-
hasta la vista… Pardus
2003 yılı sonbaharında (o zamanlar adı olmayan) Pardus projesi için TÜBİTAK UEKAE’ye katıldım ve 2004 yılı sonbaharında (o zamanlar Uludağ adıyla tanınan) Pardus projesine yönetici oldum.
4,5 yıla yakın zamanda 4 ana, 5 ara sürüm, pek çok seçki yayımladık. Onbinlerce, kimi arkadaşlara göre yüzbinlerce kullanıcıya Linux ve özgür yazılım kullanmanın yollarını açtık. Koca bir kurumsal kullanıcıyı baştan ayağa Parduslarla donattık. Pek çok kurumsal kullanıcı özgür lisansımız sayesinde kendi kendilerine ya da bizim haberimiz olmadan Pardus’a geçtiler, özgürleştiler. 40 civarında gence Pardus ekibinde profesyonel olarak çalışma, onun 3 katı civarında geliştiriciye proje ve ürün katkıda bulunma, 50’ye yakın öğrenciye projeye ve ürüne staj projeleri ile dahil olma imkanı sağladık. Sayıları hızla artan özgür yazılım ve bilişim firma ile iş ve çözüm ortağı ilişkisi kurduk, para kazanmalarına katkımız oldu, bunu yaparken özgür yazılım da yaygınlaştı güçlendi.
Bu gelişmelerde en büyük pay, her zaman söylediğim gibi ve şüphesiz, TÜBİTAK UEKAE’de görevli Pardus ekibinde oldu hep. Birinci nesil ekipten birbuçuk ve şimdi de ikinci nesle tüm arkadaşlarım fedakarca ve neredeyse fiziksel sınırlarını zorlayacak derecede çok çalıştılar. Özellikle sorumluluk ve yükümlülüklerimizin hızla arttığı, buna karşın ekip büyüklüğü ve kaynaklarının sabit kaldığı 2008 yılında en az çalışanımız dahi iki kişilik iş çıkardı. Onların hakkı ödenmez…
Ne yazık ki 2009 yılında da, özellikle küresel ekonomik kriz nedeniyle, kaynaklarımızın sabit tutulacağını öğrenmiş bulunuyoruz. Bu da en az çalışanımızın üç kişilik iş çıkarması manasına geliyor. Durumu ekip arkadaşlarımla paylaştım geçtiğimiz günlerde. Aldığım yanıt pek iç açıcı değildi: Arkadaşlarımızın önemli bir kısmı bu şartlar altında projede kalmalarının mümkün olmayacağını bildirdiler. Hatta birkaç arkadaşımız, aramızda kalması koşulu ile, birlikte Pardus desteği veren bir şirket kurmaya karar verdiklerini söylediler. Tam olarak “bunca senedir biz geliştirdik, millet kullandı; biraz da başkaları geliştirsin, kaymağını biz yiyelim” dediler. Kendilerine başarılar dilemekten başka birşey gelmiyor elimden. Ama bu gidişle geliştirecek “başkaları”nı bulamayacağız.
Elde kalan çok az sayıda eleman ile ne yapılabilir diye baktık biraz, yeni geliştirici almayı falan düşündük. Ama oradan da pek birşey çıkmadı. Millet artık değil Pardus’ta çalışmayı, adını duymak dahi istemiyormuş. “Bedavaya yazılım mı olurmuş, pazarı batırdınız” dedi sektörün eskileri, yeni mezunlar da “krizde bile çalışılmaz, ben yazılım satıp para kazanmak istiyorum, kaynak kodu mu açılırmış” diye kızdılar. Sonuçta ekibe katılabilecek yeni kan da bulamadık.
Bu durumda kader arkadaşlarımız ile son bir toplantı yaparak projeyi kapatmaya ve herkesin kendi başının çaresine bakmasına karar verdik. Arkadaşlarım ya enstitü içinde diğer projelere geçmeye karar verdi, ya da iş bulabilenleri (Pardus projesinde çalışmanın iyi bir referans olmadığını da öğrendik bu şekilde) özel sektöre transfer oldular.
Projenin kodları ortalıkta, GNU GPL ile isteyen alıp kullanır. Pardus markası da TÜBİTAK’ın, nasıl kullanılabileceğini oradan öğrenirsiniz. Zaten olacağı buydu, devlet desteği ile işletim sistemi, Linux dağıtımı geliştirmek olmayacak duaydı. Bireysel ve kurumsal kullanıcılarımızdan özür diliyoruz, ama onların da baştan bu işin olmayacağını düşünmeleri gerekirdi. Bize güvenerek mi girdiniz bu işe, hiç akıl alıyor mu?
Ben mi? Ben de bu yaştan sonra yeniden iş aramaya başladım. Neyse ki kısa zamanda bir teklif aldım. Sahipli yazılım felan yapıyor, özgür yazılım proje ve şirketlerini dava ediyor ya da dava etmekle korkutuyor, ürünleri de zaman zaman kullanıcı tarafından beğenilmiyor, ama olsun. Neticede geçim dünyası… Neme lazım çok iyi para veriyorlar. Hem zaten yıllardır ben de gizli gizli onların ürünlerini kullanırdım evde, Pardus’la cebelleşmektense.
Bugün, yani Bir Nisan itibarı ile, bendeniz de bu büyük, çok büyük şirketin Seattle’daki merkezinde çalışmaya başlıyorum. Siz bu mesajı okurken, yani Bir Nisan günü, ben Atlantik üzerinde uçuyor olacağım.
Daha da gelirsem… Benim için Pardus bitmiştir!
-
Özgürlükİçİn: “Özgür Yazılım Almak ve Geri Vermek”
Türkiye Bilişim Derneği‘nin rahmetli Bilişim Dergisi için kaleme aldığım “Özgürlük İçin…” yazılarına resmi Pardus kullanıcıları camia sitesi Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisinde devam etmem yönünde bir teklif geldi sevgili Ali Işıngör’den. Ya da ben Ali’den rica ettim, tam anımsamıyorum şimdi… Neyse, artık oradayım.
e-derginin Şubat sayısında yayımlanan yazım:
Özgür Yazılım Almak ve Geri Vermek
Son aylardaki “reklamlar” serisine son verip yeniden özgür yazılımın tanımı ve özelliklerine dönüyoruz bu ay. Daha önce özgür yazılım için (ya da open source için) kaynak kodu yanında geliştirme sürecinin ve dolayısı ile camianın önemini vurgulamıştık. Bu kez kullanıcısı ile özgür yazılım ve kullanıcısı ile camia arasındaki ilişkiye yoğunlaşacağız.
Sınırlayıcı ve İzin Veren Lisanslar
Özgür yazılım bağlamında daha çok GPL (GNU Genel Kamu Lisansı) ya da benzer lisansa sahip yazılımları kastediyoruz. Bu lisansların en önemli özelliği yazılımın özgürlüğünü sağlamak için geliştiriciyi sınırlayan şartlarıdır. Bir kez sınırlayıcı (ya da copyleft) bir lisans ile özgürleştirilen bir kod, telif (copyright) sahibi dışında kimse tarafından “kapatılamaz”, yani sahipli (proprietary) bir yazılım haline getirilemez. Bu nedenle Linux çekirdeği, KDE masaüstü ortamı gibi pek çok kişinin telif hakkını paylaştığı özgür yazılımların kapatılması pratik olarak mümkün değildir.
Öte yandan izin veren (permissive) lisanslar ile böyle bir şart yoktur, yazılımı kullanan herhangi birisi kodu kapatıp sahiplenebilir. Bu tip kodlara en güzel örnek Unix benzeri işletim sistemi BSD ve BSD üzerine yapılanan ve büyük ticari başarı yakalayan Mac OS X işletim sistemidir. Ayrıca özgür yazılımın en önemli başarılarından biri olan Apache web sunucusu da böyle izin veren bir lisansa sahiptir.
Sınırlayıcı ve izin veren lisansların geliştirme süreçleri ve camia açısından en önemli farkı sınırlayıcı lisansa sahip bir yazılımdan türetilen yeni ürünlerin de açık kaynak kodlu olması, yani özgür yazılımı alıp değiştiren kullanıcının camiaya geri vermesi zorunluluğudur.
Geri Vermeden Özgür Yazılım (T)üretenler
Özgür yazılımın sürdürülebilirliğinin temel koşullarından biri, verimliliği ve üretkenliği üst düzeyde tutacak şekilde, dağıtık ve paylaşımcı geliştirme modeline dahil olacak yeterli sayı ve nitelikte geliştiriciyi cezbetmesidir. Sınırlayıcı lisanslar bu camia dışında kar amaçlı ve (bazen ve kısmen) kapalı kapılar ardında yapılan geliştirmelerin de kaynak koduna dahil edilmesini şart koşarlar ve yazılımın sürekli işlevsel ve kaliteli kalmasına, dolayısı ile geliştiriciler için bir çekim merkezi oluşturmasına vesile olurlar. İzin veren lisanslar için ise böyle bir geri verme kanalı tarif edilmemiştir, daha doğrusu geri vermek isteğe bağlıdır. Örneğin Apple BSD’nin temeline yaptığı değişiklik ve geliştirmeleri açarken Mac OS X’in kullanıcı yüzünü oluşturan katmanları kapalı tutmaktadır.
Özgür müşteri ilişkileri yönetim yazılımı SugarCRM ve özgür (ve “uyumlu”) ilişkisel veritabanı sistemi EnterpriseDB gibi yazılımlar ve bunları geliştiren firmalar telif haklarını ve izin veren lisansları (yasal olmakla birlikte) özgür yazılım camiasının hoş görmediği şekilde kullanmakla ve bir yerde özgür yazılım olmamakla ve hatta özgür yazılıma ihanet etmekle suçlanıyorlar aylardır ve neredeyse yıllardır. MySQL’in camia ve kurumsal sürümleri arasındaki farklılıklar ve çift lisanslama yöntemi de kimi özgür yazılım taraftarlarınca yoğun olarak eleştirilmekte. Bir diğer örnek de Google’ın Linux ve diğer pek çok özgür yazılımı gereksinimlerine göre uyarlaması ve bu sayede hizmetlerinde özellikle performans kazançları sağlaması, buna karşın yaptığı iyileştirmeleri camia ile paylaşmaması.
Görüldüğü üzere yalnızca lisans ve camia bir özgür yazılımın sürdürülebilirliği için yeterli değil. Kullanıcı ve (t)üreticilerin de katkısı gerekli ve önemli. Özgür yazılımın gücünü veren dağıtık ve katılımcı model ancak yeterince sayıda katkıcının camiaya dahil olma niyetleri var ise manalı oluyor. Özgür yazılım bağlamında üzerinde iyice düşünülmesi gereken bir nokta, hem özgür yazılım camiaları ve hem de özgür yazılım (t)üreten ve kullanan firmalar tarafından…
-
Bilişim Dergisi: “Özgür Yazılım ile Katlanan Verimlilik”
Türkiye Bilişim Derneği‘nin Bilişim Dergisi son sayısını Aralık 2008’de yayımlayarak yayım hayatına son verdi. Ekonomik krizin zayiatlarından bir tanesi, belki de bizim açımızdan önemli bir tanesi. Dile kolay 111 sayı…
Derginin son sayısında “Özgürlük İçin…” başlığı altında yayımlanan son yazım:
Özgür Yazılım ile Katlanan Verimlilik
Geçen yazımızda başladığımız “reklamlar” serisine devam ediyoruz. Özgür yazılımın üretkenliği artırma yönündeki katkısını irdelemiştik, bu kez de sıra verimlilikte. Çünkü geçtiğimiz günlerde Pardus 2008’in ilk güncelleme sürümü yayımlandı. Bu kez hayli nesnel bir ölçüm yöntemi kullanıyoruz. Pek çok özgür yazılım projesini internetten erişilebilir durumdaki kaynak kodlarını otomatik olarak tarayarak değerlendiren ohloh.net sitesinde Pardus projesi sayfasını temel kaynak olarak alıyoruz. Vurgulamamız gereken aşağıda verilen rakamların yalnızca Pardus projesi kapsamında oluşturulan katma değere ilişkin olduğu, ana kaynaktan (upstream) alınan on milyonlarca satır kod bunun dışında.
Bire On Verimlilik!
ohloh.net sitesinden alınan bilgilere göre Pardus projesine özgü olarak geliştirilen yazılımların kod ve belirtim satır sayısı 2.118.197‘ye ulaşmış durumda. Bu yazılım büyüklüğü sahipli yazılım geliştirme yöntemleri ile gerçekleştirilse idi 602 kişi-yıl‘lık bir işgücü gerektirecekti. Bu da Pardus projesinin teknik çalışmalarının başladığı 2004 Ekim ayından bu yana sürekli olarak 150 kişilik bir geliştirme ekibi istihdam edilmesi anlamına geliyor. Ortalama işgücü maliyetleri kullanıldığında bu ekibin maliyeti de 33.106.027 ABD Doları (yaklaşık 53 milyon YTL) olarak hesaplanmış.
Oysa Pardus projesi 2003 Eylül ayında 4 kişilik bir ekiple yola çıktı ve hemen hemen düzenli bir büyüme ile toplam 18 kişilik bir büyüklüğe ulaştı. Bu ekibin içerisinde yazılım geliştirme yanında proje yönetimi, grafik tasarım, proje geliştirme, proje destek, camia yönetimi ve sistem yönetimi gibi doğrudan değer yaratmayan kimi işlevlerde faaliyet gösteren kişiler de dahil. Bu hesaplama ile dahi Pardus projesinin toplam işgücü harcaması 2008 yılı sonu itibarı ile yalnızca 680 kişi-ay olacak. Bu düz hesaplama ile dahi Pardus projesinin sahipli yazılım geliştirmeye göre yaklaşık 10,6 kat daha verimli olduğunu söylemek mümkün.
Benzer kıyaslama ve bilimsel hesaplama yöntemleri ile çalışmalar Linux çekirdeğinin 1 milyar Avro ve Pardus gibi bir Linux dağıtımında kullanılan özgür yazılımların 10 milyar ABD Doları gibi yeniden üretilme maliyetleri olduğunu gösteriyor. Biraz daha karmaşık olsa dahi gerçek harcamalara bakıldığında buralarda da 5-10 gibi verimlilik çarpanları ile karşılaşmak mümkün. Dolayısı ile Pardus’un yarattığı “mucize” aslında tüm özgür yazılımlara yaygınlaştırılabilecek bir özellik.
Özgür Yazılım ile Mümkün…
Bu verimliliğin temelinde özgür yazılım geliştirme sistematiği yatıyor. Açık kaynak kodlu özgür bir yazılım olan Pardus’a dileyen herkes katkıda bulunabiliyor. ohloh.net sitesinden alınan bilgiye göre Pardus projesine şimdiye kadar 112 kişi katkıda bulunmuş. Bunların yalnızca 28’i halen ya da eski TÜBİTAK UEKAE çalışanı. Yani, TÜBİTAK UEKAE’nin istihdam ettiği her kişi için TÜBİTAK UEKAE dışından üç geliştirici projeye katkı vermiş.
Geliştiricisi çarpanına ek olarak projenin açık kaynak kodlu olarak yürütülmesi camiaya yeni katılan geliştirici adaylarının öğrenme sürecinin son derece hızlı gerçekleşmesini ve dolayısı ile daha hızla üretken hale gelmelerini sağlıyor. Geçen aylarda değindiğimiz camia katkısı burada da ön plana çıkıyor. Sahipli yazılım üretme sistematiği ile üretilip açık ya da özgür bir lisansla kaynak kodu açılan bir yazılım aslında bu verimlilik artışından yararlanamıyor, özellikle etkin bir kullanıcı ve geliştirici camiası oluşturulamazsa.
ohloh.net verilerine göre Pardus’a her ay katkıda bulunan geliştirici sayısı 40 civarında. Bu sayı 2005 yılı içerisinde yalnızca 10 imiş. Pardus projesinin hedefi bu sayıyı 2011 yılı sonunda 200’e çıkarmak. Bu amaçla çok yönlü bir dizi faaliyet başlatılmış durumda ve ilk meyvelerinin 2009 yılında alınmasını bekliyoruz. Artık Türkiye’de (ve dünyada) Pardus geliştirmek doğru ve cazip bir bilişim faaliyeti haline geliyor; hem bilişim sektörü firmaları ve hem de genç yazılımcılar için…
-
2008 Biterken, 2009 Başlarken
Her senenin sonunda biten senenin bir muhasebesini yapmak ve yeni başlayan için hedefler koymak iyi bir alışkanlık. Pardus projesi bağlamında ben de katılayım bu gidişata…
2008 yılı Pardus için pek çok ilke sahne oldu:
- İlk Pardus ön-yüklü sistem satışını escort Bilgisayar yaptı. 2009 yılında yeni katılımlar bekliyoruz.
- İlk kez Google Summe of Code programında yer aldık. Programa dahil olan 5 Linux dağıtımından biri idi Pardus. Yürüttüğümüz 5 projeden 4’ü başarı ile sonuçlandı. GSoC projelerinde görev alan genç arkadaşlara teşekkürler! Önümüzdeki senelerde GSoC’a abone olacağız…
- İlk kez iki Pardus sürümünü aynı anda canlı tutmayı ve geliştirmeyi başardık. Pardus 2009 çalışmaları sevgili Onur kontrolünde son hız devam ediyor. Bu arada da Pardus 2008’in güncelleme sürümlerini çıkarıyoruz. Artık sürüm çıkarma işini öğrendik…
- Kullanışlılık ve etkileşim tasarımı alanına girdik Pardus projesi olarak. Yıldız Teknik Üniversitesi İletişim Tasarımı Bölümü, İnteraktif Medya Tasarımı Ana Bilim Dalı (İMT) ile yaptığımız anlaşma gereğince sevgili Oğuzhan Özcan hoca ve arkadaşları danışmanımız oldular. 2009’da bu işbirliğini daha da genişletmek niyetindeyiz…
- İlk kez TÜBİTAK UEKAE ekibi dışından bir arkadaşımızı bir sürümle ilgili kilit görevlerden birine getirdik. Sevgili Selim Ok, Pardus 2009 için Ürün Yöneticisi olarak görev yapıyor ve ürünün şekillenmesinde camianın talep ve önceliklerini çekirdek ekibe iletiyor. 2009’da bu yönde yeni gelişmeler olacak ve Pardus projesi geliştirici camiasını gittikçe daha fazla işin içine sokacak…
- İlk logo programımız olan Pardus Göç Ortaklığı’nı duyurduk. Şimdiden üç göç ortağımız çeşitli kurumları Pardus ve özgür yazılıma göç ettirme yönünde çalışıyorlar. 2009 yılı için Pardus Göç Ortaklığı programının patlamasını bekliyorum, aklımdaki hedef sayıyı telaffuz etmeye dahi korkuyorum…
- E-dükkan aracılığı ile Pardus ürünleri satımına başlandı. 2009 yılı içerisinde dükkanımız hem çeşitlenecek, hem de çok ilginç kampanyalar başlatacak.
- Resmi forumumuz yayına girdi. Bir yıldan az bir sürede 6 bine yaklaşan kullanıcısı ve 25 bine yaklaşan mesaj sayısı ile Pardus kullanıcıları ve özgür yazılım camiasının toplanma yeri haline gelen forum için, başta sevgili Ali Işıngör, tüm artistanbul tayfasına ve camiamızdan foruma destek veren arkadaşlara kucak dolusu teşekkürler.
- E-dergimiz yayın hayatına başladı. GErek görsel ve gerekse içerik açısından harika bir çalışma! Her ay 60 sayfayı aşan ve neredeyse 10 bin kişiye ulaşan mükemmel bir kaynak. Bir önceki maddedeki arkadaşlara bir alkış daha!
- Resmi camia portalımız Özgürlük İçin bu yılın son günlerinde trafiği ile resmi sitemizi solladı. Özgürlük İçin’in dur-durak bilmez yükselişi 2009’da da devam edecek gibi görünüyor. artistanbul ve camiaya üçüncü alkış! 2009 yılı içerisinde resmi sitemiz yeni görünüm, içerik ve kavramsal yapısı ile artık daha çok (potansiyel ve mevcut) iş ortakları ve kurumsal kullanıcılara hizmet vermeye başlayacak.
Tabii devam eden işlerimiz de var:
- Pek çok aksilik ve olumsuzluk arasında ciddi doğum sancıları ile yeni bir sürümümüz hayata geldi: Pardus 2008. Ve en azından abisi/ablası Pardus 2007 kadar başarılı oldu. Başta sürüm yöneticimiz sevgili Ekin olmak üzere tüm ekibe fedakarca ve kimi zaman insanüstü çabalarından dolayı kocaman bir tebrik!
- Ekibimizden üç arkadaş (sevgili Gökmen, Gökçen ve Ozan) KDE geliştiricisi olurken sevgili Ozan kernel geliştiricileri arasına dahil oldu. İsimler değişse de ekibin bilgi ve yeteneğinin sürdürülebilir olduğunu gördük, sevindik. Tebrikler çocuklar!
- Geliştirici seviyesinde ilk kez “milli” olduk. Sevgili Gökçen Linux Foundation Users’ Summit’e ve sevgili Pınar da GSoC Mentors’ Summit’e katıldı. 2009 yılında çekirdek ekip küresel etkinliklerde gittikçe daha fazla yer almaya başlayacak…
- Ürünlerimizin küresel Linux ve özgür yazılım camiasında takdirle karşılanması devam etti. Pardus 2008 için Fransa’dan Filipinler’e pek çok portal, haber sitesi ve kişisel blog’da çok iyi şeyler yazıldı. Yazılmaya devam da edilecek…
- İlk büyük kurumsal kullanıcımız Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Pardus sistemlerini canlı kullanıma başladı. Türkiye çapında 600’e yakın noktada 5 bine civarında kullanıcıyı kapsayan sistemde Pardus terminal sunucular (PTSP), Pardus çalıştıran ince istemciler, web, e-posta, dosya, vb sunucular mevcut. MSB projesi bize çok şey öğretti…
- Staj programımız 2008’de de devam etti. Bu yıl 23 stajyere tanıtım filminden network-manager kodlamasına varan envai çeşit iş yaptırdık. Bir yandan ürünümüz güçlenir ve işlevselleşirken bir yandan da özgür yazılım geliştirici camiasına yeni üyeler kazandırdık. Staj programımıza devam…
2008’den diğer akılda kalanlar:
- Meşhur OOXML format belirtimi ile ilgili ISO oylamasında TSE “Çekimser” oyu kullandı. 2007 sonbaharındaki oylamada “Evet” oyu verdiği anımsandığında ve son oylamada tüm dünyanın Microsoft akımına kapıldığı düşünüldüğünde önemli bir oy değişikliği. Bu değişiklikte Pardus projesinin katkısı olması bizim açımızdan sevindirici. Durumu iyi bir şekilde değerlendiren ve kararlarını dirayetle savunan TSE yönetimine tebrikler!
- DPT Bilgi Toplumu Dairesi tarafından hazırlanan Birlikte Çalışabilirlik Rehberi’nin ikinci sürümünün taslağı kamuoyu görüşüne sunuldu. Tekelci uygulamaların ve hapsolma senaryolarının önüne geçmek için çabalarımız bu platformda da devam etti ve edecek…
Herkese güzel bir 2009 diliyorum!
-
Pardus’un İkinci Üç Yılı
Pardus projesi, TÜBİTAK’ın Başbakanlık tarafından bir “ulusal işletim sistemi”nin olurluğunu araştırmak ve projelendirmek ile görevlendirilmesi ardından 2003 yılı sonbaharında UEKAE bünyesinde başlatıldı. UEKAE’ye katılmam da aynı tarihlere denk geliyor, -o zamanlar adı dahi olmayan- Pardus’un özellikle iş geliştirme faaliyetlerini üstlenerek. Pardus’un ilk bir yılı hayli hareketli ve çalkantılı bir dönemdi, iş bir olurluk çalışmasından dağıtım geliştirmeye evrildi, ilk teknik arkadaşlar (sevgili Barış Metin ile sevgili Serdar Hoca) aramıza katıldılar, projeyi tarif etmeye başladık, çeşitli anlaşmazlıklar oluştu, vb…
Yanlış anımsamıyorsam 9 Eylül 2004 günü Pardus projesinin yönetimi ile görevlendirildim. Ben projenin miladını o yakınlara tarihlemeyi tercih ediyorum. Çünkü o aralarda yazarak ve çizerek projenin amacını, hedefini, kaynakları ve kısıtlarını, takvimini ve risklerini belirlemeye başladık. Bir barometre ile projenin nabzını kontrol etmeyi denedik ve teknik ekibi hızla genişlettik. Nitekim Ekim 2004 içerisinde projenin ilk (ve şimdilerde hayli eskimiş, ciddi bir elden geçirme bekleyen) Ana Sözleşmesi’ni hazırladık ve yayımladık. Ardından da hayli yoğun bir çalışma ile Şubat 2005 başında Pardus Çalışan CD ortaya çıktı. Bana sorarsanız Pardus projesi dört yaş civarında ve bir ay kadar sonra da Pardus ürününün dördüncü yaşgününü kutlayacağız.
Pardus’un 2005-2008 arasını kapsayan dört yıllık tarihçesini yazmak bu yazının sınırlarını zorlayacaktır, belki başka bir zamana. Ama şunu ifade edeyim: Bizlerin (en azından benim) beklentilerimizin üzerinde bir başarı ve gelişme kaydettik. Pardus artık Türkiye’nin en büyük özgür yazılım projesi, işletim sistemi pazarında ciddiye alınması gereken bir seçenek ve yavaş yavaş küresel özgür yazılım sahnesine çıkmaya hazırlanan inovatif bir proje. Bunda en büyük pay, tabii ki, geliştirme işini yüklenmiş olan sevgili ekip arkadaşlarımın. Onların fedakar ve kimi zaman insanüstü çabaları ve daha önemlisi Pardus aşkları olmasa bırakın buraları, çok daha azını gerçekleştiremezdik. İkinci büyük teşekkür beş yılı aşkın bir süredir Pardus projesini özkaynakları ile finanse eden UEKAE’ye ve özellikle Enstitü Müdürü sayın Önder Yetiş’e gidiyor. Şimdilerde 18 kişilik bir ekibe ve yıllık 1 milyon ABD dolarına yaklaşan bütçeye sahip olan Pardus onların bize inancı ve güveni sayesinde gerçekleşebildi.
Ben, Pardus’un sözünü ettiğimiz ilk dört yılını “Pardus’un ilk üç yılı” olarak tanımlıyorum, biraz saçma da olsa. Nedeni basit: 2007 yılı ikinci yarısında Pardus’un ilk çizilen hedeflere ulaştığı ve artık vites değiştirmesi gerektiği bariz hale gelince 2008 yılı için daha farklı bir yapılanma ve finansman modeli üzerinde çalışmaya başladık. Çeşitli nedenlerle bu çalışmalarımız olumlu sonuç vermedi. Öngörülerimiz doğrultusunda, 2008 yılı içerisinde, eski yapılanma ve finansman modelimiz ile çok zorlandık. Kimi fırsatları kaçırdık, kimilerini riske attık. Temel işimiz olan dağıtım işinde bile sıkıntılı zamanlar yaşadık. Neyse ki, yine harika ekibimiz sayesinde, Pardus 2008 kazasız belasız çıktı ve sevgili Ekin Meroğlu eli ile gayet sorunsuz bir şekilde ara sürümlerini de veriyor. Ama 2008 Pardus için karanlık bir yıl oldu; ben 2008 yılını saymıyorum bu nedenle 😛
Aynı hesaba göre 2009-2011 yılları “Pardus’un ikinci üç yılı” olacak. Bu dönem için, neyse ki, yeni yapılanma ve finansman modelini hayata geçirebileceğiz gibi duruyor, aman nazar değmesin (pisi info knazar)… Biz de bu ikinci üç yılı biraz daha rahat, yeni heyecan ve ümitlerle planlıyoruz. Planların sürüm ile ilgili teknik kısmını birkaç hafta önce bir e-posta listesinde, farklı bir bağlamda açıklamıştım. Ama belki daha geniş bir kitleye ulaşır ve hem de kayıt düşmüş oluruz düşüncesi ile bir kez da burada yayınlayayım istedim. Önümüzdeki günlerde Pardus’un ikinci üç yılı ile ilgili başka yazılar da yazacağım umarım.
Pardus 2007 şu aralarda sadece güvenlik güncellemelerini alır durumda hemen hemen. Sürümleri oluşturup güncelleme sonrasında bir de ortadan kaldırma sürecini tanımlamak gerekiyor. Bu işi tamamladık gibi, bir-iki ufak rötuş yapıp yayımlayacağız. Sevgili Ekin bu işi üstlenmiş durumda, önümüzdeki günlerde açıklamalarını bekleyin. Özetle eski sürümlerin nasıl sadece güvenlik güncellemesi durumuna geçeceğini ve sonrasında da nasıl dondurulacaklarını yaklaşık bir takvim ile açıklayacağız. Pardus 2007’nin düzgün bir şekilde ölüme gönderdiğimiz ilk sürümümüz olmasını bekliyoruz.
Pardus 2008.2, biliyorsunuz, Ocak 2009 sonunda yayımlanacak. Ardından Pardus 2008 daha çok kurumsal kullanıcıya hitap edecek şekilde bir “kararlı” ve “sadece güvenlik” deposuna evrilmeye başlayacak. Amacımız bir sonraki kurumsal sürüme kadar (bkz. aşağıya) göç yapacak özellikle büyük kurumsal kullanıcıların Pardus 2008’i kullanmaları. Bu amaçla kurumsal yönetim gereklerine yanıt verecek kimi yeni Pardus teknolojileri geliştirmeye başlayacağız önümüzdeki aylarda, özellikle ahenk temelli. Bir yandan da Pardus teknolojilerine Pardus 2009 (yani KDE4) için yapılan iyileştirmeleri Pardus 2008 (yani KDE3) ortamına geri yüklemeye (backport) başlayacağız.
Pardus 2009’un çıkış tarihi, bildiğiniz üzere, Mart-Nisan 2009 olarak açıklandı. Benim tahminim Şubat ortalarında çıkacak bir alfa ve Nisan sonunda çıkacak bir sürüm şeklinde. Doğal olarak KDE4.2 takvimi de belirleyici olacaktır. 2009 da ara sürümler verecek, 2009.1 ve 2009.2 kesin görünüyor. 2009.3’ün varlığı 2010 yolunun nasıl şekilleneceğine bağlı. Benim tercihim 2009.x’lerin yalnızca paket güncelleme içerikli olması yönündeki ama çok büyük olasılıkla çekirdek takımın tercih ve isteği doğrultusunda Pardus teknolojilerine yenilikler de eklenecektir (2007.x ve 2008.x’de olduğu üzere). 2009 için kurumsal bir sürüm düşünülmüyor, çünkü zaten söz konusu evrilme yaklaşık 1 yıla yakın bir zaman anlamına geliyor, bkz. aşağı. Bu konularda sürüm yöneticimiz sevgili Onur Küçük çok daha ayrıntılı duyurular yapacaktır önümüzdeki haftalarda…
Pardus 2010 için hazırlıklar 2009 yazında (ve belki de Pardus 2009 çıkışı ile birlikte) başlayacak ve Pardus 2010 ya 2009 sonlarında, ya da 2010 başlarında yayımlanacak. Ardından geçen 6 aylık sürede de 2010 için bir kurumsal (yukarıda bahsi geçtiği üzere “kararlı” ve “sadece güvenlik” deposu) sürüm oluşturulacak ve 2010 yılı sonu ile 2012 yılı ortası arasında bir zamanda bu kurumsal sürüm 2008 kurumsal sürümünün yerini tümüyle alacak. 2008 kurumsal sürümüne ne şekilde ve ne süre ile destek verile(bile)ceği mevcut kurumsal müşterilerle yapılacak görüşme ve anlaşmalar çerçevesinde belirlenecek.
Pardus 2010 ile birlikte sürüm yönetimini daha değişik bir modele oturtmayı planlıyoruz. Pardus 2009 için Ürün Yöneticiliği görevini üstlenmiş, TÜBİTAK UEKAE dışından ve camiadan bir arkadaşımız, sevgili Selim Ok var. Selim camianın ve kullanıcıların Pardus 2009’da hangi özellikleri görmek istediklerini, hangi hataların kritik görüldüğünü ve daha ğek çok ilintili konuyu derliyor ve sürüm yöneticimiz Onur’a iletiyor. Bu uygulamanın başarısını önümüzdeki aylarda iyice sınayacağız, sürecin oturması için yapılması gerekenleri bulacağız ve iyileştirmelere girişeceğiz. Ama Pardus 2010 için iki ürün yöneticisi kullanmak gibi bir fikir oluştu şimdiden kafamızda. Biri TÜBİTAK UEKAE elemanı, daha çok iş ortaklarımız ve kurumsal kullanıcılarımız aracılığı ile gelen talepleri işleyecek, ismin genelgeçer tanımına daha uygun bir Ürün Yöneticisi. Diğer ise Selim gibi camiadan gelen Ürün Camia Temsilcisi. Bu şekilde Pardus’un hem üretici merkezli (vendor centric), hem de camia merkezli (community centric) hibrit bir yapıya oturması için bir adım daha atmış olacağız.
Belki Pardus’un ikinci üç yılı içerisinde bir zamanda, tahminim 2011 içerisinde diğer yaygın/büyük dağıtımlar gibi 6 aylık (mevcut ortalama 1 yıllık yerine) bir sürüm periyodu belirlemek, uzun süreli destek (bizim “kurumsal” sürüm mealinde) için daha kestirilebilir bir sistematik oluşturmak, camia sürümünü (mevcut “bireysel” ???) ayrı bir yönetişim modeli ile geliştirmeye başlamak, vb konuları düşünmeye ve konuşmaya başlayacağız.
Önümüzdeki yıl geliştirici camiası için de yenilikler getirecek. Bir kısmını sürprizi bozmamak için açıklamıyorum. Ama 2009 yılı içerisinde büyük olasılıkla ekipten bir Camia Yöneticisi belirleyerek geliştiricilerimizin sesinin karar mekanizmasında daha fazla çıkmasını sağlayacağız. Planlanan yönetişim araçlarından birisinde de geliştirici camiasının temsil edilmesi gibi bir fikrimiz var. Önümüzdeki aylarda bu konuda daha fazla şey söyleyebileceğiz.
Oniki saat sonra, benim tanımımla, Pardus’un ikinci üç yılı başlıyor. Sizleri şimdiden bu yolculukta bizlere eşlik etmeye çağırıyoruz…
-
Pardus için GZFT
Özellikle girişimcilik açısından güçlü ABD gibi memleketlerde sık kullanılan, bu nedenle de Anglosakson yol ve yordamları almaya hevesli bizim gibi topluluklara da bulaşmış bir alışkanlıktır: Bir işe başlarken, bir şirket kurarken, bir due diligence yaparken illa önce bir SWOT analizi yaparlar. SWOT, yani Strengths-Weaknesses-Opportunities-Threats, yani Güçlü-Zayıf-Fırsat-Tehdit, yani GZFT. Bir zamandır Pardus projesi için oluşturmuş olduğum ve güncel tutmaya çalıştığım GZFT analizini buradan paylaşayım:
Güçlü
- Oturmuş marka İlk Pardus ürününün yayımlanmasından bu yana geçen dört yılda Pardus ismi hem bilişim camiasında, hem teknoloji kullanıcıları arasında ve hem de genel olarak toplumda daha yaygın bilinir ve duyulur hale geldi. Pardus markalı ürünler pazarda bilinilirlik için yeni bir marka kadar çaba sarfetmek sorunda değiller.
- (hemen hemen) Oturmuş sürüm süreci Yalnızca kurulabilen sürümler sayıldığında dahi Pardus projesi, üç ana ve dört ara sürüm yayımlamış durumda. Beşinci ara sürüm de bu belgenin yazılması esnasında tamamlanma aşamasında. Bireysel kullanıcıya hitap eden masaüstü sürümleri gözönüne alındığında, iyileştirmeye açık yanları olmakla birlikte, iyi tanımlanmış ve uygulanmakta olan bir sürüm süreci mevcut.
- Geliştirici ve kullanıcı camiası Pardus projesinin hevesli ve dinamik bir geliştirici ve kullanıcı camiası oluşmaktadır. Özgür yazılımları sahipli yazılımlardan ayıran en önemli özelliklerinden ve özgür yazılım projelerinin en önemli varlıklarından biri olan “camia”, Pardus için hayli yol alınmış bir alandır ve gelecek planlarında dikkate alınması gereken bir unsurdur.
- Mevcut ve potansiyel kurumsal kullanıcılar Pardus ürünleri halen çok sayıda kurumsal kullanıcı tarafından iş süreçlerine uyarlanmış ve üretim ortamında kullanıma başlanmıştır. Bu kullanıcılar pazarlama isimlendirmesi açısından “erken uyarlayıcılar” (early adaptors) kategorisine girmektedirler. Ürünün “yararcılar” (pragmatists) ve sonrasında “şüpheciler” (skeptics) kategorilerine yayılması aşamasında bu kullanıcı tabanının varlığının önemli bir kolaylık sağlama etkisi olacaktır.
- (hemen hemen) Tamamlanmış takım Pardus projesi başlatıldığında oluşturulmaya başlanan ve geçen süre içerisinde yeni katılımlarla genişleyen ve fakat kimi ayrılmalar da yaşanan UEKAE’de görevli çekirdek ekip sayılan güçlü yanların oluşturulmasında birinci derecede önemli rol oynamıştır. Ekibin dönüm oranı özgür yazılım projeleri ve bilişim sektörü ortalamaları ile uyumludur. Bununla birlikte bilgi birikiminin yeni elemanlara geçirilmesinde önemli bir sorun yaşanmamakta ve süreç pürüzsüz bir şekilde yürütülebilmektedir.
- TÜBİTAK markası Kamu görevi üstlenen ve kar amacı gütmeyen TÜBİTAK UEKAE’nin Pardus projesinin destekleyicisi olması ve hatta sahibi olarak algılanması hem kamu kurumlarında ve hem de genel olarak kullanıcılarda olumlu bir izlenim yaratmaktadır. Projenin özgür lisanslama ve dağıtım modeli ile birleşince bu izlenim Pardus’un kullanıcı, katkıcı ve geliştirici cezbetmesinde etken olmaktadır.
Zayıf
- Dengesiz iş/işgücü oranı Benzer ve kıyaslama (benchmarking) Linux dağıtımlarına bakıldığında ortalama bir Pardus geliştiricisinin iş yükü ortalama bir Linux dağıtımı geliştiricisinin kat kat üzerindedir. Mevcut hali ile bu durum kalite zafiyeti, takvime uyamamak, dönüm oranında yükselme gibi olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir.
- Eksik yazılım dizisi Özellikle kurumsal kullanıcılar için işletim sistemi yalnızca bir platform olarak işlev görmekte, asıl iş mantığı uygulama katmanına yerleşmektedir. Mevcut hali ile Pardus projesi daha çok bireysel kullanıcıya hitap etmekte, iş mantığı uygulamaları konusunda zayıf kalmaktadır. Sonuç olarak Pardus ve özgür yazılımlara göç, yalnızca işlevsel gerekleri çok temel seviyede kalan “erken uyarlayıcı” kategorisindeki kurumlar tarafından benimsenmektedir.
Fırsat
- e-Devlet için mevcut gereksinim e-Devlet konusunda son yıllarda yaşanan gelişmelere karşın Türkiye’de hala belirgin bir e-dönüşüm gereksinimi hissedilmektedir. Özellikle e-Dönüşüm Türkiye Projesi çalışmaları, Eylem Planları ve Bilgi Toplumu Stratejisi kapsamında daha pek çok kamu hizmetinin sanal ortama aktarılması çalışmaları sürmektedir. Bu çalışmalarda Pardus ve özgür yazılımların kullanılması, başta lisans bedellerinden tasarruf etme olmak üzere, pek çok kazanım sağlayacaktır.
- Düşük bilgisayarlaşma oranı Ülkemizde kişisel bilgisayar yaygınlığı hala OECD ve AB ortalamalarının altında seyretmektedir. Gelir düzeyi ve eğitilmişlik ortalaması gibi unsurlardan kaynaklanan bu durumun değişmesi için gerek devlet tarafında ve gerekse bilişim sektörü aktörlerince çeşitli çalışmalar yürütülmektedir.
- Düşük fiyatlı kişisel bilgisayarlar Düşük bilgisayarlaşma oranını yükseltmek için izlenecek yollardan biri işlevsel açıdan makul düzeyde, buna karşın düşük fiyatlı kişisel bilgisayarların piyasaya sunulması olabilir. Dünyada da özellikle son yıllarda izlenen bu yöntemin bilgisayar üreticisi ve satıcısı firmalar ile işbirliği halinde Türkiye’ye de uygulanması mümkündür.
- Kişisel bilgisayar dışı cihazlar Aynı şekilde, özellikle internete bağlanmak ve temel işlevler için kişisel bilgisayardan daha küçük form faktörüne sahip cihazlar da bilgisayarlaşma oranını yükseltmek için bir seçenek olabilmektedir.
- Genç nüfusun istihdam gereksinimi Özgür yazılım sürecinin özellikle giriş engellerini (barrier to entry) düşürücü ve yok edici etkisi ile yeni girişimcilere ve serbest yazılımcılara büyük olanaklar sağladığı açıktır. Genç ve istihdam edilememiş nüfusun çok olduğu ülkemizde bu durum bir fırsata dönüştürülebilecek niteliktedir.
Tehdit
- Kanıksanmış “korsan” yazılım Ne yazık ki Türkiye’de “korsan” yazılım kullanımı oldukça yüksek oranlara ulaşmış, kanuni açıdan yasak olan bu yöntemin yaygınlaşması ahlaki sıkıntıların da ikinci plana atılmasına yol açmıştır. Bu durumun aşırı reklam ve tanıtım kampanyaları ile birleştiğinde özgür yazılımı anlatmak ve yaygınlaştırmak önünde önemli bir engel oluşturacağı düşünülmektedir.
- “Bedava” beklentisi Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de, özgür yazılımın dağıtım modelinden kaynaklanan fiyat avantajı kimi zaman diğer özelliklerini gölgelemektedir. İngilizce’de free sözcüğünün hem özgür, hem de bedava anlamına gelmesi Free Software hareketini ilk izlenimde neredeyse yalnızca bu fiyat avantajına indirgeyebilmektedir. Bu durum, bir yandan kullanıcıda özgür yazılımla ilgili olarak herhangi bir bedel ödemeyeceği beklentisi oluşturmakta, diğer yandan da kalite algısını olumsuz etkilemektedir.
- Fiili tekel İşletim sistemi pazarı, özellikle masaüstü segmentinde, tek bir firmanın ürünleri tarafından baskın şekilde kapsanmaktadır. Bu, hem bir seçenek karşısında bilişim sektörü aktörlerinin hareketlerini kısıtlamakta, hem de kullanıcının zihin payını (mindshare) tekel ürünü lehine dengesiz şekilde etkilemektedir. Tekel durumundaki firmanın geniş tanıtım ve pazarlama olanakları ile birleşince durum seçenek ürünler için hayli zorlaşmaktadır.
Biraz pazarlama soslu bir liste, gördüğünüz üzere, kullanılmakta olduğu belgeler itibarı ile. Ama Pardus projesini iyi bir şekilde yansıttığını düşünüyorum. Bilginize…
-
Bilişim Dergisi: “Kriz Döneminde Özgür Yazılım”
Sanırım sevgili Görkem Çetin başlattı, ardından sevgili Bora Güngören ve sevgili Erhan Ekici katıldılar. Kanbersiz düğün olmaz misali ben de gireyim lafa. Türkiye Bilişim Derneği‘nin Bilişim Dergisi‘nin Kasım sayısında yayımlanan Özgürlük İçin… köşesi:
Kriz Döneminde Özgür Yazılım
Dünya ekonomisi son seksen yılın en büyük ekonomik krizine giriyor, hatta girdi. Özellikle ABD’de emlak kredileri sektöründe başlayıp ABD ve Avrupa’da bankacılık ve finans sektörlerine sıçrayarak büyüyen kriz, tüm sektörleri ve tüm dünyayı içine alacak gibi görünüyor. Kurumlar ve kişiler için sıkıntılı dönemler. Bu yazımızda kriz döneminde özgür yazılımın halini mercek altına alalım…
Kriz Zamanları İçe Dönmek ve Düşünmek için Birebir
Kriz dönemlerinde tüm ekonomik aktörler harcamalarını kısmak, maliyetlerini düşürmek ve müşterilerini korumak gibi temel yaşamsal tepkiler gösterirler. Ancak tecrübe gösteriyor ki, bu yaşamsal ve günlük tepkilerin yanında, durgunluk zamanları içe dönmek ve düşünmek için de kullanılıyor. Yarınları etkileyecek kimi girişimler tam da bu kriz zamanlarında ortaya çıkıyor. En çabuk akla gelenler insan kaynaklarının iyileştirilmesi, kalite sistem ve süreçlerinin gözden geçirilmesi ve organizasyonel yükün (overhead) düşürülmesi gibi önlem ve uygulamalar.
Bilişim sistemleri, reel sektör firmalarının ana iş kolları veya çekirdek rekabet alanları arasında değildir. Bu nedenle işleyen sisteme müdahale etmek, değişiklik yapmak çok tercih edilmez. Mevcut sistem işini yaptığı sürece “en iyi” sistemdir. Hele bilişim sistemlerinde kullanılan yazılımları üretim, dağıtım ve destek modelleri açısından değerlendirmek, bu modelin firmanın üretkenliği, verimliliği, esnekliği ve karlılığına etkilerini sorgulamak günlük operasyon sırasında akla dahi gelmez. İşlerin yavaşladığı, siparişlerin seyrekleştiği, kemerlerin sıkılmaya başladığı kriz dönemleri ise bunları gündeme almak için biçilmiş kaftan.
Mevcut kriz, özgür yazılımın kurumsal pazarda yeniden gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi açısından önemli bir zaman. Mevcut sahipli yazılım çözümlerini sorgulayacak, özgür yazılım çözümleri ile test ve pilot çalışmaları yürütecek, sonrasında da kapsamlı özgür yazılım göçlerine girişecek pek çok firma olacak. Bunun hem bu firmalar, hem de özgür yazılım geliştiren, “satan”, hizmetleri veren yazılım ve bilişim firmaları için önemli bir fırsat olduğu açık.
Hem Tasarruf, Hem İnovasyon
Özgür yazılım krizde ve sonrasında firmalara neler vadediyor? Doğal olarak öncelikle tasarruf. Bedava anlamındaki free (as in free beer) her zaman özgür yazılımın birinci cazibesi olmuştu, kriz döneminde çok daha fazla böyle olacak. Gözden kaçırılmaması gereken, göçün de kimi zaman dışkaynakla yürütülen, belirgin bir eğitim ihtiyacı yaratan ve uygulama aşamasında üretkenlik kaybına yol açan bir proje olduğu. Özgür yazılıma geçişte yapılan yatırımın geri dönüşü (Return on Investment – ROI) toplam sahip olma maliyetinin (Total Cost of Ownership – TCO) düşüşü ile, belli bir vadede sağlanıyor. Özgür yazılım firmalarının bu dönemde yapması gereken, özgür yazılıma göçü sıkı nakit ve pahalı kredi ortamında dahi cazip kılabilecek yaratıcı iş modelleri üretmek.
Özgür yazılımın ilk anda bilançoya yansımayan, yansıdığında da kaynağını çok ele vermeyen bir katkısı ise inovasyonun kolaylaşması, hızlanması ve ucuzlaması. Bu, bilişim firmaları için olduğu kadar reel sektör firmaları için de böyle. Özgür yazılımın teknoloji ve iş modeli getirdiği açıklık ve sayesinde bilişimle hiç ilişkisi olmayan firmalar bile daha yenilikçi olabilecek, 21. yüzyıla daha hızlı ayak uydurabilecekler. Özgür yazılım firmalarının ikinci yapması gereken de özgür yazılımın ilk bakışta göze çarpmayan, ama kriz dönemi içe dönme ve düşünme seanslarının temeline hitap eden bu özelliğini potansiyel müşterilerine doğru anlatmak.
-
Bilişim Dergisi: “Özgür Yazılım ile Fırlayan Üretkenlik”
Bir yıldır, sevgili Yücel Kamçez derginin başına gedliğinden beri, Türkiye Bilişim Derneği‘nin Bilişim Dergisi‘ne “Özgürlük İçin…” başlığı altında yazılar yazıyorum. Özgür yazılım, Linux ve Pardus konularına değindiğim köşenin etkilerini görmeye başladık, iyi yönde ve diğer türlü 😛 İşte derginin Ekim sayısında yayımlanan Özgürlük İçin… köşesi:
Özgür Yazılım ile Fırlayan Üretkenlik
Özgür yazılımı ayrıntılı didikleyen yazılarımıza “reklamlar” için bu ay ara vereceğiz. Çünkü geçtiğimiz günlerde Pardus 2008’in ilk güncelleme sürümü yayımlandı. Yeni kullanıcıların yüksek hacimli güncelleme gereksinimlerini ortadan kaldırmak ve Pardus teknolojilerinin en son durumlarını içeren güncelleme sürümlerine, geleneksel olarak, Anadolu’da nesli tehlikede bir hayvanın ismini veriyoruz. Bu kez sevimli çizgili sırtlan konuğumuz oldu ve yeni sürümümüz Pardus 2008.1 Hyaena hyaena olarak adlandırıldı…
Bir Tane Yetmez, Yedi Tane!
Bu sürümümüz bir açıdan şimdiye kadar yaptıklarımızın (ki sadece çalışan CD olanları da sayarsak dokuzuncu resmi ve açık sürümümüz oluyor) en iddialısı oldu. Normalde ya tek bir ürün, ya da kurulan ve çalışan CD şeklinde iki ürün çıkarırken bu kez tam yedi ürün hazırladık.
Başta doğal olarak kurulan CD Pardus 2008.1 Hyaena hyaena var, özellikle 2007’den 2008’e güncelleme betiği ile eski kullanıcılarımızın uzun süredir beklemekte olduğu. Hyaena hyaena’nın bir diğer özelliği de İsveççe dil desteğinin eklenmesi oldu. Biz sayısını karıştırmaya başladık, ama Pardus 11 dili tam olarak destekliyor artık. Bu da doğal olarak CD’de uluslararasılaştırma paketlerine gittikçe daha fazla yer ayırmamız; aynı zamanda, ve ne yazık ki, uygulama paketlerinin kimilerinden vazgeçmemiz anlamına geliyor. Bu sürümümüzde bu duruma bir çare aradık ve orijinal sürümü yalnızca Türkçe ve İngilizce olacak şekilde ve bolca uygulama ile çıkardık, eski günlerde olduğu gibi. Dünyanın dört bir yanındaki Pardus kullanıcıları için ise Pardus 2008.1 Hyaena hyaena International Remix adı altında 11 dilin hepsini (Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Hollandaca, Katalanca, Brezilya Portekizcesi, Lehçe ve İsveççe) içeren ikinci bir sürüm oluşturduk. Evet daha az uygulama içeriyor, ama tüm dil destekleri hazır geliyor.
Dahası, Pardus 2008 sürümünü yayımlarken hazır olmayan çalışan CD sürümümüzü ufak tefek problemlerini giderek yayımladık Pardus 2008.1 Hyaena hyaena Çalışan CD. Pardus’u yalnızca denemek isteyenler için birebir… Bununla yetinmeyip bir yıla yakın süredir ortalıkta olan ve Pardus 2009’un öntanımlı arayüzü olması kuvvetle muhtemel KDE4’ü de (mevcut sürümde KDE 3.5.9 kullanıyoruz) meraklı kullanıcılarımıza ulaştırmak istedik, Pardus 2008.1 Hyaena hyaena Çalışan CD KDE4 Seçkisi adı altında bir deneme sürümü daha çıkardık.
2008.1 sürecinde iş ortaklarımızdan dört ayı aşkın zamandır Pardus önyüklü masaüstü bilgisayarları pazarlamakta olan escort‘un sürümlerini de güncelledik. escort için üç ayrı kurulum görüntüsü ve bir kurtarma CD’si hazırladık, ama ben bunları bir sayıyorum.
Enteresan bir tanıtım stratejisi ile kapımızı çalan Mudo ile birlikte çalıştık ve Mudo mağazalarında dağıtılmak üzere eğlence ağırlıklı bir Mudo seçkisi oluşturduk. Geçtiğimiz günlerde başlayan ve birbirinden cazip unsurlarla sürecek olan, sonuçta da bir sosyal sorumluluk girişimine destek verecek tanıtım kampanyası yalnızca Pardus için değil, Türkiye bilişim dünyası için de ilginç bir örnek oluşturacak.
Son olarak da Almanca ve Türkçe kurulabilen ve üniversite öğrencilerinin gereksinim duyacağı çeşitli bilimsel ve teknik uygulamaları da içeren Pardus 2008.1 Hyaena hyaena Deutsche Akademische Remix sürümünü hazırladık. Önümüzdeki günlerde Almanca yerelleştiricimiz (yoksa “Pardus Almanya büyükelçisi” mi diyeyim) eliyle Almanya’da bir üniversitede dağıtımını yapacağız. Pardus’un ilk sistemli ve planlı yurtdışı harekatı olacağından hayli heyecanlıyız.
Enerji Gerektiği Yere
Bu noktada reklamları kesip arkamıza yaslanalım… Yalnızca 4 yıllık geçmişi olan, henüz 20 kişiye ulaşmamış bir ekip eliyle geliştirilen ve bu geliştirme esnasında ana ürün dışında Pardus teknolojileri adı altında pek çok inovatif bileşen de üretilen bir proje nasıl oluyor da böylesine geniş bir yelpazede bu sayıda ürünü ve eşzamanlı olarak piyasaya sürebiliyor? Pazarlama açısından değerlendirmeyelim, şu anda çok fazla odağımızda değil bu konu. Organizasyon ve planlama ve destek yapısı ve konfigürasyon yönetimi gibi teknik ve işletme ağırlıklı bir açıdan bakalım. Hiç mi çekinmedik böylesine kapsamlı bir operasyonu planlar ve icra ederken?
Yanıt çok basit: Hayır, çekinmedik. Çünkü özgür yazılım ve Linux’un onyılları bulan deneyimi ve dünya yüzeyine yayılmış binlerce-onbinlerce geliştiriciyi içeren ekosistemini kullandık. Biz enerjimizi yalnızca gerekli olduğu yere, sistem entegrasyonuna, bu amaçla geliştirdiğimiz Pardus teknolojilerine, sürüm yönetimine ve süreçlere yoğunlaştırdık. Eğer kaynaktan (upstream) kullanıcıya (downstream) akış yolu üzerinde kendinizi doğru konumlandırır ve ev ödevinizi iyi yaparsanız özgür yazılımla üretkenliğinizi havalara fırlatabilirsiniz. Unutmayın, aynı zamanda özgür yazılım lisansları sayesinde kodun tümü üzerindeki kontrolünüzü kaybetmeden…
Ufak bir not: Bu yazıyı kaleme aldığımda programa uygun yürüyen Mudo etkinliği önce organizasyon sıkıntıları nedeniyle ertelendi, sonra da ekonomik kriz nedeniyle iptal edildi. Biz yaptığımız çalışma ile kaldık…
-
Onun adı Özgür Yazılım!
Sevgili Bora Güngören’in, belli ki ağzı yanmış bir şekilde, web günlüğüne yazdığı bir yazı özgür yazılım ve kaynak kodu ile ilgili yıllardır söylediklerimi bir kez daha derli ve toplu bir şekilde kaleme almama vesile oldu. Bora’nın günlüğüne yorum olarak eklediğim metin şöyle:
Amerika’da Open Source terimi, biliyorsunuz, daha çok konuya ideolojik / ilkesel ya da pragmatik / pratik yaklaşımlar arasında bir anlaşamazlık yaşanması nedeniyle ortaya çıkmıştı. Doğru bir hareket olduğu da yıllar boyunca FSF’e ve Free Software’a burun kıvıran koca koca şirketlerin Open Source’u kucaklamasıyla anlaşıldı.Bir de Free’nin “as in beer” ve “as in freedom” karmaşası var tabii ki…
Avrupa’lıların kafası karıştığından FOSS ve FLOSS gibi bence manasız kısaltmalarla yaklaştılar olaya. Ama, örneğin, Brezilya’da Software Libre deniyor ve bir sıkıntı olmuyor. Tabii Brezilyalılar’ın özgürlük vurgusunu akılda tutmak lazım.
Neyse, sevgili Bora, olay kaynak kodu değil, açık kaynak kodu da değil. Bunun adı Özgür Yazılım. Özgür ise kaynak kodu açıktır ve daha pek çok şey. Ama kaynak kodunun açık olması tek başına hiçbir şey ifade etmez. Microsoft bile isteyen hukümetlere kaynak kodunu “gösteriyor”du. O kaynak kodunu alıp, derleyip, istersen değiştirerek yeniden derleyip, istersen değiştirilmiş haliyle yeniden dağıtamıyorsan kaynak kodu sana fazla birşey sağlamaz. Bir yazılım ya özgürdür, ya değildir.
Bu nedenle, lütfen, Türkçe’de manasız ve gereksiz olan açık kaynak lafını biz bari kullanmayalım. Open Source = Özgür Yazılım, FOSS / FLOSS = Özgür Yazılım. Bir yazılımın özgür olup olmamasını lisansı, lisansın özgür olup olmamasını da OSI (ya da isterseniz FSF) belirler. Her kaynak koduna ulaşabildiğiniz yazılıma özgür yazılım muamelesi yapmayın. Özgür yazılım kod ile ilgili değil, geliştirme ile ve dağıtım ile ilgili birşeydir. Kaynak kodu tam bir bonus olarak gelir…
-
Pardus: 2003-2008 ve Geleceğe Bakış
Özgürlük İçin’de haber edildiği üzere, geçtiğimiz Perşembe günü Ankara’da, Türkiye Bilişim Derneği tarafından düzenlenen Bilişim ’08 Ulusal Bilişim Kurultayı’ndaydım. Kurultay’da “Açık Kaynak ve Dokümanlar, Türkiye için bir Gelecek mi?” oturumunda hem konuşmacı ve hem de sonrasında oturum başkanı olarak yer aldım.
Konuşmam Pardus’un 2003’ten bu yana geçmişi, mevcut durumu ve önümüzdeki üç yıl için planları üzerine genel bir Pardus’un Durumu (Amerikalıların deyimi ile State of Pardus) sunumu idi.
Pardus projesinin 2003 Eylül ayından bu yana hangi aşamalardan geçtiğini bilebildiğim ve dilimin döndüğü kadarı ile anlattım izleyenlere. Burada temel amaç kısıtlı kaynaklar ve fakat son derece değerli bir ekiple ortaya koyulan mucizevi ilerlemeyi vurgulamaktan çok, önümüzdeki dönemde benzer mucizelere bel bağlamak yerine artık işe gerekli kaynağı ayırma gereğine dikkat çekmekti. Özellikle Pardus’un gerçekten rekabetçi bir işletim sistemi olması isteniyorsa…
Belki sunumun en vurucu kısımlarından birisi ohloh.net sitesinden alınan veriler ile Pardus projesinin genel ölçeğini ve verimliliğini irdelediğim yansılardı. Satır sayısı üzerinden yapılan hesapla Pardus’taki orijinal katma değerin 600 küsur kişi-yıllık bir emeğe karşılık geldiğini, bunun da parasal değerinin 33 milyon ABD doları üzerinde olduğunu biliyor muydunuz? Oysa dağıtım geliştirme dışında pek çok işin de yapıldığı projemizin 2003 Eylül-2008 sonu aralığını kapsayan toplam harcaması (makul bir kur ile) 3 milyon ABD doları civarında, toplam harcanan işgücü de 630 kişi-ay. Yani Pardus projesi standart geliştirme metriklerine göre 10 küsur kat daha verimli. Yaşasın özgür yazılım… Bu konuda ileride yine yazacağım.
Ardından kısaca önümüzdeki üç yıl için planlarımızı aktardım. Ben 2009-2011 arasına “Pardus’un 2. üç yılı” diyorum. 2004-2008 arası da Pardus’un 1. üç yılı oluyor. Şimdi “2004’ten 2008’e dört yıl var” diyeceksiniz, haklısınız. 2008 yılında gerçekleşmesi gereken ve hatta şart olan kimi gelişmeler bir yıl gecikince ilk üç yıl da biraz zamlı oldu, kusura bakmayacaksınız. Neyse ki bu aksilik Pardus’un gidişatını fazla etkilemedi, 2008 gibi son derece sağlam bir ürün çıkardık ortaya.
Gelecek planları sonrasında günümüze geri döndük ve ilk konuğumuzu çağırdık, Milli Savunma Bakanlığı projesinin önemli şahsiyetlerinden Binbaşı Savaş Cengiz’i. Savaş Binbaşı MSB’deki karar sürecini, Pardus ile elde ettikleri yararları ve genel izlenimlerini anlattı. Mutlu bir kurumsal kullanıcıyı dinlemek insana her zaman keyif veriyor…
Sıra üç önemli duyuruya gelmişti: Pardus Göç Ortakları, Pardus Donanım Ortakları ve Pardus Eğitim Merkezleri ile ilgili duyurulara. İlk duyurumuzda bizlere ilk Pardus Göç Ortakları olan Portakal Teknoloji’den Bora Güngören ve Uygun Teknoloji’den Hakan Uygun eşlik ettiler. İlk Pardus Donanım Ortağı escort Bilgisayar etkinliğe katılamamıştı. Ve Pardus Eğitim Merkezi olmak üzere sözleşme imzaladığımız bir iş ortağımız halen mevcut değil. Her üç program da Pardus’un özellikle kurumsal ve KOBİ pazarına nasıl ciddiyetle yaklaştığını ve Pardus’un 2. üç yılının ne gibi yenilik ve değişikliklere gebe olduğunu göstermeye yetiyor kanımca.
Kurultay’da bulunduğum sırada pek çok arkadaşın yanı sıra Pardus Göç Ortağı ya da Pardus Eğitim Merkezi olmak isteyen kimi firma temsilcileri, Pardus’a ve özgür yazılıma göç etmeyi düşünen kimi kamu kurumlarının yetkilileri ve gözleri parlayan genç Pardus gönüllüleri (geleceğin Pardus geliştiricileri) ile tanışma olanağı buldum. Hayli yorucu bir 24 saati son derece mutlu ve geleceğe umutla bakar bir şekilde kapattım.
Ankara’dayken ve sonrasında sunumun bir kopyasını isteyenler ve Bilişim ’08’e katılamayanlar için sunumumu buradan sizlerle paylaşmak istedim.
Pardus’un 2. üç yılına hoş geldiniz… Artık değişim başlıyor, hepimiz kendimizi hazırlayalım!