNU Genel Kamu Lisansı sürüm 3’ün 3. taslağı Özgür Yazılım Vakfı web sitesinde yayınlandı. Daha önce de söylediğim gibi bir lisans metninin yazılımın özgürlüğü ile ilgili tüm problemleri çözebileceğine inanmıyorum. GPL v2 gibi, özellikle iş alemlerinde kendini yeni yeni kabul ettirmekte olan, sağlam bir metni değiştirmek gerektiğine inanmıyorum. (Üyesi de olduğum) FSF’in bu noktada fazlasıyla katı bir ideolojik tavır takınması sonucu GPL’in çatallanması tehlikesini dehşetle gözlüyorum…

    Ya da “-idim” diyeyim ile değiştireyim yukarıdaki önermelerimin fiil çekimlerini. Son çıkan taslak çok daha rahatlatıcı, GPL v2 gibi huzur veren bir metin olmuş. EULA’nın sahipli yazılımların sahiplerini ve kimi durumlarda geliştiriciyi kollayan havasına GPL kullanıcıyı ön plana çıkarıp, kullanıcının özgürlüklerini teminat altına alarak yanıt vermişti. Bu yaklaşım da, dediğim gibi yazılım ve bilişim çevrelerini aşıp iş alemlerinde dahi anlamlı bir dağıtım ve paylaşım modeli olarak algılanmaya başlanmıştı. GPL v3’ün daha önceki yaklaşımı toplumun ya da üçüncü kişilerin özgürlüklerini korumak ve kollamak gibi yeni bir görev üstlenmekti. Tivo-laştırmaya ve DRM’lere karşı hükümleri ile özgürlük sınırlarını yeniden tanımlar haldeydi. Bu noktalarda mevcut taslaktaki hükümler hayli yumuşak, yine kullanıcı özgürlüklerini ön plana çıkarıyor.

    Yeni taslağın patent karşıtı yaklaşımı ve dolayısı ile Microsoft-Novell anlaşmasına gönderme yapan maddeleri de yeni. Zaten taslağın gecikmesinin ardında bu kısım vardı. Bence gereksiz bir şekilde güncele gönderme yapıyor, ama mevcut taslaktaki hali hala kabul edilebilir bir metin. Bu maddeler geliştiriciyi koruma şemsiyesi altına alıyor ve dolayısı ile kullanıcıya olası patent şantajlarına karşı bağışıklık sağlıyor.

    Linus Torvalds dahil GPL v3’ün yeni taslağı genelde olumlu tepkiler alıyor. Hadi hayırlısı…

  • Pardus ekibi genç geliştiricileri bekliyor…

    Bir süre önce Google Summer of Code’a başvurduğumuzu yazmıştım. Ne yazık ki başvurumuz GSoC için kabul edilenler listesinde yer almadı. Mutlaka başvuru ve/veya proje fikirleri ile ilgili bazı hatalarımız ve eksiklerimiz olmuştur. Bunları hemen değerlendirmeye ve gidermeye başladık zaten… Artık gelecek sene için hazırlanıyoruz.

    Ama bu arada proje fikirlerimizi değerlendirme konusundaki kararımızdan vazgeçmedik. Bu yazı üniversitelerimizde öğrenim gören genç arkadaşlarımızla birlikte bu projeleri gerçekleştirmeye çalışarak geçirmeyi düşündük. Bu kapsamda stajını Pardus projesinde yürütmek isteyen üniversite öğrencilerine çağrıda bulunduk. 20 Nisan’a kadar gelecek başvuruları değerlendirerek bu yazı bizimle geçirecek genç geliştiricileri belirleyeceğiz.

    Eğer bu yaz staj yapmanız gerekiyorsa… özgür yazılıma ve Linux’a katkıda bulunmak istiyorsanız… ilan edilen proje konuları arasında ilginizi çeken, gözünüze kestirdiğiniz birşeyler varsa… bir an önce başvurunuzu gönderin! Özgürlük için… Pardus geliştiricisi olun… Türkiye’nin özgür yazılımına katkıda bulunun!

  • Sam Williams: “Free as in Freedom: Richard Stallman’s Crusade for Free Software”

    Richard M. Stallman özgür yazılım camiasında en sevdiğim ya da örnek aldığım kişiler arasında yer almıyor, biliyorsunuz. RMS’in saldırgan tavırlarını, karşısındakine saygı duymayan üslubunu ve en çok da kendisini desteklemek isteyenleri fırçalamak gibi şekillerde tezahür eden gözünü kör etmiş inatçılığını beğenmiyorum. Özellikle bu yanının özgür yazılıma katkıları kadar zararı da olduğunu düşünüyorum.

    Ancak bu sert ve sivri düşüncelerin ne derece yerinde olduğu, bir haksızlık ya da yanlışlık içerisinde olup olmadığım gibi bir takım düşünceler de bir süredir beynimi kemirip duruyordu. Geçenlerde işverenimin konusunda hayli zengin, üstelik istediğimiz konularda genişlemeye son derece müsait ve hevesli kütüphanesinin raflarında Free as in Freedom ile karşılaşınca hemen ödünç aldım ve hızla okudum. RMS hakkındaki fikirlerimin nasıl değiştiği ya da değişip değişmediği konusunu sona bırakıp kitaba odaklanalım biraz…

    Kitabın müellifi Sam Williams, ve bence en güzel hikayesi de Sam’in eşi Tracy Pattison ile bu kitabın ilk fikirleri sayesinde tanışmış olmaları. Sam’in kitabın sonunda yazdığı oldukça kişisel bir muhasebe, yani SonSöz, şu saptamaları içeriyor:

    Since July, 2000, I have learned to appreciate both the seductive and the repellent sides the Richard Stallman persona. Like Eben Moglen before me, I feel that dismissing that persona as epiphenomenal or distracting in relation to the overall free software movement would be a grevious mistake. In may ways the two are so mutually defining as to be indistinguishable.

    İlk kısma katılıyorum, RMS, özgür yazılımdan söz ederken ihmal edilmemesi gereken bir şahsiyet. Ama ikinci kısmı yalnızca kitabın yazıldığı (basımı Mart 2002) zamanlarda geçerli olan bir önerme olarak görüyorum. Özgür yazılım artık yazılım ile sınırlı kalmayıp bilginin özgürlüğüne evrilmiş, ve bunu yaparken de Stallman’ın sekter yaklaşımından farklı olarak pragmatik bir yol izlemiş, hatta sonuçta hayli popüler “Web 2.0” hipini dahi içerisinden çıkarmış bir hareket. Bu evrimde, ne yazık ki, RMS’in ya da daha geniş bir bakışla Linux’un ya da özgür yazılımın fazla bir doğrudan katkısı olmamış. Sonuçta Web 2.0 dünyayı yeniden tanımlamak iddiasındayken Linux ve özgür yazılım kurumların bilişim dizisinde yalnızca birkaç katmana sıkışmış kalmış…

    Kitaba geri dönelim: Aslında kitapta bol miktarda tanıdık öykü var: Meşhur yazıcı konusu… Emacs’ın hikayesi… Linux’un ortaya çıkışı, HURD ve Stallman’ın tepkisi… Ama benim için yeni öyküler de var: Örneğin sevgili Ian Murdock’ın Debian’ın bir GNU/Linux olmasını vurgulamasının FSF, Stallman ve özgür yazılım hareketine verdiği desteğin önemi… Örneğin RMS’in son derece parlak kolej yılları, matematik ve yazılım konusundaki üstün yeteneği…

    Belki benim için en ilginçlerinden birisi Stallman ve Torvalds’ın ilk kez bir araya geldikleri, 1996’daki Conference on Freely Redistributable Software. Hikayesini silahsever ESR’dan dinleyelim:

    By the time of the conference, the tension between those two camps have become palpable. Both groups had one thing in common, though: the conference was their first chance to meet the Finnsh wunderkind in the flesh. Surprisingly, Torvalds proved himself to be a charming, affable speaker. Possessing only a slight Swedish accent, Torvalds surprised audience members with his quick, self-effacing wit. Even more surprising, says Raymond, was Torvalds’ equal willingness to take potshots at other prominent hackers, including the most prominent hacker of all, Richard Stallman. By the end of the conference, Torvalds’ half-hacker, half-slacker manner was winning over older and younger conference-goers alike.

    “It was a pivotal moment,” recalls Raymod. “Before 1996, Richard was the only credible claimant to being the ideological leader of the entire culture. People who dissented didn’t do so in public. The person who boreke that taboo was Torvalds.”

    Benim için en bilgilendirici kısım ise GNU GPL’in hikayesi: Bu lisansın nasıl Stallman tarafından kaleme alındığı, bu aşamada nasıl bir matematik problemi çözercesine sistemli çalıştığı, sonuçta hukukçular tarafından saygı duyulacak bir metin ortaya çıkarken aynı zamanda özgür yazılım felsefesinin nasıl bu metne yedirildiği… GPL’i çok anlamlı bir lisans metni olarak görüp kullanırken bu ayrıntıyı bilmiyordum. Sırf bunun için dahi RMS özgür yazılımın en önde gelen isimlerinden biri olmayı hakediyor, kanımca…

    Bir de kitabın sonlarında “Bundan yüz yıl sonra Richard Stallman bir dip not mu olacak, yoksa bir bölüm başlığı mı?” sorusuna çeşitli kişilerden gelen yanıtlar eğlenceli. Bunlardan ESR’ınkisi Stallman’ı biraz hafife alıyor, Moglen’inkisi ise biraz fazla taltif ediyor; ama bir ortalamaları ilginç olabilir. RMS’in kendi değerlendirmesinde vurguyu “savaşı kimin kazanacağı”na yapması ve “Linux”u (“GNU/Linux”u değil) özgür yazılımın önünde bir engel olarak görmesi, sanırım, kişilik özelliklerini gayet iyi yansıtıyor. Ben mi ne düşünüyorum, işte burada:

    Richard Stallman, yazılımın özgürlüğünü “hacker” camiasına hediye eden kişi, bu anlamda bir Prometheus. Prometheus kitaplarda nasıl anılıyorsa, RMS de öyle anılacak kanımca. Ama RMS’in yaklaşımı ile ateş hep ilkel halinde kalacaktı, üzerinde yemek pişirilecek ya da sobaya hapsedilip ısı yayacak bir şey. Buhar makinesini “icat” edip ateşi çok farklı ve çok büyük şekillerde kullanmanın önünü açan kişi, özgür yazılım dünyasının Watt’ı, ise Linus Torvalds oldu. Linux’suz özgür yazılım pek mesafe katedemeyecekti, GNU’suz Linux ise yalnızca bir üniversite öğrencisinin projesi olarak kalacaktı. İkisi birbirinin mütemmim cüzü… Kitaplar özgür yazılımdan bahsederken hemen ardından Linux’u anacaklar, hem de “Linux” olarak anacaklar (“GNU/Linux” olarak değil, nasıl “ateşli buhar makinesi” demiyorsak) RMS’in hoşuna gitse de, gitmese de…

    Netice: Kitabı okuyun, özgür yazılımın tarihçesinden, RMS’in kim olduğundan haberdar olmak için. Bu kitabı okumadan “Özgür yazılım hakkında her şeyi biliyorum!” demeyin sakın…

  • Neden Felis chaus – II

    Güncelleme sürümümüz Pardus 2007.1 Felis chaus sunucularda yerini aldı ve pek çok kullanıcımız şimdiden saz kedili duvarkağıtlarına kavuştular. Ancak Felis chaus ismi ile ilgili tartışmalar dinmedi. Sonunda ben de Pardus-kullanicilari e-posta listesine bu girdinin dibinde okuyacağınız açıklamayı gönderdim, sanırım biraz da olsa ortalık sakinleşti.

    Ulusallığı/milliyetçiliği mazruftan çok zarfta arayanlar ile anlaşabilmem mümkün değil. Türkçe yazım denetim uygulaması zemberek’i ilk sürümünden bu yana ve sürekli ağırlığını artırarak dağıtımına dahil eden bir ekibin Türkçe’ye verdiği değer açıktır, kanaatimce. Pek çok kamu kurumunu, şimdilerde kimi KOBİ’leri, yakın zamanda kurumsal şirketleri ve bilişim sektörünü özgür yazılımı bir seçenek olarak değerlendirmeye teşvik eden gelişimlerin başında geliyor Pardus, kanımca. Buralarda oluşan potansiyel tasarruf yine bilişime ya da eğitime ya da çevreye harcanabilecek yeni kaynaklar oluşturuyor, hem de ulusal kaynaklar. Kanımca bu durumu göz önünde bulundurmadan ve yalnızca sürüm isimlerine bakarak Pardus’u “mahkum etmek” büyük bir hata olacaktır.

    Ben mi ne düşünüyorum? Evet, bu tip tartışmaların çok çeşitli seviyelerde yaşanacağını tahmin ediyordum, bol miktarda darbe de aldım. Ama bu sabah, yine Pardus-kullanicilari listesinde, sevgili Turgut Sinan’ın yazdığı şu satırları okuyunca kararımdan bir kez daha emin oldum, ve aldığım darbelere fazlasıyla değdi:

    geçen yabani hayatımızı neden koruyamıyoruz diye çok hüzünlenmişken; şöyle bir hayale dalmışım, türkiye de pardus çok tutuluyor ve hatta yurtdışında bile bir çok kullanıcısı oluyor. bunu gören bizim kediler bizim bu çabamıza destek vermek istermişcesine saklandıkları yerden çıkıyorlar. mutlu bir şekilde normal hayata döndüm. pardus a daha bir şevkle sarıldım.

    Neyse, işte listeye gönderdiğim açıklama, Pardus 2007.1’i güle güle kullanın…

    17 Mar 2007 Cts tarihinde, Canberk Demirdelen şunları yazmıştı:
    > haklısınız. bende ayrıntılara bu güne kadar hiç takılmadım. hatta eğer
    > geçmişten bu güne yazımlarımı takip ettiyseniz herzaman destek oldum. ve
    > olacağımda.. fakat, artık şu ulusal ın açılımını yapmak lazım.. burada hiç
    > kimse Görkem beyi veyahut diğer geliştiricileri eleştirmiyor. haddime de
    > düşmez. fakat 2007.1 i yüklerken akşamın bu saatinde bu ne yaa dedim ve
    > buraya msg geçtim.. hata ise özür dilerim.

    Şu anda bayilerde olan BytePlus dergisindeki yazımda Pardus projesinin güçlü yanlarını özetlemiştim. Son madde “ulusallık” ile ilgiliydi ve tam olarak şunları yazmıştım:

    > Neden ve Hangi “Ulusal”?
    > Enstitümüz’ün vizyon cümlesindeki temel unsurlar “ulusal teknolojik
    > bağımsızlık”, “güvenlik” ve “tasarruf”. Pardus projesi oluşturulurken bu
    > kavramları sıkı bir şekilde tartıp değerlendirmeye, mümkün olduğunda da
    > içselleştirmeye çalıştık. Sonunda geldiğimiz nokta, “ulusal işletim
    > sistemi” ibaresinin Pardus’un tanımı değil, yalnızca bir özelliği
    > olduğuydu. Bu ibare de sık sık eleştirilen bir nokta oldu, açıklanmasında
    > yarar var. Pardus projesinin önemli sonuçlarından birinin Linux ve işletim
    > sistemi konusunda deneyimli bir ekibin ortaya çıkması olduğunu söylemiştik.
    > Bu ekip sayesinde Türkiye bilişim sektörü işletim sistemi konusunda kendi
    > yol haritasını çizebilir, stratejisini oluşturabilir hale geldi, gelmek
    > üzere. Örneğin ASAL projesinde hazır ürünlerle yetinmek durumunda kalmayıp
    > gereksinim duyduğumuz ürünü tasarlıyor ve geliştiriyoruz. Bu ürün daha
    > sonra başka kurumsal müşteriler için de kullanılabilecek. Bu yaklaşımla
    > geliştirilecek ürünler, bu ürünlerle entegre hale getirilecek uygulama
    > yazılımları yavaş yavaş yeni bir yazılım ekonomisin doğmasına yol açacak.
    > Artık çok daha düşük kaynaklarla kurulabilecek girişim firmaları değer
    > katan önemli yazılımları çok daha kolayca ve hızla geliştirebilecek. Bu
    > ürün ve çözümler yalnızca yerel pazarın gereksinimlerini karşılamakla
    > kalmayacak, yazılım ihracatında da önemli bir unsur haline gelecek.
    > Pardus’un başındaki “ulusal” ibaresinin anlamı ve önemi önümüzdeki yıllarda
    > çok daha belirginleşecek.

    Bu “ulusal” anlayışı sizinki ile uyuşmuyor olabilir, ama ortamda o kadar geniş yelpazeye yayılmış ulusal ve milli tanımları var ki bu çok normal.

    Pardus 2007.1 Felis chaus adı ile ilgili olarak da geçenlerde web blogumda [1] tam olarak şunları yazmıştım:

    > Sonunda kazanan Türkiye’de yaşayan ya da yaşamış, endemik, nesli tükenmiş
    > ya da tehlikede hayvanların Latince isimleri oldu. Gerek iklimi, gerekse
    > coğrafi konumu nedeniyle Türkiye biyolojik çeşitliliğin üst düzeyde olduğu
    > bir bölgesinde dünyanın. Buna karşın doğaya olan saygısızlığımız ve
    > umursamazlığımızla bu çeşitliliği tehdit ediyoruz, biz “iki ayaklı
    > canavar”lar. Türkiye’den ve dünyadan kullanıcılarımıza bu iki önermeyi
    > iletecek bir mesaj, bu tür isimleri. Bunun yanında önümüzdeki haftalarda
    > topluluk portalımızın hayata geçmesi ile Türk basınından, internet
    > sitelerinden ve çeşitli sivil toplum örgütlerinden ilginç işbirlikleri ile
    > bu mesajı daha kuvvetlendirme ve yaygınlaştırma yoluna gidebileceğiz.
    > Sevgili Pardus ve bu sevgili kardeşleri sizlere ve tüm Pardus
    > kullanıcılarına sürekli çevremiz ve kürenin geleceği için yapmamız
    > gerekenler olduğunu anımsatacak…

    Herhalde sizin ulusalcı anlayışınız da bu topraklardaki canlıları hoyratça yok etmemize razı gelmeyecektir. Nasreddin ya da Mevlana, Sait Faik ya da Nazım Hikmet, Ata ya da Fatih önemli, doğru. Ama Felis chaus da önemli, Panthera pardus tulliana da önemli, Geronticus eremita (kelaynak) da önemli…

    Pardus ara sürümleri için seçimimiz (nasıl seçildiğini [1]de anlattım) bu son alanda oldu, yani bundan sonra da üç ayda bir Latince bir isim ile karşılaşacaksınız, tabii eğer Pardus kullanmaya devam ederseniz. Dolayısı ile üç ayda bir “bu topraklarda yaşayan canlılara nasıl davranıyoruz, çocuklarım ve torunlarım da onları görüp tanıyabilecek mi, yoksa yalnızca bir işletim sistemi sürümü olarak mı kalacaklar yalnızca” düşünme fırsatı elde edeceksiniz.

    “Milli olmadan evrensel olmaya çalışmak” konusunda ise şuraya [2], şuraya [3] ve şuraya [4] yönlendireceğim sizi. Belki de evrensel olmak için milli olmak bir önkoşul değildir…

    Umarım yeterince aydınlatıcı olmuştur.

    İyi çalışmalar

    [1] http://cekirdek.pardus.org.tr/~tekman/zangetsu/blog/2007/03/11/112/
    [2] http://www.linux.com/article.pl?sid=07/01/19/1449245
    [3] http://beranger.org/index.php?article=2382&from=rss
    [4] http://www.quebecos.com/modules/sections/index.php?op=viewarticle&artid=54