-
Open Source IS Free Software
It is mostly “open source” on the other side of the Atlantic, and may become “free software” depending to whom you’re talking to. It becomes FOSS or even FLOSS as you fly east, and pass through the old continent. In Turkey you come accross with people calling it “open source” in Turkish (açık kaynak), “free software” in Turkish (özgür yazılım) as in freedom, “open source” (yes, they use English), and even few call it “free software” in Turkish (bedava yazılım) as in free beer. Quite a confusion, huh? You bet…
All in all, it is simply “free software” in Turkish as in freedom. Always and in every context… We have called it “özgür yazılım” from day one, and we continue to do so. We explain why it is “free” as in freedom, and what this freedom means to the user, to the developer and to the society at large.
But in English, there still is this confusion. Being lately exposed to several pieces of work on “free software” (as in freedom) with certain strong business slant, and observing that the authors consistently use the term “open source” to describe it, still meaning “free software” (as in freedom)… and being convinced this will not harm the freedom of the software…
As of today, in my communication in English, I’ll only use the term “open source” to describe the “free software” (as in freedom). After all, “open source” (as in freedom) IS free software!
-
LKD – Pardus
Bu akşam birkaç basın mensubu ve LKD Yönetim Kurulu’nun nitelikli ekseriyeti ile bir akşam yemeği yedik. Ben, pisboğazlığım nedeni ile, ufak bir gıda zehirlenmesi geçiriyor olduğumdan biraz durgundum. Ama genelde güzel bir akşamdı, müzik yapmaya çalışan gençleri saymazsak…
Sevgili Bora Güngören‘den iki vaat kopardım gecede:
- Çektirdiğimiz toplu fotoğrafı tarayarak günlüğüne koyacak Bora.
- Bir de “Kwrite takviyeli” web günlüğüne bir RSS beslemesi açacak, tercihan aynı teknolojiyi kullanarak. Kendisi OpenTC projesi tamamlanana kadar web servislerine güvenmiyormuş da 😛
Güncelleme: Bu vaat yerine getirildi. WordPress güvenlik meraklısı birisi için ilk blog seçeneği olmasa gerek, ama biz neticeye bakarız. Hadi bakalım, şimdi de fotoğraf…
Vaatlerin takipçisi olacak ve sonuçları burada duyuracağım sizlere…
-
Varan 3, 4, 5… 6…
Dünkü ve sekiz ay önceki “Varan”larda resmi sözleşmeler ile bilişim hizmetleri alan, kerli ferli Pardus kullanıcısı kurumları muştuladık sizlere. Ama bir de yelpazenin öteki ucu var, Pardus’un GPL lisansını, özgür yazılım yaklaşımını kullanan, kendi yağında kavrularak Pardus kullanan kurumlar. Bugün sıra bunlarda…
Güncelleme: Biraz geç başlayan oturum arasız 3,5 saat civarında sürdü. Çoğu ile ilk kez tanıştığım dört heyecanlı ve kararlı adam Pardus deneyimlerini anlattılar. ÇOMÜ için sevgili Necdet Yücel, Petrol İş için sevgili Nihat İlter “Abi”, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü için sayın hekim Mustafa Sertel ve Neziroğlu Motorlu Araçlar için sevgili Ahmet Ateş. Bugün için ağzınıza, ayağınıza; son aylarda-yıllarda yaptıklarınız için ellerinize, zihninize sağlık. Harika işler başarıyorsunuz! Eğer size bunu yeterince hissettiremiyorsak büyük kabahat! Pardus erken uyarlamacıları olarak çok değerlisiniz bizim için. Yaşayın, özgürlük için… Türkiye ‘Pardus’ Diyor!

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi – ÇOMÜ Kütüphanesi’ndeki ince istemciler ve bağlı oldukları terminal sunucu, Mart 2007 içerisinde Pardus 2007.1 Felis chaus çalıştırır hale getirildi. Bu çalışmada Bilgi İşlem Müdürlüğü çalışanlarına Pardus proje ekibi uzaktan destek verdi. Üniversite’nin bilgisayar Mühendisliği laboratuvarında farklı bir Linux dağıtımı kullanan kişisel bilgisayarlar için de seçim Pardus yönünde kullanıldı. ÇOMÜ, Linux ve özgür yazılım konusunda son derece aktif bir bilişim topluluğuna sahip ve Pardus projesine başından beri destek veren üniversitelerin başında geliyor.
Petrol İş – Türkiye Petrol Kimya Lastik İşçileri Sendikası, 2006 yılından başlayarak masaüstü sistemlerinde Pardus işletim sistemi kullanma konusunda denemelere başladı. Pilot denemeleri sendika merkezinde Pardus 2007 kullanarak tamamlayan sendika, uygulamayı önümüzdeki günlerde 18 şubesindeki 500’ün üzerindeki çalışanına yaygınlaştıracak. Kurulum, eğitim ve destek çalışmalarını kendi Bilgi İşlem ekibi ile yürüten Petrol İş, deneyimleri ile sivil toplum kuruluşlarına örnek oluşturabilecek durumda.
Manisa İl Sağlık Müdürlüğü – Pardus projesinin ilk kurumsal kullanıcısı olan Manisa İl Sağlık Müdürlüğü, sağlık ocaklarına kadar uzanan dağıtık bilişim sisteminde işletim sistemi olarak Pardus 2007.1 Felis chaus kullanıyor. Pardus deneme ve çalışmaları Pardus 1.0 öncesine kadar dayanan Manisa İl Sağlık Müdürlüğü bu altyapı üzerinde Bilgi İşlem Şubesi tarafından geliştirilen e-sağlık uygulamasını kullanarak hizmet hız ve kalitesinde önemli kazanımlar sağladı. Tüm illere kolaylıkla yaygınlaştırılabilecek proje e-sağlık ve kamuda Pardus kullanımı açısından önemli bir başarı öyküsü konumunda.
Neziroğlu Motorlu Araçlar – Ankara’da altı noktadaki satış ve servis istasyonları ile motorlu araçlar satış, alış, kiralama, sigorta, bakım hizmetlerini yürüten Neziroğlu grubunda Linux kullanımı 2000 yılında sunucu sistemler ile başladı. 2006 yılı sonunda masaüstü sistemlerde Pardus kullanımını gündeme getiren şirket, bünyesindeki 190’ın üzerindeki kişisel bilgisayardan yarısı üzerinde Pardus 2007 kullanmaya başladı. Planlama, kurulum, eğitim ve destek işlevlerini Bilişim Grubu eliyle yürüten şirket sahip olma maliyetlerinde %70 civarında tasarruf etmiş durumda.
Başarı öykülerini gerçek kahramanlarının ağzından dinlemek için yarın (4 Mayıs Cuma) sabah ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’ne gelin ve Türkiye ‘Pardus’ Diyor! çalıştayına katılın…
-
Varan 2
Bundan sekiz küsur ay önce Varan 1 başlığı ile bir günlük girdisi yazmış ve ilk büyük kurumsal Pardus kullanıcısını muştulamıştım. Bu kurumun Milli Savunma Bakanlığı ve Pardus kullanan biriminin Askeralma Dairesi (ASAL) olduğu aşikar oldu çoktan…
Bugün ikinci bir muştum var: Bir kamu kuruluşumuz daha, seçimini Pardus yönünde yaptı. Bu kuruluşumuz zaten bizim Enstitü ile bir proje yürütüyor ve bu proje kapsamında Linux yüklü sunucular ve istemci bilgisayarlar kullanmayı planlıyordu. Ancak yakın zamanda yapılan ayrıntılı değerlendirmeler sonucu kullanıcı bilgisayarlarında (ki sayıları 50-100 civarında, nasıl saydığınıza bağlı 🙂 ilk aşamadan itibaren, sunucularda ise hizmete almayı izleyen aşamalarda işletim sistemi olarak Pardus kullanımına karar verildi.

Proje ile ilgili işin hemen tümünü Enstitümüz’ün proje ekibi yürütüyor zaten. Bize düşen kimi özel uygulamaların paketlenmesinde yardımcı olmak, PiSi paketi hazırlama ve özel bir paket deposu oluşturma konularında eğitim ve danışmanlık vermek ve test depolarını bizim test deposuna paralel yürütecek şekilde otomatizasyona geçmelerine destek vermek. Tam bir alt-yüklenicilik uygulaması, Pardus’un kurumsal pazara girmesinde öngördüğümüz yönteme harika bir örnek…
Paralel olarak kurum çalışanları Pardus eğitiminden geçirildiler, son derece yetkin bir başka alt-yüklenici marifeti ile. Son derece memnun kaldılar öğrendikleri ve gördüklerinden. Öyle ki evlerindeki ve dizlerindeki bilgisayarlara bile Pardus kurup kullanmaya başlayanlar çıktı. En çok da beryl’e bayılmışlar, yapacakları iş için gerekli olmasa da 🙂 Bunlar da güzel haberler, hoş uygulamalar…
Kim mi bu kamu kuruluşu? Yarın Şenlik’te beni bulup söyleyene gazoz ısmarlıyorum, zaten Cuma günü duyuruyoruz…
-
Pardus Şenlik’te!

Linux Kullanıcıları Derneği (LKD) tarafından düzenlenen ve ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde 3-6 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan VI. Linux ve Özgür Yazılım Şenliği ve Linux ve Özgür Yazılım Konferansı geldi çattı…
Pardus ekibinin tümü 3 Mayıs sabahından itibaren Şenlik’te olacak, geliştiriciler, katkıcılar ve kullanıcılar ile buluşacak. Ekip üyelerinin, geliştiricilerin ve kullanıcıların yer alacağı pek çok seminer ve çalıştay yer alıyor programda.
Ben de Cuma günü Türkiye ‘Pardus’ Diyor! çalıştayında oturum başkanı olarak görev yapacağım ve Cumartesi günü Pardus 2007.1 Felis chaus‘un harika duvarkağıdı fotoğrafını çeken DoğaBel‘i izleyenlere takdim edeceğim. Geri kalan zamanda da hukuk ve iş konulu oturumları izleyeceğim ve genelde Şenlik alanında olacağım. Tüm Pardus kullanıcıları ve penguenlerin sorularına yanıt vermek için, görüşlerini dinlemek için ve eleştirilerini almak için. Hepinizi Şenlik’e davet ediyorum…
3 Mayıs Perşembe 11:15 Pardus Projesi’nin Anatomisi Ekin Meroğlu Salon B 13:30 Python ve Web 2.0 Gökmen Göksel Salon B 15:15 Java Programcıları için Pardus Mehmet D. Akın Salon B 4 Mayıs Cuma 9:30 Pardus Çalıştayı: Türkiye ‘Pardus’ Diyor! Çanakkale Onsekiz Mart Üniv.
Petrol İş SendikasıSalon D 11:15 Pardus Çalıştayı: Türkiye ‘Pardus’ Diyor! Manisa İl Sağlık Müdürlüğü
Neziroğlu Motorlu AraçlarSalon D 13:30 Pardus Çalıştayı: Pardus’la Başardım Doç. Dr. Server Acim Salon D 15:15 Pardus Çalıştayı: Pardus’la Başardım Affan Taner
Ali IşıngörSalon D 5 Mayıs Cumartesi 9:30 Nasıl Pardus Geliştiricisi Olunur? A. Murat Eren Salon B 11:15 Linux ve Pardus Deneyimlerim Mehmet Sucu Salon B 13:30 Pardus Teknolojileri Ekin Meroğlu Salon C 15:15 Felis chaus’un öyküsü DoğaBel Salon B 6 Mayıs Pazar 9:30 Tembel Penguenlere Çekirdek Programlama Faik Uygur Salon D 11:15 Fuzz Testing: Yazılımlar Ne Kadar Güvenli? İsmail Dönmez Salon B 13:30 KDE4 Teknolojileri Barış Metin
İsmail DönmezSalon B 15:15 Linux Çekirdeği: Dünü, Bugünü ve Yarını Faik Uygur Salon D -
Milli, Yerli, Egemenlik…
Bir süre önce forumlarda bloglarda “milli otomobil” konuşulmuş ve bendeniz de konuya kenarından köşesinden dahil olmuştum. Son olarak sevgili Ali Akurgal BTHaber’deki köşesinde yazmış. Konuyu biraz açıp “milli”-“yerli” farkını, “egemen” olmak ile ilişkisini irdelemiş; ambargo günlerinden örnek vermiş. Pardus’un “ulusal işletim sistemi” etiketi iki yıldır tartışılıyor, daha çok da tartışılacak. Ali Bey’in yazısından istifade bir-iki kelam edip Pardus’un konumunu biraz daha netleştirmekte yarar gördüm.
“Milli”-“yerli” ayırımı hayli sıkıntılı… Üretim için gereken şeyleri sayalım: Altyapı (arazi, enerji, vb), hammadde, ve emek. Sermaye bunları alabilmek için gerekli: Satın alıyorsunuz, üretiyorsunuz, satıyorsunuz; satış fiyatından maliyeti ve amortismanı çıkarınca geriye kar kalıyor… Sermayenin ilk başta bu işe girmesinin nedeni de zaten bu: Kar. Şimdi, üretimin “milli” ya da “yerli” olmasını bu unsurlardan hangisine göre belirleyeceğiz? Altyapı mı? Hammade mi? Emek mi? Yoksa sermaye mi? Ya da bunların her birinin ayrıntısına girip daha kapsamlı bir analiz mi yapmak daha doğrusu? Örneğin enerjinin “milli” ya da “yerli” olması ya da olmaması sonuçta çıkan ürünün “milli” ya da “yerli”liğini nasıl etkiler? Hele bir de işin içine hem emek, hem de sermaye kapsamında değerlendirilebilecek beşeri sermaye, yani bilgi girince işler daha da karışmayacak mı? Tüm unsurları “milli” olan, ama lisanslı bir teknoloji ile üretilen ürün “milli” midir, “yerli” midir, nedir? Tarihi olarak “milli”-“yerli” ayrımı genelde sermayeye gönderme yapılarak kullanılmış: Memleket dahilinde, ama yabancı sermaye eli ile üretim yapılırsa buna “yerli” deniyor, sermaye de yerli ise “milli” oluyor. Eksik, yetersiz, problemli…
Hadi diyelim benim dediklerimi fazla afaki buldunuz, “sen bu konunun uzmanı mısın kardeşim” dediniz. Daha yetkin bir ağızdan bir örnek vereyim: Meşhur Thomas L. Friedman‘ın meşhur Lexus and the Olive Tree kitabından bir anekdottu yanılmıyorsam, yanımda olmadığından tam aktaramıyorum. Amerikan markalı bir araba ile Japon markalı bir arabayı karşılaştırıyor ve küreselleşmenin neden olduğu kafa karmaşasını vurguluyordu Friedman. Japon markalı araba Amerika’da üretiliyor, çok sayıda Amerikan tedarikçiye dayanıyor, fiyatı daha düşük olmasına karşın daha fazla Amerikan katma değeri içeriyordu. Amerikan markalı otomobil ise Japon tedarikçilerden alınan parçaların (yanılmıyorsam) gemilerde monte edilmesi ile üretiliyor ve fiyatı daha yüksek olmasına karşın çok düşük bir Amerikan katma değeri içeriyordu. Buyrun karar verin: “Yerli” Japon markası mı daha “milli”, yoksa “milli” Amerikan markası mı? Zor karar…
Hele üretim bir yazılım, tasarım, bilgi ekonomisi işi ise… Nedir “yerli” üretim, nedir “milli” üretim? Hele işin içerisine GPL benzeri bir özgür yazılım lisansı girerse… Bu şekilde açık olarak alınan ve kullanılan kod ile yapılan üretin “yerli” midir, “milli” midir, nedir? Bu tip sorulara şirket bazında verilebilecek kimi yanıtlar var: Bir örnek, temiz oda kod geliştirme. Geliştirme işini yapan geliştiricilerinizin, açık kaynak kodlu ve hatta özgür yazılım lisansları ile dağıtılanlar dahil, mevcut ürünlere bakmasını dahi engelleyecek şekilde sıfırdan, steril ortamda kod geliştirmek. Bu sayede günün birinde birisinin çıkıp “siz şu-şu kodları/fikirleri kullandınız, bu ürününüzü bu şekilde lisanslayamazsınız, kullandığınız şu-şu fikri mülkiyetin haklarına tecavüz ediyorsunuz” demesini engellersiniz. Şirketinizin asıl iş alanı bu ürüne dayanıyorsa, bu sizin için ölüm-kalım meselesi ise temiz oda geliştirme yapmak zorundasınız. Az bilen geliştirici sizin için daha iyidir… Meşhur SCO – IBM davalaşması da buradan çıkmadı mı? Bu örneği kullanıp “yalnızca temiz oda yöntemi ile geliştirilen kodlar ‘milli’dir” diyebilir miyiz? GPL ve diğer özgür lisanslarla dağıtılan kodları kullanan ürünler, örneğin Pardus, nasıl değerlendirilecek bu durumda? “Yerli” üretim olarak mı? O da mı değil?
Kişisel görüşüm, ki bu yaklaşım çalıştığım kurum tarafından da benimsendiği için resmi duruşumuz konusunda da bilgi verecektir, özellikle kendini özgür yazılım üretimi işine vakfetmiş oluşumlarda, örneğin Pardus projesi, temiz oda yönteminin gerekli olmadığı; hatta maliyet etkinliği açısından önemli dezavantajları olduğu yönünde. Bu noktada aslolan, bu projenin daha ilk zamanlarından beri vurguladığımız, ve geçen zamanda da tüm camia tarafından açık bir şekilde gözlenen bilgi birikimidir. Eğer siz GPL ve diğer özgür lisanslar yoluyla edinip kullandığınız koda hakim olacak şekilde bir bilgi birikimi oluşturmuş iseniz o kodlara sahip sayılabilirsiniz, bu kodları “milli” altyapı ya da “milli” hammadde kapsamında değerlendirebilirsiniz. Bu şekilde oluşturacağınız işletim sistemi dağıtımına ulusal işletim sistemi adını verebilirsiniz. Eğer bu kodların neresine hangi yamayı nasıl ekleyebileceğinizi, gerekirse kendi hacklerinizi yapmayı, hangi yamanın sizin gerekleriniz ile uyuşmadığını hızla anlamayı ve çıkartmayı, yamaları öne ve geri port etmeyi biliyorsanız; evet, ürününüz “milli”dir. Zaruret doğduğunda bu kodu çatallayıp kendi sürümünüzü oluşturabilecek camia desteğini, kritik kütleyi aşmış bir geliştirici havuzunu oluşturabilmişseniz endişelenmeyin. Herhangi bir “ambargo” durumunda dahi idame ettirebilirsiniz sisteminizi…
Buna karşın yalnızca GPL ve diğer özgür yazılım lisanslarına dayanarak, ama gerekli bilgi birikimini oluşturmadan, ürününüze hakim olmadan bir ürün de çıkarabilirsiniz ortaya ve bu ürünü de “milli” ibaresi ile damgalayabilirsiniz. Ama bu ibare sakil durmaya ve zamanla düşmeye mahkumdur. Çünkü bilgi birikiminiz yoksa üretimde katma değerinizi artıramazsınız, yol haritasına hakim olamazsınız, ve dolayısı ile “milli” bağımsızlık yolunda fazla bir mesafe katedemezsiniz. Pardus projesi şekillendirilirken yapılan gözlemlerde özgür yazılımların sağladığı güvenlik ve tasarrufa ek olarak, bilgi birikimi oluşturma yoluyla elde edilebilecek bağımsızlık da önemli bir ağırlığa sahipti. Pardus teknolojileri diye adlandırdığımız teknolojik inovasyonun bir ucu “kolay kurulum ve kullanıma” uzanırken diğer ucu da bu bilgi birikimine dayanıyordu. Yoksa temelsiz bir NIH (Not Invented Here) sendromu değil…
Buna alternatif olarak temiz oda yöntemleri ile sıfırdan, her satırı size ait bir işletim sistemi de geliştirebilirsiniz. Buna, belki, Pardus’la karşılaştırınca biraz daha yüksek sesle “milli” diyebilirsiniz. Ama bu durumda da geliştirmeyi yapan kişilerin temel bilgilerini nereden, hangi kitaplardan, hangi kodlardan aldıklarını sormazlar mı size? Hadi sormadılar diyelim… Mevcut Linux çekirdeğinin sıfırdan ve konvansiyonel yazılım geliştirme metodolojisi kullanarak geliştirilmesi için oluşacağı savlanan 1,5 milyar YTL’ye varan maliyeti nasıl karşılayacaksınız? Bu maliyete karşılık gelen yetişmiş insan gücünü nasıl toparlayacaksınız? Siz temiz odada geliştirme yaparken özgür yazılım dünyasının yapacağı atılımları karşılayabilecek misiniz? Başta bu alternatif de, kısa bir süre de olsa, masaya yatırıldı ve hızla reddedildi. Çünkü Türkiye’nin bu tip bir geliştirmeye yönelmek için ne yeterli insan gücü, ne yeterli büyüklükte bir yazılım ekosistemi, ne de yeterli yazılım projesi yönetim deneyimi mevcuttu… Yalnızca “%100 Türk malı” olsun diye bu yola girmek gerçekçi gelmedi bu seçenekleri değerlendirenlere.
Netice? Biz Pardus’a göğsümüzü gere gere “ulusal işletim sistemi” demeye devam ediyoruz, edeceğiz. Neyi kastediyoruz, yukarıda kısmen açıkladım. Bu açıklama ile yetinmeyen, ikna olmayanlar olamaz mı? Tabii ki olabilir… Ama açıklamaya çalıştım, herkesin ikna olacağı bir “milli” üretim yapmamız zaten mümkün değil; hadi mümkün olsun, feasible değil. Ben Pardus kullanıcıların çoğunluğunun bu “ulusal” vurgusunu doğru anladığını görüyorum, gönlüm ferah…
-
Bir ayıp daha…

Girmek istediğimiz AB mensubu ülkelerde bugün bayram var: İşçi bayramı…
Bizde Vali uygun görmedi, bayram yok…
Onun yerine işine gidene yollarda, gösteri yapmak isteyene meydanlarda eziyet…
14 ve 29 Nisan’da meydanları şenlendiren vatandaşa bu kez izin verilmedi. Bravo sayın Vali… Bayramınız kutlu olsun işçi kardeşler…
-
Soda iç…
Sıkıcı bir toplantı… Önümde koca bir soda şişesi, 1,5 litrelik. İçerisindeki baloncukları izliyorum. Eğlenceli, zaman geçiriyor… Biraz dikkatli bakınca baloncuklar şişenin dibinden yukarı doğru giderken büyüyorlarmış izlenimine kapılıyorum. Acaba?
İlk aklıma gelen basınç farkından baloncukların hacminin artması… PV = nRT (ya da isterseniz NkT deyin) olayı 😉 Oturup ufak bir hesap yapıyorum, bir 1,5 litrelik soda şişesinin dibinden tepesine çıkarken bir soda baloncuğunun boyu (=çapı) ne kadar artar basınçtan dolayı diye…
Sonra da aklıma kısmi basınç hikayesi geliyor, ama o dersler pek aklımda kalmamış; hesaba dökmüyorum.
Belki de tamamen optik bir illüzyondur…
Bu iki modeli doğru hesaplayıp Şenlik’te beni bulan ilk Pardus (ya da Linux) kullanıcısına soda ısmarlayacağım…
-
don’t forget: there’s a new Pardus in town…
Pardus is a unique distribution which has its own solutions which work very well. I think that the distribution deserves far greater renown than it has currently and if it keeps up such innovation and quality, it’ll be an important player in the category of extensive desktop distributions.
-
Özgürlüğün Sınırı
Düşünme, düşünceyi söz ve yazıyla ifade etme ve hatta eyleme geçirme özgürlüğüne tüm kalbimle inanırım. Yeter ki gayrı kanuni, gayrı ahlaki ya da gayrı sıhhi olmasın… Bir kişinin LKD gezegeninde öyle bir yazısı yazmış çıktı ki bu gayrı’ların tümünü gerçeklemiş…
Bu kişinin yazısı GAYRI KANUNİdir, çünkü benim ve sevgili Ali Işıngör’ün kişilik haklarımızı, artistanbul firmasının ticari haysiyetini ve TÜBİTAK UEKAE’nin kurum kimliğini tahkir ve tezyif etmektedir. Bildiğim kadarı ile bunlar Türk Ceza Kanunu’nda suç teşkil eden fiillerdir…
Bu kişinin yazısı GAYRI AHLAKİdir, çünkü ben ile sevgili Ali Işıngör arasında geçen ve kısmen aleni edilmiş bir konuşmadan hareketle, aramızda geçtiğini tahayyül ettiği bazı konuşma ve görüşmeleri ve bu mutahayyel konuşma ve görüşmelere dayanan ve iki yılı kapsayan mutasavver bir komployu sanki gerçekmiş gibi yansıtmaktadır. Bu yapılan ispat gerektirir, ispat edilmemesi durumunda ahlaksızlıktır…
Bu kişinin yazısı GAYRI SIHHİdir, çünkü yıllara sirayet eden bir kinin irinini akıtmakta, hayır akıtmamakta faş etmektedir. Bu irine, bu kine dokunmak sağlık açısından sakıncalıdır…
Bu nedenlerle söz konusu kişi ile ilişkimi bundan böyle hukuki çerçevede yürütmeye karar verdim. Sevgili Ali Işıngör’e, artistanbul’a ve TÜBİTAK UEKAE’ye de aynı şekilde hareket etmelerini tavsiye ettim ve edeceğm. Dava vekillerimin vereceği görüş ve tavsiyeler doğrultusunda bu kişi ile mahkemede görüşeceğiz.
