-
Pardus’u Kurumsal Pazara Hazırlamak
İstanbul Bilişim Kongresi‘den daha önce bahsetmiştim. Kongre’de benim de bir sunumum vardı ve o sıralarda tamamlamakta olduğum Bernard Golden’ın Succeeding with Open Source kitabından hareketle Pardus ve Kurumsal Pazar başlıklı bir konuşma dahilinde Pardus’un kurumsal pazardaki durumu ve olgunluk derecesi üzerine çeşitlemeler yaptım.
Özellikle “Crossing the Chasm” benzetmesinden hareketle Pardus’un erken uyarlayıcılar evresinde pragmatistler aşamasına ne zaman ve nasıl geçebileceği üzerine bazı fikirlerimi hayli seyrek izleyici topluluğu ile paylaştım.
Sunum burada, söz verdiğim Pardus OSMM karnesi de çok yakında…
-
Bernard Golden: “Succeeding with Open Source”
Okuduğum kitaplar konusundaki uzunca süren sessizliğimi bozayım artık. Bu sessizliğin bir nedeni okuma kuyruğunda ve okunmakta olan rafında oluşan birikim ve okunmuş kutusuna girmeyi beceren kitap azlığı; diğeri de web günlüğüm ile birkaç aydır doğru dürüst uğraşamıyor olmam.

Bugünkü kitabımızın adı Succedding with Open Source. Yazarı Bernard Golden, Navica isimli özgür yazılım danışmanlık firmasının CEO’su. Çeşitli firmalara özgür yazılım ürünleri, göç stratejileri vb konusunda danışmanlık veriyorlar; uzunca bir zamandır. Bu süreçte hem onlardan talep edilen ve hem de kendi gereksinimleri olan “özgür yazılım değerlendirme metodolojisi”ni oluşturmak gibi enteresan bir iş de yapmışlar. Open Source Maturity Model (OSMM) denen bu metodolojiyi kullanarak hem bir özgü yazılımın olgunluk düzeyini belirleyebiliyor, hem de bu olgunluğun sizin işletmenize ve kullanım şeklinize nasıl uyduğunu ya da uymadığını görebiliyorsunuz. OSMM türünün tek örneği değil: SpikeSource, Carnegie Mellon West ve Intel tarafından geliştirilen Business Readiness Rating; CapGemini tarafından geliştirilen aynı isimli Open Source Maturity Model ve Alfonso Valezquez’den Open Source Reference Architecture. Ama, bağlantıları izlediğinizde göreceğiniz üzere, bu metodolojiler genelde tarihin derinliklerinde kaybolmuşlar -ya da en azından kaybolayazmışlar… Navica ise OSMM metodolojisini, zaten kendi işlerinde kullandığı için olsa gerek, yaşatabilmiş.
Dönelim kitaba: Golden kitabını özgür yazılımı işletmesinde kullanmayı düşünebilecek karar vericiler için yazmış. İçerisinde çok fazla teknik ayrıntı, ansiklopedik bilgi ve geek talk içermiyor. En başından itibaren iş (business) eğilimli bir yaklaşım güdüyor Golden ve hedef kitlesinin ilgileneceği bilgileri, onların anlayacağı bir dil ve jargon dahilinde açıklıyor. Öyle ki her bölümün başına bir yönetici özeti (Executive Summary) yerleşmiş, bu yetmemiş her paragraf marjinde bir cümle ile özetlenmiş. Yani pek hackerlara hitp eden bir kitap değil.
İçerisinde neler var:
- Part I: The Overview of Open Source
- The Source of Open Source
- Open Source Business Models
- Open Source Risks
- Part II: Selecting, Assessing, and Evaluating Open Source
- The Open Source Maturity Model
- The Open Source Product
- Open Source Technical Support
- Open Source Documentation
- Open Source Training
- Open Source Intergration with Other Products
- Open Source Professional Service
- JBoss Open Source Maturity Model Assessment
Kitap özellikle, benim gibi, bir özgür yazılım ürününü kurumsal pazara hazırlama işini üstlenmiş olanlar için biçilmiş kaftan. İkna etmek zorunda olduğunuz, pazarlık masasında karşınıza oturan kişilerin nasıl bir yaklaşıma sahip olacakları konusunda hayli sağlam bilgiler veriyor. Öte yandan ürününüzü kurumsal pazara hazırlamak için yapmanız gerekenleri içeren bir kontrol listesi ve bu süreci izlemek için kullanacağınız kantitatif bir araç da elinizin altında. Daha ne istersiniz? Tavsiye ediyorum…
Not: Kitaptan özellikle birkaç ay önce katıldığım İstanbul Bilişim Kongresi‘nde yaptığım sunuşu hazırlarken pek faydalandım. Hem sunumu, hem OSMM’nin ayrıntılarını ve hem de o sırada Pardus için çıkardığım karneyi önümüzdeki günlerde günlüğüme ekleyeceğim. İzlemeye devam edin…
- Part I: The Overview of Open Source
-
Yeni mekan…
Bundan böyle web günlüğümü et’s R’n’R gumbo adı altında buradan yayınlayacağım. Pardus sunucusunda yer alan günlük ise artık yalnızca Pardus ilintili ve “resmi” nitelikli içeriğe ev sahipliği yapacak. Kişisel fikirlerim, yorumlarım, şunlarım, bunlarım hepsi burada olacak; tüm eski yazılarım ile birlikte…
Hadi psmilla…
-
Özgürlük İçin…
Hikaye epey eskiye dayanıyor… Önce Pardus için bir slogan arayışı, sevgili Burçin Can Metin’in “Özgürlük İçin” önerisi, benim soğuk bakmama karşın sevgili Ali Işıngör’ün iteklemesi ile ikna olmam…
Sonra Şubat ayındaki Pardus geliştiricileri toplantısında Pardus sitelerinin tek bir alanadı altında toplanması fikri, markalaşma olanağının ortaya çıkışı; apar-topar ozgurlukicin.com alanadının satın alınması…
Daha sonra basın ilişkileri hizmet alımımıza Özgürlük İçin portalı ile ilgili siparişin yerleştirilmesi, artistanbul’un üstlendiği bu işe dört elle sarılıp başta düşündüklerimizi aşan bir vizyon koyması ortaya, sonrasında da bu vizyonun içini doldurmak için canla başla çalışmaya başlaması…
Zaman içerisinde ümitsizliklerin, memnuniyetsizliklerin ortaya çıkması, takvim üzerine sevgili Ali ile tartışmalarımız, atışmalarımız…
Bence en önemli adım ozgurlukicin e-posta listesinin yeniden canlandırılması, camiadan ve çoğu ya tanımadığımız, kimisini de pek az tanıdığımız arkadaşların “Biz de bir el verelim” diyerek ortaya çıkışları; camianın Özgürlük İçin’i sahiplenmesi…
Birkaç haftadır beta sitenin yayına girmesi; yine beklentiler, kaynaklar; hayaller, gerçekler…
Sonunda ozgurlukicin.com’un yayına girmesi… Hala bazı eksiklikleri, hala eleştirilebilecek yanları ile. Ama arkasında taş gibi bir camia desteği ile, Pardus için birşeyler yapmaya can atan bir avuç genç -ki zamanla iki, üç, beş avuç; kucak dolusu olacaklar- ile… Özgürlük İçin yolculuğumuz başladı, hepinizi bekliyoruz… Pek yakında pek güzel duyurularımız olacak!
-
Bir Varan Daha!
“Varan” blog girdilerinin ilki bu sayfalarda yerini alalı bir yıl dahi olmadı. Geçtiğimiz şenlik sırasında irili ufaklı bir dizi eklendi buna. Ve şimdi karşınızda, yine, bir büyük “Varan”…

Yine bir kamu kuruluşu, ve yine terminal sunucular ile ince istemciler baş rolde… Bu kuruluşumuzun altı merkezinde kullanacağı 5.000’e yakın ince istemci ve bu istemcilerin hizmet alacağı 100 civarında terminal sunucu işletim sistemi olarak Pardus kullanacaklar. Milli Savunma Bakanlığı Askeralma Dairesi (ASAL) için uygulamakta olduğumuz çözümde olduğu gibi veri merkezi (veritabanı, uygulama sunucu, vb) sunucularının daha hallice gereksinimleri (kümelenme özellikleri vb) nedeniyle buralarda diğer Linux dağıtımları ya da bir çeşit Unix tercih edilecek. Ama ince istemciler tümüyle Pardus’a emanet.
Bu arada başka yerde ilan ettik mi anımsamıyorum, ASAL için LTSP yapısını hayli elden geçirip PTSP (Pardus Terminal Server Project) haline getirdik. Terminal sunucuların uzaktan yönetimi için ahenk projesini hayata geçirdik. LDAP konusunda da bazı hoşluklar yaptık. Ayrıca dillere desten bir de NİBU projesi var ki… Ekip, her zaman olduğu gibi, bu toprakların en iyi sistem geliştirme ve entegrasyon ekibi olduğunu kanıtladı… ASAL kurulumlarını tamamlamak için geriye sayım sürüyor. Darısı bu yeni Varan’ımızın başına…
Ha, kim mi bu yeni kamu kuruluşu? Arayan bulur, bilgiler açık…
Not: Yazmadan duramayacağım… Pardus açıkmış, özgürmüş, tutsakmış safsataları devam ederken pisi listemize gelen bir mesaj bize bir kez daha ve çok güzel gösterdi ki, ainesi iştir kişinin…
-
“Özgür Yazılım ve Fikri Mülkiyet”
TBD İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen İstanbul Bilişim Kongresi, Kurumsal Yazılım 2007 başlığı altında 7-9 Haziran günlerinden Bahçeşehir Üniversitesi’nin Beşiktaş kampüsünde gerçekleşti. Kongre’nin 8 Haziran Cuma günkü oturumlarından biri de Özgür Yazılım’a ayrılmıştı ve ben de katkıcılar arasındaydım.
Önce bir uyarı: grem grup tarafından düzenlenen etkinliklerden uzak durun; biz artık öyle yapacağız. Geçen Kasım ayında Corptech 2006 adıyla düzenledikleri kurumsal bilişim fuarına katılmıştık. Son derece iyi hazırlandığımız ve HP, IBM, Gönen Bilgi Teknolojileri ve Portakal Teknoloji gibi çözüm ortaklarımızla birlikte hayli başarılı bir stand oluşturduğumuz etkinliğe herhalde yalnızca birkaç yüz kişi katılmış, ve komşu stand görevlileri dışında neredeyse hiç ziyaretçimiz olmamıştı. İstanbul Bilişim Kongresi’ni de grem grup’un düzenlediğini son anda öğrendim ve kongre alanına gittiğimde sürprizle karşılaşmadım: 20’nin üzerinde firma stand açmışlar, 8 paralel oturum düzenleniyor; ama izleyici sayısı herhalde iki yüz civarında. Onların çoğu da Boğaz’a nazır kantinde zaman geçirmeyi tercih ediyorlar. Oturumlara ortalama on izleyici katılıyor. Hele Özgür Yazılım oturumunun birkaç yüz kişilik koca bir anfide yer aldığını düşünürsek… Rezalet!
Oturumumuza dönersek: Açılışta IT Business Weekly‘nin genel yayın yönetmeni sevgili Yücel Komçez’in “Kuşbakışı Kurumsal Pazar ve Özgür Yazılım” başlıklı bir konuşma yapmasını planlamıştık, ancak bazı iletişim sorunları nedeniyle iptal etmek zorunda kaldık. Ardından ben “Pardus ve Kurumsal Pazar” başlıklı bir konuşma yaptım, önümüzdeki günlerde ayrıntılarını buradan paylaşacağım. Son olarak da benim yönettiğim “Özgür Yazılım ve Fikri Mülkiyet” başlıklı bir panel vardı. Tüm oturumun on civarında izleyici ile başlayıp panel sırasında yirmi kişiye kadar “kalabalık”laştığı ve yedi izleyici ile sona erdiğini vurgulamak istiyorum. Son derece ilginç (kendim de konuştum diye söylemiyorum, 😉 ve zengin bu içeriğin bu kadar az ilgi çekmesi çok üzücü… “Allah beterinden saklasın…” dedik, kendi kendimize konuştuk 🙂
Panel konuşmacılarımız IBM’den Serkan Şahin, Sun Microsystems’dan Funda Öncü ve LKD’den (yoksa TBD mi?) sevgili Türker Gülüm idi. Panele iki firmayı da davet etmiştik aslında: Microsoft ve Novell. Microsoft Türkiye “panele katılımını faydalı bulmadığını, eğer Microsoft’un iş ortağı yazılım evleri aracılığıyla Türk yazılım ekonomisine ne boyutta bir ciro kazandırdığını anlatabilecekleri bir yer verilirse bu konuyu tercih ettiklerini” söylemiş. İlginç, biz burada fikri mülkiyeti ve özgür yazılımı konuşuyoruz. Microsoft’tan birileri gelip de “özgür yazılımcılar bizim 235 patentimizi ihlal ediyorlar” diyebilir, Novell ile yaptıkları meşhur anlaşmanın ardındaki düşünceyi, Xandros ile yaptıkları diğer meşhur anlaşma ile son yayınlanan GPLv3 taslağı arasında bir bağlantı olup olmadığını, ODF ve Office OXML ilişkisini, … anlatabilirdi. Konumuz ciro ya da yazılım ekonomisi değil, doğrudan fikri mülkiyet, açık standartlar, açık kaynak ve özgür yazılım idi… Kendiler bilirler. Novell Türkiye ise “ilgili tüm arkadaşları kongre günlerinde şehir dışında olacağı” için katılmadı. Yorum yok, ne diyeyim, İstanbul’da kurumsal yazılım diye kongre toplanıyor, Türkiye’de tüm satışı kurumsal olan Novellciler şehir dışında…
Katılmayanları bırakıp katılanlara bakalım, tekrarlayayım, panel konuşmacılarımız IBM’den Serkan Şahin, Sun Microsystems’dan Funda Öncü ve LKD’den (yoksa TBD mi?) sevgili Türker Gülüm idi. Ben, zaten bir önceki konuşmayı vermiş olmak ve dahi konuşmacılara olabildiğince fazla zaman ayırmak nedeniyle az konuşmaya gayret ettim (benim standartlarımda “az konuşma”nın ne anlama geldiğini bilen bilir 🙂 ve hızla sözü panelistlere verdim. Bu arada “firma temsilcisi arkadaşlar birazdan ‘açık kaynak’ diyecekleri aslında kastettikleri ‘özgür yazılım’, çünkü aslında Open Source IS Free Software” demeyi de ihmal etmedim. Ama, ilginç bir şekilde, Serkan Bey de Funda Hanım da bol bol “özgür yazılım” diyerek beni utandırdılar.
Aşağıda panel sırasında tuttuğum notları bulacaksınız:
Serkan Şahin/IBM:
2000’den fazla IBMci açık kaynak ve açık standartlar üzerinde çalışıyor
IBM e-ticaret stratejisi (’99):- internet
- açık standartlar
- küreselleşme
“money driven” -> “community driven”
“IBM’in açık kaynağa bakışını müşterisi belirliyor” Türkiye:- IBM Linux Merkezleri (İstanbul, Ankara, MEB)
- IBM Center for Advanced Studies (İstanbul Bilgi Üniv.)
“Camia ile birlikte çalışmak için kaynak kodunu açmak ve yazılımı özgürleştirmek gerekli”
Funda Öncü/Sun:
“Açık kodla yaşıyoruz…”
openSolaris (’05): 7 milyon indirme, %70’i Sparc değil
Linux: Sun katkısı 404 mio $
Java -> GPL (Kasım ’06)
Jonathan Schwartz (CEO): “Şubat ’08’de tüm yazılımlarımız açık kod olacak”
openSparc
“Özgür yazılım (donanım) pazarımızı genişletiyor.”IBM:
“Hizmetler pazarı dolayısı ile özgür yazılımdan para kazanıyoruz”Türker Gülüm/LKD+TBD:
“Yazılımın garantisi olmaz: GPLv2”
Microsoft-Novell anlaşması (Kasım ’06)Açık standartlar:
IBM: Açık standart -> açık bilişim
“XML: mimarinin uzun ömürlü ve kolay olması”
Sun: “Tüm portföyü tamamlayıcı bir parça”
Sun motto: “Network is the computer”İnovasyon:
Sun: “Açık kaynak inovasyonu artırır”
“Özgür yazılım: En mükemmel yazılım”
IBM: IBM motto: “Innovation that matters”
“Fikri mülkiyetin insanlığın mutluluğu için kullanılmasını sağlamak amacıyla yapılacak daha çok şey var”
“Açık kaynak, özgür yazılım, inovasyon birlikte etkileşerek gelişecekler”Patentler:
IBM: “ABD yasaları bunu gerekli kılıyor”
Sun: “Patentleri açıyoruz”
Türker: “GPLv3’te özgürlüklerin kısıtlanması ve patent ilişkisi”
IBM: “Açık üniversite örneği (MIT)”Benim notlarım tam belli edemiyor olsa gerek, ama (ben yönettim diye söylemiyorum 🙂 katıldığım/izlediğim en iyi panellerden biriydi. IBM ve Sun’ın özgür yazılıma verdikleri destek, her ne kadar ticari kaygılara dayanıyor olsa da, nasıl sağlam felsefi temeller bulmuş ve bu yaklaşım nasıl çalışanlarına yansımış, görmek keyifliydi. Bu iki dünya devinin inovasyonun geleceğini özgür paylaşım ve birlikte üretimde görmeleri de sevindirici idi.
Serkan Şahin’in “bilgisayar kullanıcılarının aptallaştırılması” benzetmesini sevdim, ama bu benzetmeyi tüm bilgisayar kullanıcılarının aynı zamanda bilişimci olmaları gereği anlamında kullanmasına katılmadım. ABD kaynaklı bu iki şirketin çalışanlarının ürettiği fikri mülkiyeti kaydettirmek ve korumak için patent almak dışında bir seçenekleri olmadığına ben de üzüldüm, ama bu patentleri özgür yazılım camiasının kullanımına açmalarını alkışladım. Kısacası, hoş iki saat geçirdim…
-
Tilki Kümese Isınıyor…
Kasım başında, yani altı aydan biraz önce Microsoft ile Novell bir Linux anlaşması imzalamıştı, anımsarsınız. Bendeniz de konu ile ilgili yorularımın başlığını da “Tilki Tavukla Evlenir, Kümese Taşınırlar” şeklinde Dana Gardner’dan araklamıştım. Son gelen haberler tilkinin kümese ısınmaya başladığı, hatta kimi piliçlerle flörtü hayli ileri götürdüğü yönünde.
Redmond ve New York’da aynı zamanlı yayınlanan bir basın duyurusuna göre Microsoft pek benzer bir anlaşmayı Xandros ile imzalamış. Xandros, bilindiği üzere müteveffa Corel Linux’un geliştirme takımını ve kullanıcı camiasını veraset yoluyla intikal etmiş, masaüstü yanında KOBİ sunucusu ve kurumsal sunucu pazarına da duhul etmiştir. Hayli güçlü ve kaliteli bir destek ekibi ve özellikle karışık bilişim ortamları için yönetim araçlarını ve çeşitli sahipli yazılımları da da içeren uygulama dizisi ile Linux dünyasının önemli ve ilginç aktörlerinden biridir. New York merkezli şirketin geliştirme ekibi Kanada’da Ottowa ve Hindistan’da Mumbay şehirlerinde ikamet ederler. Daha ayrıntılı künye burada.
Gelelim malum anlaşmaya: Beş ana başlıkta toplanıyor işbirliği konuları. Dördüncü maddeyi sona bırakalım, gerisi şöyle:
- Sistem yönetim araçlarının birlikte çalışabilirliği: İki tarafın mevcut sistem yönetim yazılımlarının daha iyi birlikte çalışabilirliği yönünde çeşitli çalışmalar. Xandros’un WS-Management protokolünü kendi sistem yönetimi uygulamalarına uyarlaması.
- Sunucu birlikte çalışabilirliği: Xandros’un bir dizi Micrososft sunucu iletişim protokolünü lisanslayarak Xandros sunucuların birlikte çalışabilirliğini artırması yönünde çalışmalar.
- Ofis belgesi uyumluluğu: Xandros’un, Open OfficeXML ve Open Document Format belgelerinin uyumluluğu konusunda Microsoft ve diğer firmalarla birlikte çalışması.
- Microsoft satış ve pazarlama desteği: Microsoft’un Xandros’un masaüstü ve sunucu sürümlerini tercih edilen Linux dağıtımları arasında alması. Xandros’un Microsoft Interop Vendor Alliance’a dahil olması.
O kadar da ciddi bir delik görünmüyor değil mi? Xandros çeşitli noktalarda tercihini özgür yazılımlar yerine sahipli yazılım firmalarından fikri mülkiyet transferi yönünde kullanıyor. Bir tercih… Xandros müşterileri ve mevcut ve gelecek Linux kullanıcıları bu tercih konusundaki fikirlerini belli edecekler önümüzdeki ay ve yıllarda.
Ama öyle bir dördüncü ana başlık var ki, zurna zırt diyor orada:
- Fikri mülkiyet güvencesi: Xandros müşterilerinin olası Microsoft fikri mülkiyet ihlalleri ile ilgili olarak dava edilmeyeceklerinin garanti edilmesi.
Haydaaa! Bu da ne olsa gerek? Neden? Ne karşılığında? Xandros bunun için para mı verecek Microsoft’a? Peşin mi, yoksa satışlardan komisyon şeklinde mi? Ne kadar? Yoksa asıl amaç başka mı? Linux ve özgür yazılımların Microsoft’un fikri mülkiyetine tecavüz ettiği şayiasını biraz daha yaymak ve Linux kullanıcılarını bir “Microsoft vergisi” tabi tutmak mı? Kümesten birkaç pilici daha ayartıp tavuklarla civcivleri kolayca mideye indirmek mi hedef?
Özgür yazılım cephesinde bu gelişmelere yanıt bir yanda GPL v3 ile geliyor. Yeni lisans ile bu tip fikri mülkiyet temelli şantajlar boşa çıkacak, böyle anlaşmalar ve para transferleri mümkün olamayacak. Ama ya hiç para el değiştirmezse? Ya Microsoft uygun gördüğü bazı dağıtımların müşterilerini patent koruması altına alıverirse? Ya bu anlaşmalar çok çok çok pahalı avukatlar tarafından GPL v3’ün etrafından dolanacak şekilde kaleme alınırlarsa?
O zaman iki yol kalıyor geriye: Bir koldan sevgili Linus Torvalds’ın yaptığı gibi “Kodu göster ya da sesini kes!” diyerek KoBeŞ’e (Korku-Belirsizlik-Şüphe, Fear-Uncertainty-Doubt=FUD çevirisi olarak 🙂 karşı koymak. Diğer yandan da akıllıca özgür yazılım iş modelleri ve yapıları kurmaya, değer katan yaklaşımlarla pazar payını büyütmeye devam ederek.
Çay partisini anımsatmama gerek var mı?
-
Pardus Eleman Arıyor…
Arkadaşlar sevgili Barış’ın ve benim Super(wo)man günlük girdilerimizi beğenmemişler. “Böyle yazarsanız tabii kimse başvurmaz” dediler. Biz de bu sefer düzgün yazdık, ne kadar düzgün olabilirse:
TÜBİTAK UEKAE bünyesinde çalışarak ulusal işletim sistemi Pardus’un geliştirilmesine ve yaygınlaştırılmasına katkıda bulunacak yeni ekip arkadaşları arıyoruz:
Geliştiriciler: “Pardus teknolojileri” olarak adlandırdığımız ve Pardus’u diğer Linux dağıtımlarından ve işletim sistemlerinden ayıran yenilikçi uygulama yazılımlarının geliştirilmesinde görev alacak, tercihimiz Python olmak üzere, bir programlama dilinde bağımsız geliştirme yapacak derecede bilgi ve deneyim sahibi…
Yaygınlaştırıcılar: İç ve dış projelerin planlama ve yürütme işlerinde görev alacak, ayrıca sunucu sürümü oluşturulması ve test süreçleri geliştirilmesi konularında katkı verecek, tercihan Linux sistem yöneticiliği konusunda bilgi ve deneyim sahibi…
İlgilenenlerin bilgi (at) pardus.org.tr adresine formal bir özgeçmiş göndermelerini, Geliştirici pozisyonuna başvuranların özellikle örnek kod parçalarını eklemelerini bekliyoruz. Haydi, özgürlük için…
…ya da sevgili Çağlar‘ın deyişi ile:
Pardus projesi, ekip çalışması yapabilecek, takıma ayak uydurabilecek, sorumluluk alabilecek, yaptığı işi sahiplenebilecek, güvenilebilen, sormaktan/öğrenmekten/öğretmekten/araştırmaktan gocunmayan, devamlı sorgulayan ve neden diye merak eden, idealist ve çok uçuk maddi beklentileri olmayan, sorun çözmeyi/problemi analiz etmeyi/olası çözümler uzayından olası her çözümü değil de en uygun ve akılcı çözümü bulmayı tercih eden, neyi bildiğini/neyi bilmediğini bilen, burnunun dikine gitmeyen, pratik ve teorik bilgisi dengede veya hangi alanda eksiğini olduğunu bilen ve o kısmını kapatmaya çalışan, özgür yazılım felsefesini/yazılım geliştirme süreçlerini/özgür yazılımların işleyişini/kültürünü gerçekten bilen veya _gerçekten_ öğrenmeye hevesli ve mümkünse eğlenmesini bilen, espri anlayışı olan, neşeli “nerd”leri arıyor.
-
Bu ampul başka ampul!
Yok yok, herkesin aklına gelen ampulden bahsetmeyeceğim… Çevreye daha az zarar vermek için geçtiğimiz hafta evimizdeki tüm aydınlatmayı düşük watajlı tasarruflu ampullerle değiştirdik. O zamandan beri de intihar eden, ya da miyadı dolan (halbuki 8 yıl yazıyordu üzerinde :-P) ampullerle cebelleşiyoruz. Üretici firmanın web sitesine girip bir şikayet formu doldurdum. Ardından bu formun ellerine geçtiğine dair teyid mesajı geldi. Benim gönderdiğim mesaj şöyle görünüyor teyidde:Bir hafta kadar nce evimizdeki hemen tm ampulleri enerji tasarruflu ampulleriniz ile deitirdik, hem evre ile ilgili kayglarmz ve hem de tasarruf vaadi ile balantl olarak. Ampullerden ikisi yerlerine taktktan 1-2 dakika sonra bozuldular. Alveri fiimizi saklamadmz iin bugn Migros’un anlayl yaklam sayesinde deitirebildik ampulleri. Ama bu kez de bir nc ampul hem de tam altnda otururken bir “t” sesi ile sizlere mr. Ya rnlerinizde ok ciddi bir kalite sorunu mevcut, ya da teknolojik adan sorunlular. Her hafta birka ampulnz deitirmemiz mmkn olmadna gre Philips’in bu sorunumuza bir zm getirmesini rica ediyoruz.
Bu mesajın üstü ve altı ise İngilizce… Bu firma da 75 küsur yıldır Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Sonra da “hangi ulusal, ne ulusalı” diye bize laf edenler çıkıyor… Ampul müstemlekesi olmuşuz haberimiz yok yahu!
-
“Microsoft Vergisi”
Microsoft, ve özellikle Steve Ballmer, meşhur Microsoft-Novell anlaşması ardından gittikçe artan bir sıklık ve tonda “Linux bizim fikri mülkiyetimizi kullanıyor” kıssalı bir karalama (FUD=Fear, Uncertainty, Doubt) kampanyası başlatmıştı. Altı ay sonra ağızlarındaki baklayı çıkardılar: Microsoft Genel Hukuk Danışmanı Brad Smith ile Lisanslama Müdürü Horacio Gutierrez Fortune dergisine verdikleri mülakatta Linux ve özgür yazılımların 235 Microsoft patentini ihlal ettiğini iddia etti. Hatta habere göre Microsoft yetkilileri “özgür yazılımların yüksek kalitede olmasının nedeni” olarak bu patent ihlallerini göstermişler.

Malum anlaşmanın meşhur patent ihlali maddesine göre Microsoft, Novell’in Linux ve özgür yazılım müşterilerini fikri mülkiyet ihlalleri nedeniyle dava etmeyecek. Yine meşhur SCO davası sonrasında pek çok önde gelen Linux dağıtımı ve özgür yazılım şirketi de kullanıcılarına patent bağışıklığı taahhüdünde bulunmuşlardı. Yani, görünürde sorun, başta RedHat, Linux dağıtıcıları ile Microsoft arasında. Ama bu sorun, doğal olarak, özgür yazılım üzerine bir lisans bedeli gelmesi ve özgürlüğün artık ücretsiz ya da ucuz ol(a)maması anlamına gelecek. Linux’un edinme maliyetini, toplam sahip olma maliyetini, her çeşit fizibilite hesabını etkileyecek. Bir de patent bağışıklığı, olası fikri mülkiyet ihlali davaları, şu-bu gibi pek çok hukuki terimi satınalma sürecinin göbeğine sokacak. Microsoft’un planı bu; en yakın işbirlikçisi de Novell ve dolayısı ile SuSE.
Bu hikaye bir yana, yapılan kimi yorumlarda benim bir süredir kullanmakta olduğum bir deyime rastlamak yüreğime biraz su serpti. Tehlikenin doğru şekilde farkında olanlar var neyse… Bir zamanlar özgür yazılımın açık kaynaklı olma özelliği (yani dört özgürlükten sadece Özgürlük 2’nin bir ön koşulu) fazlasıyla ön plana çıkarılıp kampanyalar düzenlenmişti memleketimizde. O zamanlar biz basbas tepinmiştik, “Önemli olan özgürlük, kaynağın açık olması hedef saptırıyor” diyerek. (Bu arada, hala Open Source IS Free Software, eğer İngilizce konuşuyorsak!) Yakın zamanda da “bedava yazılım” diye bir laf çıkmış derler, herhangi bir özgürlükle alakalı olmayan, tüm özgürlüklerin birleşmesi ve basit ekonomi teorisi ile ortaya çıkan bir sonuç yalnızca. Hayır, konu fiyat değil, özgürlük ve bunun getirileri…
Neyse, konuya dönelim, “benim bir süredir kullanmakta olduğum bir deyim” demiştim; deyimimiz Microsoft vergisi. Microsoft, işletim sistemi ve ofis seti pazarındaki fiili tekel (ya da açık ara pazar lideri) olma durumunu sürekli kötüye (kullanıcı için) kullanır durumda. Değer katıp katmadığı hayli tartışmaya açık yeni sürümlerini, Windows Vista’yı, Office 2007’yi, OEM üreticilerine pompalıyor. Dev pazarlama bütçeleri ile bireysel kullanıcıyı yönlendiriyor, sürekli güncelleme (hem yazılım ve hem de donanım) yapmaya itiyor. Eski ürünlerine, örneğin Windows XP’ye, desteğini kaldırarak gönüllü terfi yapmayanları mecbur kılıyor. Sonuçta kullanıcısına sunduğu şey değişiyor mu, pek değil! Yine aynı işlevleri yerine getiriyorlar; ofis dokümanı yaratıyorlar, internette geziniyorlar, medya dosyaları izliyorlar… Ama aynı işlevselliğe sahip olabilmek için yüzlerce dolar vermek zorunda kalıyorlar. Hem de neredeyse alternatifsiz bir şekilde.
Bu durumun bir benzeri de devlet düzeninde vardır; kattığı değer tartışmalı olsa da devlete vergi verirsiniz. Yoksa sizi rahat bırakmaz, takibat yapar, ceza keser, şu-bu… Aynı şey… “Microsoft devleti” de işlevselliğinizi artırmadan paranıza talip; üç-beş yılda bir yaptığınız şeyleri hemen hemen aynı şekilde yapmaya devam etmek için kucak dolusu para vermeniz gerekiyor. Yoksa birlikte çalışabilirlik, donanım uyumsuzluğu, güvenlik güncellemelerinin sona ermesi, vb. taktiklerle rahatsız ediliyorsunuz. Şimdi de alternatifini bulmuş, özgür yazılımı seçmiş kullanıcılara salma salıyor Microsoft. “Patentimi çaldınız” diyerek FUD yaratıyor, Novell kullanıcılarına bir çeşit arka çıkarak rekabeti engelleyici hareketler yapıyor, mümkünse tüm Linux ve özgür yazılım kullanıcılarını da lisans adı altında vergi şemsiyesi altına almaya çalışıyor…
Oysa biz, özgür yazılım geliştiriciler olarak, Pardus 2007’yi özgürce dağıttığımız yetmiyormuş gibi tüm güvenlik yamalarını ve paket güncellemelerini de aynı şekilde internetten erişilebilir durumda tutuyoruz. Bu yetmezmiş gibi üç ayda bir güncellenmiş sürümümüzü yayımlıyoruz, işte Pardus 2007.1 Felis chaus, işte yakında yol haritası duyurulacak olan Pardus 2007.2… Böyle yapmaya da devam edeceğiz. Özgür yazılımın yazılım dünyasında dürtücü (disruptive) bir etkiye sahip olduğunu görüyoruz, biliyoruz… Ve bunun yalnızca yazılım geliştirme ile sınırlı kalmayacağından, yazılım sanayine de sirayet edeceğinden de eminiz. İki yıl önce bizleri müstehzi gülümsemelerle izleyenlerin şimdi nasıl ilgili olduklarını görüyoruz, yarın biz adımımızı atmadan işbirliği teklifinde bulunacaklarını da tahmin edebiliyoruz.
Şöyle diyeyim Steve Ağa: Ahali saçma vergilerden hoşlanmaz, gün gelir bir çay partisi yapıverir, neye uğradığınızı şaşırırsınız…
